AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Yılanlar Okul'u Sarıyor

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki
YazarMesaj
Nymph Xénia Blythe

GezginGezgin
Nymph Xénia Blythe



Mücadele Tarafı : Well, you can tell jesus that the bitch is back.
Rp Sevgilisi : Pisicik (Jan Andrew Vogué)
Kan Durumu : Pureblood
Patronus : Hawk

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptySalı Haz. 08, 2010 10:48 pm

Huzur! Belkide o anı tanınmlayabilecek en iyi kelimeydi. Dışarının soğuğu nedeniyle buğlanan camdan etrafa göz gezdiyordum. Asamı cama tutmuş ufak hareketlerde birkaç dakikada bir buğunu yok ediyordum. Dışarıyı izlemek bana en çok bu saatlerde güzel geliyordu. Karanlık gecenin ortasında beyaz bir baykuş gökyüzünde süzülerek kendini baykuşhaneye bırakmıştı. Baykuşlar bu saatlerde birer birer öğrencilere yollanan eşyaları getiriyorlardı. Burada yemlerini yedikten sonra kahvaltı vaktinde bu eşyaları öğrencilere taşımakla yükümlüydüler. Her gece şafak söknmeden birkaç saat önce bu manzarayı izlerdim. Yatakhanenin sessizliği bana huzur veriyordu. Biraz ielride başalyıp yuvarlak yatakhanede daire biçiminde dizilmiş yataklara birer birer baktım. Benim yatağım hariç bütün yataklar doluydu. Kızlar en derin uykularında nefes alıp veriyorlardı. Onların bu sakin hallerini izlemek oldukça zevkliydi. Ne bir art niyet ne bir endişe, insanın en saf hali uykudaki haliydi. Bunu düşünürken ortak salondan gelen küçük bir çıtırtı duydum. Merakla asamı kapıya yönelttim. Sanki daha demin merdivenlerden biri inmişti. Çıplak ayaklarımı yere oğru savurdum. Küçük adımlarla yatağımın yanında duran terliklerimi giydim. Ufak hareketlerle kapıya doğru gittim. Birkaç kişi yerinde kıpırdanınca duraksadım. Saniyeleri saymaya başladım. Beşinci saniyeden sorna kendimi kapıdan dışarı attım. Merdivenlerden hızlıca indim. Tam souna vardığımda delikten geçen ikizimi gördüm. Bu saatte nereye gittiğini merak ederek peşine takıldım.

Koridorda hızla ilerliyordu. Bu çocauk başına dert almak konusunda eşsizdi. En azından her seferinde bir şekilde bunu farkedip korumak adına yanında olabiliyordum. Dılşarıdan yansayan ay ışığında koridorları geçtik. İkizim benim varlığımı farketmemişti. Onu izlediğimi bilirse kıyamet kopacağına emindim. Bu yüzdne elimden geldiğince uzak ve sessiz ilerliyordum. Onun adımlarının yarı hızında ilerliyordum. İkinci kata kadar onu takip ettim. İkinci kat merdivenlerinde koridora sapınca kütüphaneye gittiğini farkettim. Gecenin bu saatinde bile kitap arayacak kadar Ravenclaw'lu olduğunu bildiğimden garipsemedim; ama bir hoca gelme ihtimaline karşı onu bekleyecektim. Suçu üstlenebilir veya hızla onu kaçırabilirdim. Her hangi bir olay olduğunda da müdahale için hazır oalcaktım.

Dakikalardır kütüphanenin kapısının yakınında bir duvar oyuğunda duruyordum. Gözlerim kütüphane kapısına dikilmişti. İkizim hala içeriden çıkmamıştı. Merak etmeye başklasamda kitaplar arasında ne kadar çabuk kaybolabileceğinin farkındaydım. Bu yüzden kafama takmadım. Asamı biraz daha indirip rahat bir pozisyonda oturdum. Birinin geçip geçmediğini görmek adına yüzüm hep kütüphaneye dönüktü. Her yönü grebilecek şekilde oturduğuma dikkat etmiştim. Bir adan kütüphaneden gelen sesler artmaya başlamıştı. Birkaç dak,ika kendimi merak etmemek adına tuttum; ama sesler artmaya başlayınca iyice sinirlerim bozuldu. İkizimin ve daha birçok büyücünün büyü sesleri geliyordu. Bir olay oluyordu. Asamı ileri uzatmış bir biçimde hızla komaya başladım. Kütüphane kapısına yaklaştığımda bedenim başka birinin bedenine çarptı. Kütüphaneye giremeden kapının yanına yuvarlandık. Bu beden bendenim ufak bedenimin yanında oldukça büyüktü. Bu ölçülerde olduğundan onun erkek olduğunu anladım. Hemen kafamı ona çevirdim. Gördüğüm manzara tahamül edilemedi. Gryffindor takım kaptanı Jan'ın üzerine yuvarlanmıştım. O bilindik surat ifadesi ve Gryffindor cübbesiyle bana bakıyordu. Sinirle ' Önüne baksana, kedicik(!) ' diye buyurdum. Çocuğun bir cevap vermesini beklemeden yerden kalkmaya çalıştım; ama çocuk cübbemin üzerinde yatıyordu. Bu yüzden kalkamadan bir kez daha yere yuvarlandım. Asam hala elimde duruyordu. Sinirle cübbemi çocuğun altından çekemye çalıştım; ama bu kadar iri bir cüsseden cübbemi kurtarmam imkansızdı. Çocuğa sinirle bakmaya başladım. Hemen yanında kıpırdayamadan duruyordum. Çocuk hemen yerden kalkıp cübbemi serbest bırakmazsa ona bir yumruk bile patlatabilirdim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jan Andrew Vogué

