AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Uluslararası Londra Bienali

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
YazarMesaj
Freya Artemis Neithan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Freya Artemis Neithan



Mücadele Tarafı : Kim bilebilir ki?
Rp Sevgilisi : James Lyer
Kan Durumu : Melez
Patronus : Eld Geyiği

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPaz Nis. 25, 2010 1:17 am

Mutluluk insandan insana değişen bir kavram olmuştu yüzyıllardır.Çoğu insanın mutluluk anlayışı sürekli olarak farklılaşmıştır.Mutluluğu yakalayanlar nadirdir.Bazıları ise elde ettikleri mutluluğu elinde tutmasını bilemez.Mutluluk insandan insana değişen bir kavram olmasına karşılık genelde insanlarda aynı izlenimi aralar.Bazı insanlar mutluluğu aşkta ararlar.Freya'da mutluluğu aşkta aramak istemişti.Belki de diğer yolları deneyip son yol olaraktan bunu seçtiğini.İki sevgilinin iki aşığın dudaklarına kondurdukları masum bir öpücük aslında mutluluğun bundan ibaret olmadığının açık bir göstergesidir.Mutluluk sabit bir fikir olarak insanoğlunun arasında dolanan bir kavram olmuştur.Freya James ile nerede tanıştığını hatırladığında yüzünde hep bir gülümseme olmuştu.Şimdi de aynısı olmuştu.
Tabloların arasından süzülen insanlar yüzlerindeki aynı tebessümle başka taraflara başka tablolara yöneliyordu.Aradıklarını bulmuşlar mıydı?Bundan tam olarak emin olmayan bir yüz ifadesi vardı suratlarında.Belki de o tablolarda geçmilerinden birer parça aramışlardı sanki.Ama bulduklarından emin olunamıyordu.Tabloların arasında gezerken huzur bulanlar da vardı.Freya bu hissi salona ilk girdiğinde anlamıştı.Buranın aurasından mı kaynaklanıyordu bilinmez ama bir huzur vardı burada.
James'in sorusuna hemen cevap veremedi.Öpücük onu kısa bir süre de olsa duraklatmıştı.Kendini yavaşça toparlayıp biraz da olsa James'in suretine bakacak şekilde geriledi.''Teşekkürler bebeğim.Bienalin olduğunu duyunca gelmek için sabırsızlanmıştım fakat sana söylemedim hayatım.Ama şimdi buradayım.''Freya sözlerini bitirirken etrafa da bakınıyordu.Belki tanıdık biri çıkar umuduyla.
Gözleri gene çok aramasına gerek kalmadan tanıdığı birini bulmuştu.Onu gördüğüne hem çok şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu.Az ileride biriyle konuşuyordu.James'in elinden tuttuğu gibi onun yanına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.''James seni biriyle tanıştıracağım canım. Ejõna benim çocukluk arkadaşım.Onu uzun zamandır görmemiştim.''Freya James'in konuşmasına fırsat veremeden onu peşinden sürükledi.
Ejõna'nın yanına gittiklerinde konuşmasını bölmemek için bir süre bekledi.Ardından Freya daha fazla dahanamayaraktan yavaş bir sesle seslendi.
''Ejõna merhaba'' dedi ve çocukluk arkadaşının onu tanıyıp tanıyamasını merakla bekledi.Bu sırada James'in elini daha da sıkı tuttu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James M. Strong

Kütüphane SorumlusuKütüphane Sorumlusu
James M. Strong



Rp Sevgilisi : Eskiden Angela vardı, buz tutmuş göle düşüp donarak öldü.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Tilki

