AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Benim Odam, Benim Yansımam

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
Zosia Silimauré



Patronus : Gergedan

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptySalı Mayıs 04, 2010 4:23 pm

.




Benim Odam, Benim Yansımam A920203c

Hani ağlamak istersin de gözyaşı gelmez gözüne!
Hani sarılmak istersin de olmaz en sevdiğin yanında!
Hani gitmek istersin de kalman gerekir!
Hani uçurumun kenarındasındır da atlamaya cesaretin olmaz!
Hani konuşmak istersin de seni dinleyecek duvarlardan başka kimseyi bulamazsın!
İşte o zaman dersin ya Zosia yanımda olsaydı!
Öyleyim…
Sadece gel ve gir içeri.



.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Néil

GezginGezgin
Kevin Néil



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık*
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Gümüş Güvercin

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Geri: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptySalı Mayıs 04, 2010 4:38 pm

MRRI’de bulunmayan uçuş şebekesi için, önce Bakanlığa daha sonrada daire başkanlıklarından izin alarak uçuş şebekesine varmıştı. Kevin sarı tonundaki saçları, altında siyah bir ceket, onun içinde beyaz bir gömlek ve altında siyah bir pantolonla şebekeye doğru eğilmiş, iki büklüm bir şekilde yeşil dumanı içine çekip ortadan kaybolmuştu. Saliseler birbirini kovalamışcasına tekrar yeşil duman etrafını sarmış, gördüğü hayalden gerçeğe kavuşmuştu. Her tarafı aydınlanmış, birkaç uçuş şebekesinin olduğu odadaydı. Yanılmıyorsa kulelerin birinin üstündeydi burası. Okul hayatında hiç kullanmadığı için, ilk resmi Hogwarts görevine buradan girmek onun için büyük bir nimetti. Etrafı süzdü. Derin büyülükteki tablolar, ayna gibi parlayan mermerler ve ilerisinde tahtadan ufak bir kapı. Onu karşılamaya kimse gelmemişti. Ne kadarda sorumsuzcaydı. Oysa ki birkaç gün önce Müdüreye yolladığı postada: “ Sevgili Hogwarts Müdüresi, soruşturma gereğiyle uğrayacağım Hogwarts’a 23 Eylül’de, saat 15:00’de katılacağım. “ Evet, soruşturmanın boyutuylada kalma süresi belli olacaktı. Zaten dışarıdakilere karşı bir genel müdürün tek başına gitmesi onun ne kadar akılsız olduğunu gösteriyordu. İşin aslı hiçde öyle değildi, sonuçta Hogwarts hasretini uzun zamandır yaşamayan bir adam ve karanlığın olay yapabileceği her konuda bilgi alabilecek bir lider. Okul içindeki sızıntılarıda görevi gereği profesörlerle yapacağı konuşmada belirleyecekti.

Kapıdan çıkan Kevin, merdivenlerden birkaç kat inerek her kat başındaki katta olan bitenleri okuyordu. IV. Kat’a geldiğinde aradığı odayı bulmuştu. Onun zamanında giriş katındaydı oda ama şimdi IV. Kat’a alınmıştı. Müdür Yardımcısının Odası; Müdüreyle görüşmek için ilk önce onunla görüşmek daha olumlu olabilirdi. Açıkcası bir müdüreyle görüşmek, erkek bir yardımcıyla görüşmekten çok kötüydü. O yüzden seçmişti. Uzun bir koridor geçip, sonunda ortada kalmıştı. Bomboş duvarlara bakıyordu. Ayağıyla etrafı süzüp sadece odaksal bir nokta arıyordu ama nafile. Hiçbir şey yoktu, geriye doğru adım atarken öten bir güvercin sesi dikkatini çekti. Güvercin koridor boyunca süzülüp, tam arkasında duran taş duvara çarpmış ve güvercinin çarptığı yerde bir kapı belirmişti. “ İşte bu güzel. “ Ağzından çıkan sözcüklerle beraber, kanatlarını açmış bir güvercinin şeklini alan kapıyı iterek açmıştı. Gördükleri karşısında şaşkın olan Kevin: “ Aman tanrım, oda içinde oda mı ? “ diyerek serzenişte bulunmuştu. Karanlık bir oda ve içini aydınlatan kör bir ışık. Uzak mesafede görünen beyaz bir noktadan ufak sarı bir ışık vurmaktaydı. Kevin asasını ceketinin cebinde çıkararak fısıldamıştı. “ Lumos Maxima. “ Asadan fırlayan ışık huzmesi onun başının ucuna gelmiş, onunla beraber yol almaya başlamıştı. Huzmenin söndüğü, karanlığın bittiği yerde adımlarını sarı ışığın aydınlattığı, harika bir odada almıştı. Akvaryum, onun altında koltuklar. İleride büyük bir ranza, ranzanın üzerinde bir kapı ve sol tarafta bir kat daha. O çıkma katın üstünde tümsekleşe uzayan yatak ve kitaplık. “ Galiba, zevkli bir yöneticiye çattık. Kimse yok mu ? “ Sesini ele alırcasına, büyük odada yankılandırtmıştı. Sesi kesildiği andada klasik bir müzik odada ona eşlik etmeye başlamış, şaşkınlığına maruz kalmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
Zosia Silimauré