GezginGezgin
Jan Andrew Vogué



Mücadele Tarafı : Klişeler..
Rp Sevgilisi : Birisine âşık.
Kan Durumu : Melez
Patronus : Yusufçuk

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptySalı Haz. 08, 2010 11:49 pm

Sabahtan beri bir kaşıntı… Kısacık tırnaklarımı boynumdan uzak tutamıyordum. O aptal böceği bulduğum yerde düello edecek kadar sinirliydim. Başıma dert açılmıştı bu sene. Hogwarts’ın tahta parkeleri arasında gezinen tahta kuruları, diğer böceklerin sahip olduğu adab-ı muaşeretten yoksundu. Uyuyan adamın yatağına çıkıyorlar ve hatta boynunu ısırmak suretiyle rahatsızlığın en büyüğünü veriyorlardı. Kalkıp yatağımın ortasında oturdum. Çarşaf iki bacağımı da belli edecek kadar şekillenmişti bileklerim arasında. Ne olursa olsun kaşımayı bırakmıyordum. Sonunda bir ıslaklık elime geldiğinde boynumu az da olsa kanattığımı anladım ve sessizce sövdüm. ‘’ Lanet olası mahlukat.’’ Çarşafa bulaşmasın diye üzerine ufak bir yarabandı koymalıydım. Yatakhanede bir ecza dolabı olmadığına emindim. Bu yüzden ortak salona inmem gerekiyordu. İnmeden önce yataktan kalkarken biraz gürültü yaptım. Neyse ki bizimkilerin hepsi uyuyordu. Üzerimdeki siyah atletin yakasını genişlettim hafifçe. Mikrop kapmasın diye bir şeyler sürmem gerekirse üstümü ıslatmak istemiyordum. Bu şekilde kendi kendimi çekiştirir gibi görünerek ortak salona indiğimde üzerinde garip şekiller ve bir iğne resmi bulunan ecza dolabını bulmam çok uzun sürmedi. Kapıdan en uzaktaki köşede duvara asılmıştı. İçi oldukça düzenliydi ve tabii ki buram buram ilaç kokuyordu. Hafifçe yüzümü buruşturdum. Alacağımı aldıktan sonra kapattım kapağı. Hemen karşıda duran aynada önce oksijenli suyu sürdüm birkaç santimlik çiziğe, ardından da kuruması için elimle biraz rüzgar yarattım. Bandı yapıştırdığımda daha huzurlu hissediyordum. Eşyaları yerine bıraktıktan sonra kapının kapandığını duydum. Ortak salonun gecenin bu vaktinde kimin tarafından terk edildiğini merak etmiyordum. Büyük olasılık Tristan’dı. O ve sevgilisi Olivia bunu sık yaptıklarından üzerinde durmayıp yatağıma çıktım.