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPaz Nis. 25, 2010 5:19 am

Doğrusu delicesine, zaptedilemez bir arzu duyuyordu o an müziğe karşı. Tek tesellisi ve huzur kaynağı olan piyanoya sarılmak ve bu bilinmez, rahatlatıcı melodiye en uygun akorları bularak eşlik etme dürtüsüne karşı dayanıyordu. Gözlerini hareket ettirebildiğini yeni farketmişçesine bir çevredeki yüzlere baktığında farklı simalar ve ifadelerle yüzleşti. Kimileri burnu kalkık bir edayla müzikten hoşlanmış gibi görünmeye çalışsa da yanak kaslarındaki seğirmeden ve gözlerinin yanında arada bir belirginleşen kırışıklıklar gerçek hislerinin bir dışavurumu gibi rahatsızlıklarını sergiliyordu. Bazıları gerçekten etkilenmiş ama cehaletlerini su yüzüne çıkarmamak adına ağırbaşlı görünmeye, arada daha değerli ve yüksek mevkili meslektaşlarıyla müziği bahane ederek konuşmaya çalışıyor, kısa ve net cümlelerle bastrılıyorlardı. Kendisi gibi katıksız ifadeyi kimsede göremedi ve ya ifadesi sandığı denli içten değildi.
"Odada bunu bir tek ben mi duyuyorum?" diye düşündü. Gözleri yine titrek tellere ve ehlini bilen ellere döndü. Bu eser sahibinin adını bilmemenin bir utanç olduğuna ikna ediyordu kendini her geçen saniyede. Müzik kalbini sızlatırken kendini gaza getiriyor, büyülendiğine inandırıyordu kendini. Dünyadaki bilinmezlik perdesini aralayıp ardındaki şeyleri görmüştü insanların yüzünde. Ve sadece müzik yetmişti bu dürüstlüğü aşılamaya.
Tonik akorun son notaları ile beraber biten parça sonrasında afallamıştı biraz. Bundan önce neyi aradığını ve kafasını meşgul eden şeyi hatırlayamıyordu. Tek düşünebildiği müzikal teknik bilgiler ve bitişin o muhteşem, tok sesiydi. Kendine gelmek için hareketlenen ve muhabbetlerine dalan insanlara göz attı. Az önce dinledikleri basit bir acizlik ürünüydü sanki.
"Kibir bu kadar mı kör edici? Merlin aşkına millet, gururunuzu kimler yedi?"
Bunları sesli dile getirmeyi, insanların suratına haykırmayı istedi. Asalet budalalığının önüne geçebilecek bir etken olduğunu bilseydi bunu yapardı ama burada buna engel olmak adına söyleyebileceği her şey daha sonra Londra Bineali dedikodusu olacaktı. Herkes sosyopatlaşmış yazarın nasıl delirdiğini anlatacak, onun hakkında zavallı tanımını kullandıktan sonra devam edeceklerdi günlük olaylarına. Geriye sadece onuru kırılmış James kalacaktı ve bunu kendisi de biliyordu. Bu yüzden sadece müziği gerçekten beğenmiş, ilgiyle Ejõna'ya bakan kalabalığa dikti. Ejõna'nın geldiğini de anca o zaman farkedebilmişti.
“Bay Strong, bu kadar endişeli olmayın.”
Küçük referansına karşılık yarım ama sevecen bir gülümsemeyle benzer bir referans yaptı. Kadının açık renkli gözbebeklerinde ürkütücü olduğu kadar bağlayıcı bir parlaklık vardı öyle ki hiçbir kaliteli viski ne kadar emek görmüş olursa olsun bu rengi elde edemezdi. İsmini bildiğini farkedince bundan onur duyduğunu farketti. Garip olan tarafı, utangaç sayılmayacak denli dışa dönük olan James yanaklarının azıcık da olsa pembeleştiğine yemin edebilirdi.
“Kitabınız, hmm, hoş…”
James kendisine bahşedilen o nadide elleri porselen bir bebeği tutarcasına incelikle avcunun içine alıp saygılı bir buse kondurdu.
"Ben Ejõna."
Egzotik isimle beraber inci dişlerini ele veren gülümsemesi daha da genişledi ve mahçup ama tatlı bir gülümsemeye bıraktı kendini.
"Onur duydum." dedi boğuk ama etkileyici olduğuna inandığı bir tınıda. Onunla çaldığı parça hakkında konuşmak isterdi ama aşırı ilgiyle onu bunaltabileceğine inandığından kısaca;
"Çaldığınız parça, şey... Oldukça ilginçti. İnsanların bunlara muhtaç olduğu bir dönemde yaşıyoruz ne yazık ki." demekle yetindi. Doğrusu asla incelik kurallarına uymamış olan biriydi. Daha Hogwarts'a bile başlamadan önce öğretilen bu kurallar dizisi annesinin baskısıyla beynine yerleştirildiğinden mantık dışı gelmişti ona. Ama burada, Bineal içinde kendini saygın hissederken bunlara uyma zorunluluğunda hissediyordu kendini. Herhangi bir sergide ya da müzede laubali hal ve hareketlerinden vazgeçmezdi fakat burası garip ve ışıltılı bir atmosferdi ve kendini bir paçavra gibi göstermek istediği son şeydi. Bu yüzden normalde istediği son şeyi seve seve olacaktı... Nazik ve tatlı dilli bir beyefendi.
Gözü Ejõna'nın arkasında bekleyen sarışın, masum görünen kadına kaydı. Açıkçası ilgisini yöneltmesi zor olmuştu çünkü o an Ejõna'nın gözlerinin hangi renkte olduğunu tespit etmeye çalışıyordu. Kadın cıvıltılı bir sesle;
''Ejõna merhaba.'' dedi. James kadını abartılı denmeyecek bir çabuklukta süzdükten sonra elini kenetlediği adama kaydırdı gözlerini. Kestane rengi, dalgalı saçları olan bir adamdı. Yaşını tespit edemese de görünüşünden ne olabileceğini anlamaya çalıştı. Yazar ya da müzisyen olabilirdi. Belki de ikisi de değildi. Öğrenmenin tek yolu bu yabancı yüzlerin kişilikleri hakkında bilgi sahibi olmaktan geçiyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ejõna Presoldé