Patronus : Gergedan

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Geri: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptySalı Mayıs 04, 2010 5:26 pm

Karışıklık, her an aklında olan doğru kelime. Yapması ve yoluna koyması gereken o kadar işi vardı ki ne yapacağını bilmeden dolanmak onu yorup, sıkıyordu. Okul ilk günden tam bir kaos içinde başlamıştı, trende çıkan olay. Açılış Şöleninde öğrencilerin çıkardığı taşkınlık, dersliği zamansız terk eden bir profesör yüzünden açılan boşluk. Hepsi yüzündeki pürüzsüzlüğe bir çizgi yaratıyordu. En kötüsü de hayaletlerin kontrolsüz bir güç etkisi altına girip dünyayı bir birine katması olmuştu ama o gerekli uyarıyı yapmıştı değil mi? Yo, hayır. Arzusuna yenilmişti, sırf bu yüzden düşüncesizce o an için kaçmayı uygun bulmuştu. Yinede bunları aklından silmeliydi. Saçlarını tamamen bir kalem ile toplamıştı, aradan çıkan hırçın bukleler yüzünü süsleyen bir dövme gibi etrafa yayılmıştı. Parmaklarının ritmik vuruşları altında dev akvaryumu inceliyordu. Ne kadar yalnız gözükse de balıklar hepsi bir bütün gibi toplu ve muntazamdı. Ona dikilen gözlerinden okumak istediği o kadar çok şey vardı ki… Aslında istediği onlardan biri olmaktı belki de… Suyun içinde yaşamak, nefes alabilmek. Küçüklüğünden beri çok severdi denizleri, deniz canlılarını, sandalyesini az geri itip büyük akvaryuma doğru ilerledi. İnce parmaklarını buz gibi camın üstüne koydu ve yüzünü cama dayadı. Sanki suyun içindeymiş gibi verdiği huzurlu nefesini kapıdan gelen gürültü bozmuştu. Biçimli kaşları küçük bir tik ile kalkıp inmiş ve ne oluyor der gibi yana kaymıştı. Üzerinde çok sadece siyah yere kadar uzanan bol bir elbise vardı. Tek özelliği sırtında ki derin v şeklindeki açıklıktı. Ne bir gram makyaj ne de başka bir şey… Ki onun bu dinlenme saattin de onu rahatsız eden her kim ise önemli bir sebebi olmalıydı eğer yok ise başına gelebilecekler sadece Zosia’nın dudaklarında sırdı. Çıplak ayaklarının gömülü olduğu İran halısı üzerinde az dönerek odadan kimin geldiğini görmek için gizli kapısına baktı. Zaman sus, sus ki akan yalan olsun. Tenine değdiğinde kirlenen başka bir yılan olsun. Seni sokacak kadar yamacına yaklaşan en zehirli dost olsun.