Çarşaflar bana huzur verecek beyaz bulutlara benzemeye başladığında artık uykuya dalmaya yaklaşmıştım. Ancak gözlerim kayarken ortak salondan duyduğum çığlıkla diğerleriyle birlikte ben de yerimden fırladım. ‘’ Neler oluyor? ‘’ Üzerimdekilere sadece cübbemi geçirdim. Ayakkabılarım iyi ki bağcıksızdı. Onları da ayağıma geçirdiğim gibi koşturmaya başladım. Kulelerden aşağı indiğim her merdivende ayak sesim ve titreşimler yankılanıyordu. Uzun bacaklarımı kullanarak her merdiveni üçer üçer inmeye başladım. Düşer gibi olsam da hemen tırabzanlara tutunuyordum. Bizimkiler oldukça arkada kalmışlardı. Büyük olasılık bunun bir şaka olup olmadığını düşünmeye başlamışlardı. ‘’ O zaman ben şimdi sazan oluyorum.’’ Dostum söz konusu olduğunda bu ihtimal nedense bana saçma görünmüştü. Kızlar da bu konuda şaka yapmayacak kadar normal insanlardı. Ayrıca onlara yapabileceklerimi biliyor olmalıydılar. Kütüphaneye giden ayak sesleri duyduğumda olduğum yerde mıhlandım. Yeterince iyi anladığıma emin olduğumda koşmaya devam ettim. Tam kapının olduğu köşeye yaklaşıp döndüm, diğer köşeden gelen başka biriyle çarpıştım. Her şey o kadar ani olmuştu ki paldır küldür yere yuvarlanırken sağ elimin bileğini sağlam burkmuştum. Kükreyerek düşmeme sebep olan kıza baktım. ‘’ Nymph.’’ Kahkaha atmamak için kendimi zor tutmuştum. Üstelik önüne bakmayan bir tek benmişim gibi laf yetiştiriyordu. ‘’ Senin gözler de ayvayı yemiş şahin görünümlü karga!’’ O ufak suratına bakıp cübbesinin üzerinde olduğum için yüzünü buruştuğunu gördüğümde olduğum yerden kalktım. Yukarıdan baktığım cadının benle çarpıştığını hatırlayarak ister istemez sordum. ‘’ Bir yerin kırılmadı umarım. Gece gece bebek bakıcılığı yapacak halim yok. Çekil önümden, dostumla ilgili bir sorun var.’’ Kızın gözlerinde şimşek çakar gibi gidip gelen öfke dalgaları gördüğümü düşündüm. Ardından jetonum neredeyse dışarıdan bile duyulabilecek bir gürültüyle düştü. ‘’ Tabi ya, Ravenclaw tutucusu.’’ Kütüphaneden en ufak ses yoktu ama merakımı bastıramıyordum. Cadıysa önümde narin bedeniyle dikilmeye devam ediyordu. Gecenin ilerleyen saatleri olması sebebiyle yüzüne çökmüş yorgunluğu görür gibiydim. ‘’ Neden yatağında değilsin sen bakalım? Kabus görüp korktun mu yoksa? ‘’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph Xénia Blythe

GezginGezgin
Nymph Xénia Blythe



Mücadele Tarafı : Well, you can tell jesus that the bitch is back.
Rp Sevgilisi : Pisicik (Jan Andrew Vogué)
Kan Durumu : Pureblood
Patronus : Hawk

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 12:12 am

Çocuğun dağınık, karamel renkli saçları gözümün önünden çekildiğinde rahatlamıştım. Kalkmasının ardından cübbeme sevgiyle göz gezdirdim. Çocuk adımı telaffuz etmişti; ama bunu umursamadan cübbemi çektim. Ufak bedenimi yerden kaldırmaya yeltendiğimde sinirim git gide artıyordu. Çocuğun bana karga dediğini duymuştum. Bu bütün kanın beynime sıçramasına sebep olmuştu. Kafamı hızla kaldırdım. Elimde tuttuğum asamı sıkmaya başlamıştım. Gende bu pisiciğe saldırmak istemiyordum. İkizim içeride ne halde olabilirdi kim bilir; ben burda bu pisicikle vakit öldüremezdim. Çocukda benimle aynı şeyleri düşünüyor olmalıydı ki içeri bakıp duruyordu. Merakla etrafıma bakındım. Herkes kütüphaneye koşuşturuyordu. Bizse bu pisicikle koridorun ortasında durmuş birbirimize bakıyordu. Ne yapıyorduk ki sanki? Özlem mi gideriyorduk? Kırk yıl görsem özlemezdim onu. Bir anda gene o sesi duydum. Bu iğneli ses bu sefer bana bebek demiş üstüne birde arkadaşıyla ilgili sorun olduğundan bahsetmişti. Hemen aklıma ikizim gelmişti. Büyük bir hışımla çocuğun bileiğine baktım. Bileiğini tutuşundan sorunun onda olduğunu anlamıştım. Büyük bir kahkaha atarak ' Asıl sorun sende baksana; ama seninle ilgilenecek başka birini bulmalısın devlerle vakit kaybetmiyorum. Şimdi asıl sen uzak dur ki ben ikizime bakabileyim. ' diye cevpaladım. Çocuğun çekilmesini bekliyordum; ama o inadına çekilmiyordu. Sanki dediklerimi duymamış gibiydi.