GezginGezgin
Ejõna Presoldé



Mücadele Tarafı : Burjuvaların yarattığı hiç bir işe karışmıyor.
Kan Durumu : Göçebe bir çingenenin kanı, ne fark eder ki?

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPaz Nis. 25, 2010 2:06 pm

Doygun ve yılgın bir gönüllün verdiği izin ile gülümsedi Ejõna, adamın ruhu gerçekten ilginçti. Bir beyefendi kadar nazik ve bir delikanlı kadar hoyrat. Onun perspektifi gün ışığından camlara çarparak odada bir an için dans etti ve tekrar yerini buldu. Ejõna’nın ellerine dokunan hassas parmakları sıcaktı, hiç olmadığı kadar ruhani bir eda vardı bu gözlerde. Başını hafifçe, fark edilmeyecek boyutta yana eğip adamı süzdü ve onu matemde tutan o sinsi gecedeki Korgun yalnızlığa geri döndü.
“Ay ışığı senfonisi…” Sesi hiçbir zaman yüksek perdeden dünyaya ulaşmamıştı, her zaman kısık ve manidardı. Tıpkı şimdi ki gibi… S’leri vurgulayan dili hafif bir burukluk bırakmıştı dudaklarında “Zaman kirli tenlerde durur ve öyle bir zamanda çalan notalar, hep gerçeğin kapısını aralar, az önce görme rüsumunda bulunduğunuz şey buydu aslında.” Tekrar verdiği cevaba, omzuna değen el, engel olmuştu, bu ses çocukluğunun kapılarını aralayıp, birden tüm küçüklüğünü sokağa dökmüştü.

“Freya…” Sesi tüm melodramlığı ile dilinden çıkmıştı ve kadının sarı çehreli suratına bakarak selamını aldığını belirtmek için yana eğmişti. Zorbalar sınıfının kaymak tabakasının küçük kızları, dostlukları bebekliklerinden başlamıştı. Yalnız ortada olan bir sorun vardı ki en önemlisi olan buydu, Ejõna evlatlıktı ama bu bile kızın soylu tavırlarını engelliyemezdi. Sessiz, içine kapalı olmasına karşılık, Freya tam tersiydi, neşesi ile bir güneş gibi parlamayı seven bir kadın. Oysa Ejõna aydı, soluk ve renksiz, ışığını bile güneşten sömüren ama garip bir gizemi olan parça.

Anılar ve anılar, her perdeli dokunuştan ortaya çıkarlar, şimdi ki gibi… Nazik bir gülümseme ile bakışlarını Freya’nın kolunda durduğu adama çevirdi. Bu günlerde insanlar ile fazla yolları çakışıyordu ve bu giderek çığırından çıkan bir hal almaya başlamıştı. Buna rağmen kırılganlığını koruyan bir tavırla tekrarladı “Seni görmek ne güzel, uzun yıllar oldu.” Cümlesinin sonunda duraklamış ve bir an için geçmişi hayal edip günümüze geri dönmüştü. “Fazla değişmemişsin ve yanında ki bu bay…?” Meraklı değildi, küstahta değildi sadece öğrendiklerini feodal etik bir biçimde uyguluyordu, nezaket denen paslı koro, burada da çalması gereken bir makam unsuruydu. Tören alanının süsleyen bir yelkovanı andıran kalabalık kendi hallerinde yaşamlarına devam ederken giderek sıkılgan bünyesini kendi içinde saklamayı yeğliyordu. Tabi, sıkıntısını geçiren bir diğer unsurda yanında duran yazardı. “Bu da James M. Strong sanırım sevgili yazarımızı tanıştırmakta bana kaldı.” Aralık kalan dudakları iki adamı bir an eşleştirdi, gördü, yerdi ve eksik kalan yerlere seçili bir şekilde örttü. Zıtlık çarptı gözlerine, görünüşleri kadar bakışları tavırları kadar bilgileri… Biri olabildiğince ağır başlı olmaya çalışıyorken diğeri oraya mahkum olmuş bir köle gibi kaçış kapılarını kontrol ediyordu. Bu grup dağılan benliğini azda olsa toplayıp o an süre gelen yazgıya geri çekti. Anlatılanlara yoğunlaşan bakışlarında sükunet vardı.