Zosia iri iri açılmış mavi gözleri ile odaya giren Kevın’a bakakalmıştı. Ne yapacağını bilmeden attığı geri adımlar onu kitaplığının baş ucuna getirmişti, orada yazılı olan yazıyı gördüğünde bir kez daha gözleri buğulandı ‘Masumiyet öldü.’ Bakışları yavaşça tekrar adama kaydı, burada ne arıyordu. Onu nasıl bulmuştu ya da neden? Öğrenmek için tek yapması gereken zihnine girmek ve ondan kurtulmaktı ama yapamazdı ne kendi ne de içinde yaşayan diğeri bunu istemiyordu. Sadece tek bir söz sadece tek bir an hadi çöz her şeyi. Kaçan mıdır kovalanan yoksa kaçmak için mi yaratılmıştır, asıl olan. Dilindeki buruk tadın meyvesi elmaydı, ekşi içini oynatacak kadar hem de tatlı dişlerinden hiç gitmeyecek kadar arzulu. Düşünceleri onu yaralı bir şekilde oyalarken aklından geçen her anda adamın sorunu cevaplamaya yelteniyordu, ne diyecekti? Ben varım, mı? Dehlizleri parçalanıyordu ve her seferinde verilen acı kadar uzun bir andan çıkarıyordu, gözlerine bir kez bakması tüm uğurlarını gömüyordu ve şansı lanetlenmiş bir pranga oluyordu. Bu sessizlik can acıtıcı olmadan dışardan konuşan bir ruh gibi; “Aradığın ben isem ben varım yok değilsem kimi arıyorsun?” sözleri sert miydi evet sertti ama birbirlerini hep öyle bir konumda bırakmışlardı ki…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Néil

GezginGezgin
Kevin Néil



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık*
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Gümüş Güvercin

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Geri: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptyPerş. Mayıs 06, 2010 7:44 pm

Zevklice etrafına bakıyordu. Ama bir şeylerin eksik olduğunu düşünüyordu. Neden bu güzel odada bir yardımcı yoktu. Ağzıyla bir şeyler mırıldanırken, derinlerden, müziğin etkisiyle azalan bir ses kulaklarında yankılandı. Nazik ve ruha işleyen bir ses tonu. Bir kadından çıkabilecek en son noktadaki tonu bir kez daha duymuştu. Ama hatırlamıyordu. Adımlarını sesin geldiği noktaya yöneltmişti. Yavaş yavaş ilerliyor, bir yandanda konuşuyordu. “ Ben Müdüre Yardımcısını arıyorum. Tabi erkek olacak bir yardımcı, siz asistanı olmalısınız. “ Sesini hafifçe keserek, etrafa bakındı ama kimse yoktu. “ Eh, siz ortaya çıkın bari. “ Kafasını yavaşca geriye çevirdi ve tekrar süzdü odayı. Hiçbir şey belli olmuyordu. Ufak bir soluk sesi bile odadan gelmiyordu. Gözlerini kısarak, tereddüt etmeksizin süzdü odayı. Gördüğü nazik parmaklar ve üzerine doğru çıkan kolun yarısı. Geri kalan kısmıda arkada olmalıydı. Gülümsedi. Adımlarını tam karşısındaki zıt noktaya atmıştı. Ayak sesleri müziğe ayak uyduruyordu sanki.

Gönlünde filizlenen nazik bir hareketle ulaştığı büyük kitaplık ve sonunda tahtaya yavaş yavaş vuran parmaklar. Ellerini kitaplıkta sürükleyerek, büyük bir çevikle o parmaklara geçirmiş. Yüzünü sesin çıktığı nazik kişiye doğru yöneltmişti. Gülümseyen yüzü buz kesilmiş, gözleri bir noktaya kenetlenmişti. Karşısındakinin ürkek bir şekilde geriye kaçmasıda üstüne tuz biber olmuştu. Zosia, ne işi vardı, aman tanrım yoksa yardımcı o muydu ? Aradığı kişiydi belkide ya da değil. Onu istemekle, istememek arasında kalmıştı ama o Kevin’ı silmişti bir kere. Buruk bir ayrılık yaşamışlardı. Ona bakan siyah gözlerin verdiği etkiye neden bu kadar tahamül ediyordu. Çekip gitmeliydi. Hafifçe öksürerek, kısık bir sesle: “ Ben en iyisi bizzat müdüreyi bulayım. “ Sözünün bitimiyle geriye döndüğü an koluna atılan bir el ile çekilmişti. Burun buruna kaldığı kadına bakarak – yüz istifini hiç bozmadan – : “ Neden, neden senden medet umayım ? “ Onun odanın ışığıyla parlayan gözlerinin tam ortasına bakıyordu. Simsiyah noktaya. Bir aşık bakışı mıydı yoksa kötümser bir bakış ? Kevin’ın aklında ise hiçbiri yoktu. Hemen oradan kurtulmak, çekilmek istiyordu. Nedeni basitti, belkide yüreğindeki sızı ağır basıyor, onu zorluyordu. Hâlen burun buruna olduğu kadından çıkmayan tepkisiz duruma bakarak, yüz hatlarını kayganlaştırdı. Gülümsedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
Zosia Silimauré