Kısa bir süre sonra beni tam anlamıyla tanımıştı. Bana Ravenclaw tutucusu derken yeni bastığını düşünerek gülümsedim. Bu pisiciklerin aklındada cahil cesareti dışında bir şey yoktu. Çocuk bir daha içeri baktı. O sırada çocğun mimiklerinden içeride olanları çıkarmaya çalışıyordum; ama bir eşy göremediği her halinden belliydi. Aklım ikizde olsada Jan'ın beni süzdüğünü farkedince merakla ona döndüm. Beni baştan aşağı süzdükten sorna merakla bu saattte neden burada olduğumu sordu. Üstüne birda kabusla ilgili bir şeyler mırıldandı. Bu durum sinirimi bozmuştu. En güzel gülümsememi takınarak ' Aslında kabusu olabileceğim bir dev arıyordum. Tam zamanında geldin. ' dedim. Bu lafın tam yerinde olduğuna emindim. Aslında aklım ikizimde olmasa çoktan bir büyü savurup onu susturmuştum; ama bu kalabalıkta içeriye giremezdim. Tabiki böyle bir durumda kafamı dağıtarak sakinleşmem gerekiyordu. İçeriden gelen dumanları gördüğümde merakım arttı; ama aklımı tamamen Jan'a odakladım. Böylece sakin olabilecektim. Ortalığı gece gece yıkıp Profesörleri başımıza toplayamazdım. Bu yüzden ineliyici bir tonda olsada ' Verde bakayım şu bileğine. Gerçi şişlik yoktur senin kemiklerin biraz fazla iri. ' diyerek güldüm. Çocuğun elini uzatması için asayı tutmadığım avumu açtım. Gerçi onun bir eli benim iki avcumuda sarardı; ama bunu önemsemeden bekledim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jan Andrew Vogué

GezginGezgin
Jan Andrew Vogué



Mücadele Tarafı : Klişeler..
Rp Sevgilisi : Birisine âşık.
Kan Durumu : Melez
Patronus : Yusufçuk

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 12:56 am

Karşımda üzerini başını toparlamaya çalışan cadıya diktim gözümü. O kadar sinirliydi ki, bir an için canını sıkanın benden daha fazlası olduğunu düşündüm. Ne de olsa bir Ravenclaw’ın beynindeki damarlardan kan daha hızlı akıyordu. Benim anlayamayacağım bir ikilemde olup olmadığını bilmiyordum ama hiç yoktan merakımı bastırıp onun sözcüklerini dinledim. Demek Bradley içerdeydi. Aramızda en ufak bir sorun olmayan büyücünün Tristan’ın olduğu yerde ne aradığını merak ettim. Acaba Tristan’ın canına kasteden Bradley miydi? Bir anda cadıya olan bakışlarım sertleşti. Ama sonrasında düşündüm ki, Tristan Bradley’i iki hamlede yumurta kırar gibi ikiye ayırabilirdi tecrübesiyle. Bu yüzden anlık sinirim geçmişti. Birden bire değişen yüz ifadeleri arasında cadının hakkımda düşünebileceklerini aklımda sıraladım ve normale döndüm. Bir de dalga konusu olmaya niyetim yoktu. Bu sırada bileğimi fark etmiş olacak ki dikkatli zeka küpü, hemen diyeceğini demişti. Ağzımı açmama fırsat vermeden sıralıyordu cümlelerini. Bu yüzden söyleyeceklerinin bitmesini bekledim. Sarı saçlarında dans eden gaz lambasının ışığı dikkatimi çekti. Alevinin olduğu seviyeye kafamı kaldırdığımda gözlerimin hafifçe buğulandığını hissettim. Uzun süredir kızmış halde cadıya bakıyor olduğumdandır diye düşündüm. Karşımda birbirinden komik cümleler kuran cadının saçlarına, küçük ve yuvarlak omuzlarından nasıl döküldüklerine ve neredeyse şirin denecek kadar beyaz yüzüne baktım. Koca bir kahkaha ben tutamadan çıkmıştı ağzımdan. ‘’ Sen beni ancak rüyamda güldürürsün küçük kuş. ‘’ Ancak iyi niyeti karşısında şaşırmıştım. Bileğim ciddi anlamda canımı yakıyordu. Nymph’in şu garip acı noktası zırvalarından birini biliyor olabilme düşüncesi içime doğmuştu. ‘’ Sen doktor musun, baksan ne anlayacaksın ki? ‘’ Uzattığı incecik bileğine baktığımda içimde sebepsiz yere uyanan onu koruma düşüncesini doğal buldum. Ben bir Gryffindordum. Güçlü bileğimi onun avcuna bıraktığımda söylediğim ilk söz tedbirli olmaktan başka bir şey değildi. ‘’ Canımı daha çok yakarsan senin üzerine bilerek düşerim haberin olsun.’’