Bunu kesmek istemiyordu ama yanında duran adamın teninden bir nota almak cidden ilgi çekiciydi. İki James lâkin biri aitliğini varlığı ile mühürlemiş biri. Yine dudakları zamansız bir biçarelik ile kilitlenmiş ve “Freya, şimdi neler yapıyorsun?” Kelimeler tane tane ağzından dökülse de aklı yarım kalan notalarındaydı ve notalarına ilham olabilecek gri bakışlarda… Gözlerinin serzenişini Strong’a çevirip belli etti ve tekrar dikkatini önündeki çifte verdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freya Artemis Neithan

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Freya Artemis Neithan



Mücadele Tarafı : Kim bilebilir ki?
Rp Sevgilisi : James Lyer
Kan Durumu : Melez
Patronus : Eld Geyiği

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPaz Nis. 25, 2010 3:33 pm

Kalabalığın,gürültü patırtının sukunetle dolaş ki başkalarından bir farklın olduğu anlaşılsın.Çevrendeki herkesle dost olmaya çalış ki yalnız kalma.Sanattan uzak kalma,ona yakın olanlara yakın ol.Sen yapamıyorsan başkalarının yapmasına izin ver.Bir tablodan bir müzikten zevk aldığın kadar yaşamaktan da zevk al.İnsanların senin hakkında ne düşündüklerini bırak.Onlar sadece düşünsünler.Sen sadece yapman gerekeni yap.Ruhun bir okyanusa sığacak kadar büyük olsun.Eğer o deniz sana yetmiyorsa daha büyük bir deniz ara.Bir yağmur damlasının gökten düşmesi ile aslında sadece yağmur yağacak diye düşünme o yağmur damlasının seni kendine getirmesi için bekle.Freya'nın bütün gün aklından geçen düşünceler bunlar olmuştu.Belki de bienale gelmesini sağlayan düşünceler de bunlar olmuştu.
Ejõna'nın yanına gitmişti çünkü gerçekten de tanıdığı birinin olmasını istiyordu.Bilinçsizce gitmişti yanına.Ona ne diyeceğini tam olarak kestiremiyordu.Uzun zamandır görmediği sadece çocukluktan kalma düşüncelerle aklının bir köşesinde saklı duran birine diyecek birşeyi var mıydı bundan emin değildi.Kulağına fısıldayan müzik kelimelerin daha da zor çıkmasına sebep oluyordu.Bütün gün burada oturup müziği dinleyebilirdi.Ejõna ile çocuklukta çocuksu olabilecek bir arkadaşlıkları vardı.Şimdi ise Freya onu gördüğünde fazlasıyla etkilenmişti.
''Ejõna seni görmekte gerçekten çok güzel.Burada olduğunu bilmiyordum açıkçası.''
Freya sözlerini söylerken gençlikten kalma düşüncelerini harekete geçirmek istemiyordu.Değiştiğinin farkına sadece kendisinin değil çevresindekilerin de varmasını istiyordu.Ejõna yanındaki beyfendiyi tanıtırken Freya'nın gözleri beyfendiye kaymıştı.Daha önce görmediği bu beyin yazar olması Freya'nın ilgisini çekmişti.James'in yanında olması ona belirsiz bir güven hissi veriyordu..James'in kulağına hafifçe seslendi.''İstersen sen işlerini hallet canım.Ben buradayım.'Seni bekliyor olacağım.Ama fazla geç kalma lütfen.'Amacı onu kırmak olmasa da sonuçta o burada görevlendirilmişti ve kendisi yüzünden bunun mahvolmasını istemiyordu.James'in sorumluluk sahibi biri olduğunu bilmek onu rahatlatıyordu.Tekrardan Ejõna'ya döndü.Onu baştan aşağıya bir süzmüştü.Bunu onu aşağılamak veya başka Bir şey için değil.Sadece ışıltısının gözlerini aldığı için yapmıştı.Tahmin etmemişti onu böyle görmeyi.''Şuanda Hogwarts'da profesörüm.Bienalin olduğunu duyunca Londra'ya geldim kısa süreliğine.Biraz vakit geçirip geri döneceğim.Biraz da araştırma yapmam gerekiyordu.Bienal benim için bir fırsat oldu yani.''Freya sözlerini söylerken Ejõna'nın yüzüdeki belirsiz gerginlik Freya'yı biraz huzursuz etmişti.'Acaba gelmese miydim yanına' diye düşünmesine sebep olmuştu.Düşünceli bakışlarla James'e baktı.Düşüncelerini anlayabilmesi için gözünün içine bakmıştı.''Ejõna senin nasıl gidiyor hayatın? dedi.Sessizce olanları izlemeye koyuldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James Lyer Vigoureux