Patronus : Gergedan

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Geri: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptyCuma Mayıs 07, 2010 3:55 am

Yağmurlarda kaybetmek ve karanlıkta rüzgar olup esmek. Şimdi bilinçsiz yapıştığı kolda, bedeni fütursuzca adama yaklaşiyordu. Nefesinin yayıldığı yüzde adamın gülümsemesi belirdi. Konuşmalı ve bir şeyler söylemeliydi, biliyordu ama ne? Defolup gitse ne kaybedecekti ki? Acı, bir kez daha ve en keskininden bileklerinden hayatına yayılarak gelecekti. Uzaklardan yaşayacaktı aşkı, kaybetmek… Her şeye rağmen bir an dudakları aralandı ve Zosia’da gülümsedi. Başinda hafiften oluşan ağrı tam anlamı ile sinirlerini parçalıyor, yüzüne düşen aksi bakışlarından yansıyordu. Gözlerinde ki tedirginlik ile eli yanmış gibi çekti Zosia kendini geri. Eteğinin bileklerinde ki okşayışına aldırmadan adama baktı, dimdik ve acımasızca. Kelimeleri keskin olmalıydı, bıçak gibi söküp atarcasına. “Benden medet ummanıza gerek yok çünkü ben müdür yardımcısının, asistanıyım ve gördüğünüz gibi o burada yok ama dediğiniz gibi müdür okulda, isterseniz onunla görüşünüz, odası dördüncü katta.” Cümlesi bittiğinde korkakça yüzünü saklamıştı. Neler oluyordu ona böyle, neden yalan söylemişti. Çiplak ayaklarının küçük adımları ile masasının başina varmış, sanki çok önemli belgeler ile ilgileniyormuş gibi masanın üstündeki boş kağıtları karıştırmaya başlamıştı. Her an bedeninden çikabilecek olan bir hıçkırık ile boğuşarak, nefes almıştı. Kaybetmek, ne kadar basitti. Olamamak ne kadar acıydı. Uçurumları insanlar çizerdi ve insanlar oluştururdu bu ilmik ilmik geçmiş prangaları. O aralarına öyle bir mahkumiyet belirlemişti ki kimse onları bir birine yakınlaştıramazdı. Olurda kırılsa bile o demir kalın, acı ile yoğrulmuş, gözyaşi ile örülmüs bir duvar vardı. O duvar ki bir yıkılırsa tüm korkuları içinde onu da öldürürdü. Ölmemek miydi dileği, bu yüzden mi bakamıyordu Kevın’a. Hayır, onun kollarına atılmamak için bakmıyordu adama, aralarında ki her şeyi yıkmamak için…

Elinde ki bir o yana bir bu yana koyduğu hiçbir kağıdın önemi yoktu, yitip giden zaman içinde adamın duruşunu hissediyordu. Tam arkasında, öylece duran adamın. Konuşmalıydı, hem de en acil şekilde onu kovarcasına konuşmalıydı. Derin bir nefes alıp yüzüne kimsenin kazıyamayacağı o maskesi ile dönüp adama baktı. “Bir şey mi soracaktınız?” Lanet olsun, deli gibi seviştiği adamı hiç tanımamış gibi yapmaya çalismakta nerden çikmisti. Ursula’nın bakışlarının sindiği adamı yok etmeye çalisiyordu ve bunu yaparken kendini de yok ediyordu. İki çift mavi göz bakışırken kızın aklı çeliskilerinde parçalanıyordu. Başka birine ait bedeni kabul edemezdi, başkasına tutku ile bakmış gözleri isteyemezdi, hayır bu ona göre değildi. O sadece kendine aşik olunmasını isteyecek bir kadındı ve sadece kendi aşik olacak. Özel… Saf… Neler diyordu böyle, aklının karışıklığı onu iyice delirtiyordu, karşisındaki adam iyiydi, iyi. Bu kelimenin anlamını unutmayı ögreneli ne kadar olmuştu ki yine ögrenmeye çalisiyordu. Gözlerini adamın gözlerinden kaçırarak arkasını dönüp odadan kaçmayı istiyor, ona bakmaya daha fazla dayanamayacağını bilse de devam ediyordu. Bu çekimden kurtulamazdı ki… Ona aitti. Sonsuzlukta ayrı, hayallerde gerçek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
Zosia Silimauré