Bir yandan bileğime yapacağını merak ediyor, diğer yandan da asamı kavrayan elimi gevşetmiştim. Hala üzerimde duran cüppenin cebinde bıraktığım asayı düşmemesi için yokladıktan sonra kokuyu alan bir tek ben miyim diye merak ettim. Saçmaydı. Etrafımızdaki bütün meşale ve gaz lambaları gecenin karanlığını turuncu alevleriyle yüzümüze yansıtacak kadar temiz yanıyorlardı. Duman kokusu onlardan gelmiyordu. ‘’ Hey Rapunzel, ya senin saçın falan yanıyor ya da bir yerlerde yangın çıktı. Sen de kokuyu alıyor musun? ‘’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph Xénia Blythe

GezginGezgin
Nymph Xénia Blythe



Mücadele Tarafı : Well, you can tell jesus that the bitch is back.
Rp Sevgilisi : Pisicik (Jan Andrew Vogué)
Kan Durumu : Pureblood
Patronus : Hawk

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 1:33 am

Çocuğun beni incelediğini farkedince iyice sustum. Benim başta cübbeme sonrada saçlarıma gözünü gezdirdi. Bileğim hala havada dururken ona bakmaya başladım. Aklım hala ikizimde olsada şu anda iyi olmasını ummaktan başka çarem yoktu sanırım. Bir an geriye baktım; ama gene hiçbir şey göremedim. Midem gelen duman kokusu yüzünden alt üst olmuş durumdaydı. Çocuğun yüzüne baktığımda hafif bir gülümsemeyle karşılık verdim. Bunun üzerine gülmesini tutamamıştı; ama bana bir laf savurmaktanda geri kalmıyordu. Rüyamdada olsa güldürmek istemeyeceğimi düşünerek gülümsedim. Çocuğun elini vermesini beklerken gözlerimi ona diktim. Karamel rengi saçlarıyla uyumlu kahverengi gözleri vardı. Elmacık kemikleri yüzüyle orantılı bir biçimde dışarı çıkmıştı. Burnu oldukça düzgün gibiydi. Dikkatli bakıldığında gerçekten yakışıklı bir çocuk olduğuna karar verdim.

Benim doktor olup olmamamla ilgili bir şeyler mırıldandıktan sonra gülümseyerek beni inceledi. Bir tehdit savurmasına rağmen elini uzatınca tehditi pek umursamadım. Kalın bileiğine baktığımda benim çarpma hızımla yerde büküldüğünü farkettim. Eli elime değdiğinde bir sıcaklık hissettim. Benim yaz, kış buz gibi olan vücut ısımın yanında çocuğun vücut ısısı gerçekten .ok yüksekti. Hayatımda elim ilk defa bu kadar ısınmıştı. Bunu düşünerek gülümserken Sylvia'nın gördüğü manzaraları gördüm. Ruh içeri girmiş etrafa bakıyordu; ama etraf duman kaplıydı. Bu yüzden çok ner değildi. Bunu görünce duman kokusununda nereden geldiğini anlamış oldum. Çocuk tam o sırada aklımı okumuş gibi bene kokuyo sordu. Başımı kaldırmadan ' İçerisi duman bulutu. Nasıl bildiğimi sorma. Sessiz ol çünkü bu büyü konsantre ister. ' dedim. Çocuğun susmasından dediklerimi düşündüğü farkettim. Onun bu susma anından faydalanarak asamı kaldırdım. Gözlerimi kapatıp büyüyü düşünmemin ardından gözlerimi araladım. Asayı hafifce oynatırken ' Brackium Emendo ' diye fısıldadım.