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
James Lyer Vigoureux



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık
Rp Sevgilisi : Freya Artemis
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Simurg

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPaz Nis. 25, 2010 5:52 pm

Ahenk,renk uyumu yada güzelliğin buluşma sanatı,insanların neye baktıklarının ne önemi vardı ki baktıkları şeyde ne hissettikleri önemliydi asıl olan.James etrafındaki resimlere bakarken,dinlediği mükemmel müzikten tek şey çıkarabiliyordu aşk bir başkasına duyulan özlem,bir tabloda bir elmanın iki yarısını gören insanlar bunu biçok şeye yorumlaya bilirdi.Ayrılmış iki insana yada birleşmek isteyen bir kalbe,yada sadece bıçakla kesilen elmya yani insanlar içlerinden neyi hissediyorsa onu görebiliyodu sadece,topluluk ellerinde en sevdikleri içkileriyle kendilerinden geçmiş vaziyette yürürlerken James ve Freya`ya da bakıyorlardı.Kafasında güvenlikle alakalı bir çok sorunu olan James acaba yakıştıramadılarmı demeye başlamıştı ki Freya hiçbir şey olmamış gibi elinden çekiştirmeye başlamıştı.Birileri ile tanıştıracağını söylüyordu.İleride güzel bir bayan vardı,birileriyle konuşuyordu.Sarı saçlarının uçuşarak önünde gitmesi kadar güzel birşey olamazdı aslında James için ama elinden çekiştirilmek hoşuna gitmemişti.İnsanların bakışlarından ilk okul çocugu gibi hissetti yaramazlık yapmasın yada birşeyleri kırmasın diye yanında taşırlarya işte tamda öyle,ilerlediler ve Freya güzel bayana seslendi.

James`i tanıştırdığında konuşma gereği duymadı kafası ile selam vermişti .Aslında konuşabilirdi ama şimdi vucudunun bütün kasları geriliyormuş gibi hissetmesi konuşmasını engelliyor gibiydi.Asalet onun işiydi ama şuan da olabildiği kadar asil olmaması gerekiyor gibi hisseti bir yandan,böyle bir anda ne yapması gerektiğini anlayamayan Freya kulağına isterse gidebileceğini seslenmişti.Anlamsız bir sözdü aslında ama birşey demedi Freya`nın yanındaki nazik insanlara dönerek "Görüşmek üzere yapılacak işlerim var.Bu arada tanıştığıma çok memnun oldum Ejona"Freya`ya birşeyler söylemek isterdi ama gerek duymadı elini bıraktı üstünü düzelti malum böyle yerlerde aşırı dikkat çekiyordu böyle şeyler.Onu bekleyen diğer güvenlik görevlisi arkadaşının yanına gitti ve eşsiz güzelliklerin etrafında dönmeye tekrar başladı.Nasıl güneş harikadır ama Dünya`nın etrafında döner kendi de güneş gibi hissediyordu o şuan da dünya`nın etrafında dönüyormuş gibi bunca güzellik arasında,ışık vermiyordu ama onların eşsizliği kendini de eşsiz bir varlık olarak görmesine neden oluyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Angélique Killingsworth

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Angélique Killingsworth



Mücadele Tarafı : Karanlık Gece.
Rp Sevgilisi : Walter.
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Kuzgun.