Patronus : Gergedan

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Geri: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptyPerş. Mayıs 13, 2010 4:39 am

04.38 Aynı günün içinde ki zaman değişiminden devam eden kurgu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
Zosia Silimauré



Patronus : Gergedan

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Geri: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptyPerş. Mayıs 13, 2010 4:52 am

Kendi odası ve kendi yatağındaydı, aklına adam giderkenki son anlar doldu. Ne yaşamışlardı...
Sözler, anlar, dokunuşlar… Kayıp giden sonsuz yaratılışlar. Gözlerini kapamak ve geçmişe dönmek, oradan geçen her anıyı temizlemek mümkün müydü? Mümkün müydü, bu kadar kolay var olabilmek. “Dur…” Bu kelimeyi dilinden dökmek zor muydu? Değildi çünkü demişti, ayaklarının dışarı yönelttiği adamın kalmasını dilemişti. Kilitlenmişti, şimdi her şeyi adamın ellerine teslim etmişti. Sevgi zordur, o kadar zordur ki seçim bile bırakmaz insana. Kalbi tek kişiye ait olduğunda, ögrenir nefes almayı o anda. Tüm gururu yerle bir etmektir amacı aşkın, aşk sıcak ve buharı tütmeyen bir su gibidir. İçine girdiğinde yakar sonra alıştırır ve çiktiginda üsürsün hem de çok fazla, çok fazla… Zindan ve zincir. Bu ilk büyük yenilgisiydi Zosia’nın, kabulleniyor muydu, belki… O düşlenen körlüğün peşinden giderken, bir adam nasıl olurda onu kendine bağlıyabilirdi. Ağzından çikmayan sözler beyninde kendi kendine konuşup sonuca bağlanıyordu. Yıkılıyordu, ördügü duvar tozu dumana katarak yanı başinda yıkılıyordu. Uslanmaz inancı, altta kalıp ölüyordu. Ne zaman gömüleceksin Ursula, ne zaman? Alıp giden bedeni ile ayaklarının hissini severek ilerledi, camın önüne geldi. Gözlerinden akan yaş ile ettiği yeminlere ağladı. Bozamazdı, acı kötü kokulu bir şarap gibiydi, içtikçe içine dolan ve kafasını bulandıran ama kokusu ile midesini kasan. Şimdi nasıl olduğunu bilmeden malum bir yolda ilerliyordu. Ne yapabilirdi, kimseye aman vermeden yaşamamış mıydı hayatı? Nefes alıp verdiğinde camın üstüne kocaman bir bulut düştü, nefesinin yansıması bu kadar etkiliydi demek. Parmağını bilinçsizce kaldırıp cama ‘Ursula’ yazdı ve adamın görüp görmediğinden emin olmayarak, hızla üstünü çizdi. Gitmesini istiyordu hem aklından, hem bedeninden, hem de dokunduğu adamın teninden…

Yavaş ve titrekçe akan gözyaşlarını, camın önünde durarak saklamaya çalisiyordu, bu saklambaç oyununda giderek daha fazla ebe oluyordu. Avuçlarının içine düşen alev, adamın dokunuşları kadar güzel ve nahoştu. Akıp giden zamanda ne kadar olmuştu bilmiyordu ama gözleri sicim gibi akan gözyaşları ile hüzünleniyordu. Boynu giderek bükülüyor, her zaman dik duran omuzları çöktükçe çöküyordu. Serserice çarpan kalbi, öyle bir burkuluyordu ki ölüm için yalvaracak hale getiriyordu onu. Daha fazla gidemezdi ileri daha fazlası için bedeni hazır değildi. Ne de ruhu… Ağlarken gözükmekten o kadar nefret ediyordu ki… Adamın anlamaması için öylece duruyordu.