Çocuğun elini birkaç saniyedir tutuyordum. Büyü etkisini gösterirken acı çekecekti. Ne kadar sessiz kalsada bunu yaşadığımdan kötü bir acı olduğunu biliyordum. Bileiğini oynatmaması için elimden geldiğince iki elimle bastıyordum; ama tabiki onun cüssesine çok yetmiyordu. Oynatmamasını sağladıktan sorna gülümseyerek bileğini yavaşça büktüm. Hiçbir acı kalmamıştı. Buna artık emindim; bilek hareketinden görebiliyordum. Gülümseyerek kafamı kaldırdım. Çocuğunda gülümsediğini görünce kalan ufak şüphelerimde gitti. Gülümsemeye devam ederken ' Gördün mü? Ufak bir büyü için doktor olmaya gerek yokmuş. ' dedim. Tam cevap verecekken duvarda bir delik açıldı. Bedenimi korumak adına ileri attım. Bir kez daha Jan'ın bedenine çarpmıştım; ama bu sefer çok sert olmadığından düşmemiştik. Takılan ayaklarımın üzerinde durabilmek için çocğum cübbesine yapıştım. Kendime geldiğimde başımı geriye attım. O manzarayı asla unutamayacağım. Bradley can çekişir bir halde Irené'in kollarında duruyordu. Hızla ileri atıldım. Başımı Jan'a çevirdiğimde gözümden çoktan bir damla yaş gelmişti. Bradley'i koruyamamıştım. Bunu düşündükçe ölmek istiyordum. Hızla onların yanına geldim. Jan arkamdan geliyordu; birinin onu hastahane kanadına taşıması gerekliydi Irené'e merakla ' Ne oldu? ' diye sordum. Sonra bunun saçma olduğuna karar vererek Bradley'nin kolundan tutup kaldırmaya çalıştım; ama küçük bedenim onu kaldıraca gücü bulamıyordu. Başımı kaldırıp Jan'ın gözlerine baktım ve masum bir tavırla ' Yardım et. ' dedim. Yardım etmesi gerekiyordu; yoksa bir başka türlü Irené'yle Bradley'i taşıyamazdık.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jan Andrew Vogué

GezginGezgin
Jan Andrew Vogué



Mücadele Tarafı : Klişeler..
Rp Sevgilisi : Birisine âşık.
Kan Durumu : Melez
Patronus : Yusufçuk

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 2:06 am

Bileğimdeki zonklama akıl almaz boyutta olsa da hala yüzümdeki gülümsemeyi silmiyor ve ona olan tavrımı aynen devam ettiriyordum. Kızların panik huyu hakkında fazla şey bilmesem de, olayları abartabilecekleri düşüncesi beni geriyordu. Yavaş yavaş solgun tenindeki soğukluğa yaydığım sıcaklığın arttığını hissettim. Bunun sebebi bileğimdeki sancının yükselmeye başlamasıydı. Küçük bir çay tabağındaki koca bir biftek gibi duran koluma ve hemen üzerinde renk değiştirmeye başlayan sıkışmış bilek kaslarıma baktım. Neler yapacağı konusunda en ufak bir bilgimin olmadığı cadının mavi gözlerinde binasından kaynaklanan bir bilmişlik vardı. Yüzündeki kendinden emin ifade benden kısa ve narin oluşunu göz önüne aldığımda arayı kapamasına sebep oluyordu. İncecik ve soğuk parmakları bileğime hafifçe bastırıyor, bileğimdeki hasarın etrafında ufak karıncalanmalar hissetmeme sebep oluyordu. Bir şeylerin yer değiştirmemiş olmasını umdum. Ne yapacağını az çok kestirebildiğim cadıya bakarken, birden bire değişen ifadesinin biçimli yüz hatlarını nasıl hareket ettirdiğini gördüm. ‘’ Ne? Ne var?’’ Cadı soruma anında içerisi hakkındaki yorumunu yaparak cevap vermişti. İlk cümlesinden sonra kaşlarımı çattım. Artık gülmüyordum. Kendi kendime kısık sesle söylendim. ‘’ Nasıl bildiğini sormayacağım pekala.’’ Sesimi kısmamı ister gibi sessiz olmamı isteyen cadının merhametine bıraktım kendimi. Bir yandan da az evvel söylediklerini düşünüyordum. Bir şekilde içeri bakmalıydım.