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPaz Nis. 25, 2010 11:55 pm

Küçük bir kızken odasının pencere kenarına yaklaşamazdı. Orada tüm ihtişamı ile duran çekmecelerin içinde yaratıkların olduğunu düşünürdü. Korkunç, anlamsız ve gereksiz yaratıklar.. Bedeni minik ve zararsızken bile ruhu öylesine olgunlaşmıştı ki, diğer akranları gibi saklanmak yerine sadece kapıyı açık bırakırdı. Geceyi tüm olanlara şahit bırakmak için. Zaman ilerledikçe çekmecelerdeki yaratıkların yerini anılar aldı. Öylesine çok ve anlaşılmazlardı ki baş etmek zamanla doğru orantılı şekilde güçleşiyordu. Kapıyı açık bırakmak yetmiyordu üstelik. Sessizce donuk bakışlarını sabitleştirdiği tablo, gizlenen anılarını hatırlatmıştı. Hafıza, sahibini tehlikelerden korumak için iyiliklerden çok kötülükleri biriktirir,acıların,tehlikelerin,öfkelerin altını karakalemle çizer,kuşkuları arttırır,kızgınlıkları körüklerdi. Renksiz fırça darbelerinin renkli hayatı anlattığı bu tablo ise hafızanın altını çizdiği koyu renkli bir geçmişi çıkarmıştı derinlerden.

‘Evet,lütfen.’

Bir kadeh viskiye hayır diyemezdi. Şahane göz ziyafeti ve uzaklaşma ihtiyacı sezdiğinde bu kaçınılmazdı. Yanında duran uzun boylu ve esmer bakanlık çalışanın uzaklaşmasını izledikten sonra adımlarını umarsızca hızlandırdı. Nasıl olsa onu bulurdu bu genç adam. Karşı cinse olan bu bağlılıkları ,dipsiz bir kuyuya düşse bile bulabilecek yeteneğe getirmişti onları. Salondan yükselen şuh kahkaha sesleri, akortsuz melodiler,ekosenin üzerine çizgili giyenler..Geçtiği her insan hücresi oluşumunda yeni bir sayfa açıyor ve harfleri bir bir kazıyordu mürekkep ile. Çarpık gülümsemesini maske olarak taktığı bu insan selinde ilerlerken düşüncelerini saf ışık yumağına bırakmayı ihmal etmiyordu. Evreni, sonsuz bir hiçliğe doğru genişleyen bir şey olarak kabul ettiğimizde ekosenin üstüne çizgili giymek dertten sayılmazdı nasıl olsa. Yakınından hızla uzaklaşan esrar dairesi çalışanı James Lyer adındaki genç büyücüye zarif bir baş hareketiyle selam verdikten sonra tüm dikkatini kaktüs çiçeğinin baygın kokusunda küçük bir kuzgunun uçuşan gölgesini andıran beyazlığa yönlendirdi. Geçmişinde iz bırakan ve insanları bir varlık olarak hatırlamaktan öte bir oluşu temsil etmeyi tercih eden Angélique’nin hafızasında sadece varlık olarak nitelendirdiği sayılı kişilerdendi bu beyazlık. Yaklaştırdığı her adımda gülümsemesi yüzüne yayılıyor , ilgilendiği kişinin ne düşündüğünü biliyor olması ise bu gülümsemeyi anlamlandırıyordu.

‘Amaçlar bir armağan gibi değil ihanet gibi görülür çoğu zaman. Amaçları doğrultusunda hareket eden birinin beni anlayacağını düşündüm. Seni burada görmek güzel, Ejõna.’

Baharda açan ve diğer mevsimlerde solmayan bir çiçeği andırıyordu adeta. Çellosu ile bütünleştiğinde insanların ne hissedeceklerini daha önceden biliyor olmak güzel bir duyguydu. Onun koleksiyonunda, adak yerine hayatı adayan nice insanlar olduğu gibi hayran olanların mabetlerinde sunduğu adakları da olmuştu. Eski bir arkadaşının ne düşünüyor olduğunu kestirmeye çalışırken sessiz tınısındaki gürültülü ritimleri bedeninde hissetmeye başlamıştı bile. Genç adamın getirdiği viskiyi yudumlarken çellonun tellerine dayanarak çıkardığı seslerin salonun girişinde yankılandığını duyabiliyordu. Düşüncelerini yoğunlaştırarak dinledi tüm bunları..