Söylediği bir kelime bir çok şeyi yıkmayı ve yeniden başlatması için bir ilk olmuştu. Şimdi, şimdi artık gitmeyeceğini biliyordu. Aslında aralarında ki derin uçurumların hepsinin farkındaydı ama buna rağmen karanlığa hizmet eden bedeni ile Kevin'nın yanıbaşındaydı. Bugün dağılmıştı ama dağılırken mutlu olmuştu. Mutlu olmak... Bunu unutalı çok olmuştu. Ömrü bıkkınlıkların ve kara izlerin baş ucuna ziyaretleri ile geçmiş, yüzüne hep daha fazla hüzün çökertmişti. Şimdi dev akvaryumunda ki balıklar kadar rahattı, parmaklarını uzattı üvey bir korku ile adamın sırtına dokundurdu. Onu seviyordu ama Ursula olarak değil Zosia olarak. Sıcak ten parmak uçlarından kayıp gitmiş, adamın bedeninde hayat bulmuştu, kulağına yaklaştırdığı dudakları ile "Seni seviyorum..." demişti.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Néil

GezginGezgin
Kevin Néil



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık*
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Gümüş Güvercin

Benim Odam, Benim Yansımam Empty
MesajKonu: Geri: Benim Odam, Benim Yansımam   Benim Odam, Benim Yansımam EmptyPaz Mayıs 16, 2010 1:22 pm

Kevin’ın ruhunu satın almıştı aşk. Gözlerinin gözleriyle, ellerinin elleriyle buluşması, süre gelen aşkın göstergesiydi. Böylesi nadir bulunurdu, ulaşılmazdı belkide. Ne kadar imkansızda olsa sevmiş ve hayallerine kavuşmuştu. İş için geldiği noktada, işi unutturan olmuştu aşk. Aşk onun için Zosia’nın kalbindei güzellikti, saçlarının parlamasıydı. Yavaşca dokundu, narin bedene. Sanki heyecanına yenilmiş bir çocuk gibiydi. Dudaklarını onunkilerle buluşturmuş, yavaşca geriye doğru çekmişti. Bu sefer kulaklarına doğru götürdüğü, dudaklarıyla fısıldamıştı: “ Güzelsin… “ Hafifçe mırıldanarak devam etti: “ Prensesler kadar güzel. “ Etkileyici sözlerinden usanmış bir şekilde odada dolaşmaya başladı. Bulunduğu mekanı bir kez daha, diğerlerinden farklı bir şekilde süzmüştü. Mutluydu, hatta şu an havalar bile uçabilirdi. “ Nerede benim süpürgem. “ Diye geçirdi içinden. Daha sonraya geriye doğru dönerek ona baktı. Saf olan güzelliğini bu yaşına rağmen korumuştu. Portreler, oynayan küreler, tavanda yanıp sönen şekiller. Her şeyiyle bir cadı zevkine sahipti. Sihrin bütün ulaşılmazlıklarından yararlanılmış oda üstüne üstüne geliyor, heyecan onu terletiyordu. İleride duran kadının arzulayıcı kokusu, burun uçlarından geçerek beynine işliyor, aklına kazınıyordu. Küçük, eski masanın üstünde duran sürahiyi götürmüştü eline, tam yanındaki bardağa boşalttığı suyu tek hamlede içmiş. Ferahlamıştı. Derin derin nefes alışlarının bittiği noktada yere yığılmış, ne olduğunu anlamadan derin bir uykuya dalmıştı. Uykusunda bile düşüncesi Zosia’ydı. Onun güzelliği. Beyaz bir elbise içerisinde, ona doğru koşuyor ve: “ Sevgilim, sevgilim. “ Diye haykırıyordu. Yaklaştığında ise sırtına saplı koca bir bıçak görünüyordu. Önünde diz çöküyor, yığılıyordu. Baygın bedene, telaşla bakan Kevin hiçbir şey anlamamış bir şekilde geri çekiliyor, gözleri kararıyordu. Hafifçe dünyaya açtığı gözleri, başında bağıran kadına gülümseyerek bakmıştı. “ Ne oldu bana ? “ Kısık bir sesle, usulca söylemişti. Bayılmadan önceki sıcaklığı geçmiş, vücut ısısı normal hâlini almıştı. Zosia’nın gözlerindeki neşeyle birlikte ayağa kalkarak, ona cevap vermeyen Zosia’ya tekrar baktı. Gülümsedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Benim Odam, Benim Yansımam

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-