Bir anda bileğimden başlayıp kolumun tamamına yayılan keskin bir sancı nefesimi tutmama sebep oldu. Birkaç saniyeden ibaret olan his yüzünden yüzüm sabit bir ifadeyle kasılmış, boynumdaki damarın atışına kadar hissedebilmeye başlamıştım. Ama hemen sonrasında cadı bileğimi oynattığında her şeyin eskisi gibi olduğunu fark ettim ve onun hala tenime değen elini fark ettim. Artık hissetmem gerektiği gibi hissedebiliyordum. Cadının yüzünde gezinen memnuniyet ifadesine bir şeyler söyleyecek ve olası bir şımarma durumunu engelleyecektim ki, bunun ona yakışacağını düşünerek sustum. Fakat bir anda duvardan yükselen patlama zaten sessiz kalmamıza sebep olmuştu. Patlamanın etkisiyle bana doğru gelen cadıyı korumak için kollarımı vücudunun çevresine dolayıp onu olduğu yerde çevirdim ve duvara arkamı döndüm. Birkaç adım atmış kendimle birlikte Nymph’i de sürüklemiştim. Şoku atlattığımızda kollarımın arasında güvende olduğuna emin olmak için ona baktım. Fal taşı gibi açılmış gözlerini gördüğümde endişeyle arkamı döndüm dengede durmasına yardım ettikten sonra. Açıklıktan görülebilen ilk manzara maçta elini sıktığım Bradley ve hemen yanındaki Hufflepuff’lı cadıydı. Kızın yanıbaşında yatan Bradley’e bakmak için Nymph’in arkasından içeri daldım. Cadı önüne bile bakmadan ilerliyordu. İçerisi dumandan zor görülüyordu. Bir anda kafamın içinde biri bağırdı. ‘’ İçerisi duman bulutu.’’ Belki sonra değerlendirmek üzere düşünceyi kafamdan attım ve hemen yanlarına girmek üzere delikten geçmek için yarı belime kadar eğildim. İçeride bir sürü büyücü ve cadı vardı. Hala bir şeyler dönüyordu. Çığlıklar arasından Nymph’in yardım isteğini seçtim ve kızın duyacağı kadar yüksek sesle konuştum. ‘’ Deliği büyüt Nymph. Bu şekilde onu düşürebilirim.’’ O deliği büyütene kadar Bradley’i güvenli olmasına dikkat ederek sırtladım. Adam gerçekten ağırdı. Nymph duvardaki oyuğu genişletirken geriye çekildim. Ardından toz bulutunun geçmesini bekleyip koridora çıkmak için uzun adımlarımı derin nefesler eşliğinde atmaya başladım. Önümdeki iki cadıya bağırdım. ‘’ Hastane kanadına koşup haber verin! Hemen arkanızdayım Nymph.’’ Omzumdaki büyücüden acı dolu sesler çıkıyormuş gibi duyuyordum ya da aklım bana oyunlar oynuyordu. Hala içerideki çığlıklar aklımda yankılanıyordu. Bradley’in kesik nefesleri omzumda sarsıldıkça zayıflarken koşmaya başladım. ‘’ Lanet olsun! Neler oldu burada böyle! ‘’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph Xénia Blythe

GezginGezgin
Nymph Xénia Blythe



Mücadele Tarafı : Well, you can tell jesus that the bitch is back.
Rp Sevgilisi : Pisicik (Jan Andrew Vogué)
Kan Durumu : Pureblood
Patronus : Hawk

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 2:31 am

Yanıma gelen Jan beni duyduğunu belli etti. Irené'in kolundna tutup onun kalkmasına yardım ettim. Kız kalktıktan sonra Jan'ın sesini duydum. Baımı çevirip sislerin arasından Bradley ve Jan'a baktım. Jan ikizimi omzuna dayayarak sırtına almıştı. İkizimden hafif iniltiler çıkıyordu. Jan'ın deliği büyütmemi söylemesi üzerine asamı açık duvara tuttum. Aynı şekilde konsantre oluyordum. Büyüyü bir kereda halledip koca bir delik yapmalıydım. Asamı hışımla sallayarak ' Bombarda Maxima! ' diye haykırdım. Birkaç saniye sonunda durarın büyük bir kısmı patlayarak aşağı indi. Başımı arkaya çevirerek öksürdüm. Irené'de yanımda öksürüyordu. Kızın narin saçlarına bakarka ilerlemesini işaret ettim. Kız önden çıkıyordu. Hemen kızın arkasından deliğe tırmandım. Açık delikten hızla dışarı çıktım. Duman neredeyse bütün okula yayılmıştı.

Kafamı geriye çevirdiğimde Jan'ı gördüm. Bradley sırtında hızla deliğe tırmanıyordu. Tırmanırken bir taraftan duman ciğerlerine dolduğundan öksürüyordu. İçeride olan çığlıkları duymazdan geldim. Benim için şu anda tek önemli olan ikizimdi. Ona bir şey olursa yaşayamayacağımı biliyordum. Hızlı adımlarla yanımıza gelen Jan'a baktım. Bana Irené'yle beraber hastahane kanadında hemşireye haber vermemi söyledi. Onu dinleyerek koşmaya başladım. Yanımda Irené koşuyordu. İkimiz hızla hastane kanadına geldim. Hemen peşimizde Jan'ın ayak sesleri arttı. Sonunda o dumandan kurtulmuştuk. Buradı oldukça sessizdi. ilaç kokusu dışında hiçbir koku yoktu. Karanlık odanın biraz ilerisinde Anita uyuyordu. Ona bir göz gezdirdikten sonra şifacıyı aramak üzere adımlarımı hızlandırdım. Koridorun sonunda geldiğimde Jan içeri girmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tristan der Ivanëxt