Büyü dünyasının ileri gelenlerinin katıldığı bu davette yerini almış olan sayılı insana verdiği o içten gülümseme bezdirmişti onu. Adımlarını uygunsuzca hızlandırarak ilerliyordu şimdi. Tanıdık birkaç yüzü geride bırakarak onu asıl meraklandıran siluetlerin önünde durdu. Boş kadehini yanındaki adama uzatarak kendinden emin ve narkolepsinin kör ocağında uyanmış kibir dolu bakışıyla yaklaştı merakına.

‘Eşsiz yazarımızla tanışman ne hoş Ejõna. Eserleri nadide bir parçadır,kendiside öyle.’ Çarpık gülümsemesinin taçlandırdığı manidar bir bakışla sözlerine devam etti.‘Bir eserinde söyle der: Ateşin renklerinden çıkıp geceye uzanan ellerden kopma çakıl taşlarından kırma kristaller.. Ah evet. Kesinlikle yaratıcı. Sizi burada görmek ne büyük şeref Bay Strong’
Sesindeki resmiyetin havaya buram buram eğlence ile dağılmasını önlemek mümkün değildi. Okuduğu eserlerinin özündeki ilhamı merak ettiği için karşısında duruyordu yazarın. Ve , Ejõna’nında burada onunla olduğunu bilmek keyiflendiriyordu. Endişenin kaynağı keyiflerden doğuyordu nasılda. Beklentilerin savurduğu ışık tüm salona yayılırken zamanın ilerlediğinin kanısında olanlar bir bir yerlerini alıyordu. Evet,herkes gibi bekliyordu sadece.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
Zosia Silimauré



Patronus : Gergedan

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPtsi Nis. 26, 2010 3:48 pm

04.56

Gün dönümünün başlamasına az bir süre kala, Zosia gözlerini karanlık odaya karşı aralamıştı. Bitkindi hiç olmadığı kadar, huzurluydu çünkü yanında yatan adamın sakinliği onu rahatlatıyordu. Mısırda ki trajik olayı düşünmek istemiyordu ama aklının bir köşesinde benliğine kazınmış bir olay cereyan edip duruyordu. Ölüm… Sevdiklerinin ölümü… Nasıl bir duygusuzluktu bu? İnsan sevdiklerini ,hangi masum celladın kılıcına emanet eder ve ölümüne sebep olurdu. Sadece onun gibi biri, iki ruhu taşımanın ağır yükünü almış biri ve bir diğer ruhun aşkına boyun eğen zavallı biri. Olduğu yerde biraz daha dönüp, sağ kolunun üstünde yükselerek saçları yüzüne düşmüş adama baktı. Onu uyandırmaktan çekinerek sol elini yüzüne uzattı, bir an için dokunabilmek istedi ama bu kimin arzusuydu, kendinin mi, içinde yaşattığı bir ölünün mü? Elini tekrar geri çekti ve nazik bir nefes alarak yatağın kenarına ilişti. Biraz düşündü ve çıplaklığına vuran, ay ışığına aldırmayarak kalktı, sakince üzerini giyindi ve geri dönüp bir kez daha adama baktı. Parmak uçlarında onun yattığı tarafa geçti, başını yavaşça eğdi ve adamın kulağına “Sana verdiğim hezeyanı bilseydin yine beni arzular mıydın Kevin?” diye fısıldayarak kapıya doğru ilerledi. Bir daha arkasına bakmadı, bir daha onunla karşılaşmak istemiyordu. Bu gece ki gibi bir karşılaşmayı bedeninin kaldırıp kaldıramayacağından emin değildi. Kevin onu bulduğunda hıçkırıklara boğuluyordu, sesinin kısıklığını algılayan gözleri tekrardan adama baktı ve bir daha görüşmeyeceklerinden emin bir şekilde “Elveda.” dedi. İçinde çığlıklarla haykıran sese aldırış etmeden, başka bir ölünün aşkına aşık olamazdı. Yine de kaderi yazdığı kadar başkalarının da kader yazdığından emin olmayan bir şekilde Hogwarts’a dönerken huzursuzdu.