VII. SınıfVII. Sınıf
Tristan der Ivanëxt



Mücadele Tarafı : SD.
Rp Sevgilisi : Olivia
Kan Durumu : Melez.
Patronus : Dağ Aslanı

Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 Empty
MesajKonu: Geri: Yılanlar Okul'u Sarıyor   Yılanlar Okul'u Sarıyor - Sayfa 8 EmptyCuma Haz. 25, 2010 9:28 am



Alevler içersinde kalan kütüphane, Tristan’ın kontrolü altında yayılmadan olduğu yerde kalıyor, yılanlara karşı bir set oluşturuyordu. Bu gece çok kötü işler yapılmış ve karanlık yaratıklar salıverilmiş, Troller okulu harabeye çevirmeye başlamış ve öğrenciler kendi aralarında ölüm pahasına düello etmeye başlamıştı. Bu işe son vermek için elebaşlarının yakalanıp gereken cezanın verilmesi gerekiyordu. Bunun için Tristan tozlu rafların arasında ve ortalığı yanan döşemelerden çıkan duman kaplamış mekânın içinde ağır bir şekilde ilerliyordu. Görüşü fazla net olmadığı için gönderdiği büyünün işe yarayıp yaramadığını bilmiyordu. Bir anda alevlerin arkasından tiz bir ses yükseldi ve onun kim olduğunu anlayan beden hemen kendini savunmaya çekti ve sağlam bulduğu rafın arkasına geçti.

Kütüphane çok karışmış, her taraftan ışıklar süzülüyor ve haykırışlar yükseliyordu. Profesörler hala bu kargaşayı duymamışlar mıydı yoksa onlarda Trollerle mi uğraşıyordu? Başını sağ tarafa çevirdiğinde Irené’yi gördü. Yüzünde sanki acı çeker gibi bir hali vardı ve Tristan’ın hiç beklemediği bir sesi haykırdı. “Irené Hayır! Protego!” diyerek Irené’nin arkasından gitmeye başladı. Cadı asasını indirmiş ve sanki burada hiçbir şey olmuyormuş gibi ilerlemesi Tristan’ı endişeye düşmesiyle yardım etmek için yaklaşmaya başladı. Ortalık iyicene kızışmış, öğrenciler yaralanmış ve teker teker yere düşmeye başlamıştı. Bütün bu olanlara sebep olan yılanlar bedelini ağır ödeyeceklerdi. “Irené bir çıkış bul, bütün öğrencileri çıkar!” diyerek haykırdı. Düello sahasına geri döndüğü anda aynı binada olan Jan’ı gördü ve o da diğerleri düellosuna devam ediyordu. “JAN! Çıkın buradan, Irené’ye yardım edin!” diyerek asasını ateşlerin olduğu yere yöneltti. Sağ elini hafifçe kaldırıp indirmesiyle ateşleri biraz daha dizginleştirdi ve kütüphane içersinde kalmasını sağladı. O anda görmediği bir şeyler bedenine çarptığını hissetmesiyle ellerini iki yana sallamasıyla kontrol altında duran ateşler savrulmaya ve yayılmaya başladı. Bunlarda ne böyle? İç sesi görmediği cisimlere karşı sitem oluşturuyordu. Vücudunda hissettiği sürtünmelerin ardından sol bacağında acı dolu bir his oluştu. Bunlar görünmeyen yaratıklar mıydı? Daha önceden kesilen bölge yeniden kanamaya başlamış ve o bölgedeki derinin kemirildiğini düşünmeye başladı. Bu acı hissinden kurtulmak için sağ elinde duran asasını sol bacağına götürdü ve “Expalliarmus!” diyerek haykırdı. Kemirme hissi kaybolmuştu fakat daha önemli bir sorun vardı. Şimdi de yerden yükselen ip tarzı şeyler bedenini sarmaya başladı.

Alevler artık tüm kütüphaneyi sarmış ve tüm Hogwarts’a yayılmaya başlamıştı. Kontrolü yeniden kazanamıyor, alevler kendi emirlerini uyguluyorlardı. Bedenine sarılan bu iplerden kurtulmak için çaba gösterse de başarılı olamıyordu. Tüm bedeni sarılmış gibiydi. Ne kollarını ne de ayaklarını hareket ettirebiliyordu. Bu alevlerin hayatı son mu bulacaktı? Profesörler neredeydi? Tüm öğrenciler bu yerden çıkmış mıydı?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Yılanlar Okul'u Sarıyor

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
8 sayfadaki 9 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-