Hogwarts Londra Bienali’nin başlamasına kısa bir süre kala;

“Aaaaa, aaaa, aaa…”
‘Kahretsin neler oluyor burada böyle, neden bu tablolar böyle çığlık atıyor. Şu hademe nerede! Kahretsin Galadriel nerdesin, bu gün dinlenmek istiyordum sadece!’
“Gördük, gördük, gördük bizi koparanı, çağıranı gördük. Gördük, gördük, gördük. Aaaa, aaa, aaa… Çağırdı, çağırdı, onları çağırdı. Aaaa…”

Zosia, sinirle elini havaya kaldırıp bir sessizlik büyüsü yapmayı düşünüyordu ama birden bir terslik olduğunu fark etti. Koridorda deli gibi çığlık atıp, tabloların içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturan hayaletler haricinde hiçbir hayalet yoktu. Oysaki okul kapandığında okulu kendilerinin gibi benimserler ve bir orada bir burada gözükerek, şakalaşırlar ve eğlenirlerdi. İçinden dökülen kelimelere tablolardan çıkan figanlar yükseldi;

“İstiyor, istiyor, o bizim gibi tabloyu istiyor!”

*Bul, bul, durdur arzusunu, durdur. Muggle kanı, muggle kanı akıtacak.
-Dişleri dişleri kan kokuyor, koş koş koş, gittttt gitt, git oraya çabuk git.
Zosia tablolardan çıkan bu karmaşık seslere, beyninin içinde bir anlam vermeye çalışıyordu.
‘Nereye, nereye gitmeliyim?’
“Gittt, gitt, git, bienale git…’

Zosia adımlarını hızlandırarak merdivenlere koşmuş aklı karışmış bir şekilde, bienali düşünmüştü. Kim ve nasıl bir amaç tüm büyücü dünyasını tehlikeye atarak böyle bir amaç güdebilirdi. Sinirle sıktığı yumruğunu gevşeterek bienalin olacağı Sanat Galerisinin önüne cisimlenmişti, midesindeki o kasıntılı bunaltı geçinceye kadar birkaç dakika beklemiş ve daha sonra hızlı adımlarla kapıya ilerlemişti. O sırada yanından bienale girecek olan başka birine çarpmış ve kısa bir an göz göze gelerek salondan içeri girmişti. Kadının bakışlarını aklının bir köşesinde tutmak istese de çok daha önem verdiği bir sorunu vardı. Mavi gözleri hızla salonu tararken görmeyi en son beklediği yüzü görmüştü. Anlık güdümler, yılık bereketler getirir ve sonuçsuz yakalayan kederi anın içine hapseder. Şimdi bir örümceğin ağına tutulmuş iki kişi, karşılıklı birbirlerine bakıyorlardı ve bir diğeri yine kaçamaklık ile dünyada sallanıyordu. Çaresizce ellerini arkasında kenetledi ve adama doğru ilerledi burada az sonra çıkacak felaketi bir şekilde engellemeliydiler. Kaldı ki bunu en iyi yapacak kişiyi, bir tevazu karşısına tekrardan çıkarmıştı. Oysa onlar hiç karşılaşmayacaklardı, en azından Zosia böyle hayal etmişti ve hayallerin ne kadar boş olduğunu bir kez daha öğrenmişti. Sesine olabildiğince özen göstererek “Kevin…” demişti ama bunun beceriksizliği gözle görülecek şekilde aşikardı, sesi titremişti.

Kendine kızarak ve birazda sertçe öksürerek kaşlarını kaldırmış ve “Merhaba, bir sorunumuz var, hem de çok… Acil.” demişti. İnsanların sığ gülücüklerine karışan çello’nun sesi ona sokakta rastladığı kadını hatırlatmıştı ve göz ucu ile dönüp baktığında bunun o kadın olduğunu anlamıştı. Bienal giderek bir karabasanın kuklalarından oluşmaya başlıyordu. Çaresizce yardım dilediği kişi bile yatakta yalnız bırakarak kaçtığı kişiydi. Şimdi onların yazdığı mıydı bu yoksa birinin onlar için yazıp güldüğü kader mi? Bildiğin sözler bir gün bilmediklerin olur ve baktığın kişiler hep senin en uzak kaldığın aşklar olur. Teninde hissetmek için hep bir adım geçsindir hayata ve hep ihanet ile dualarsın tacını başına. İhanet etmiş miydi? Hem de çok fazla, yoktu artık aramaya cezbi ama kibri kaplıyordu her saniyede. Despotluğu katran gibi dökülüyordu bileklerine ve amaç dediği denge için kaç defa vazgeçecekti ki? Çok… Hem de çok fazla…
Boğazından aşağıya yuvarlanan tatsızlık onu o ana geri getirdi, müziğin etkisi ile çıkan kederi dindiğinde, tekrardan gerçek hayata dönüp adama baktı bir şeyler yapması gerekti.


En son Zosia Silimauré tarafından Ptsi Nis. 26, 2010 11:12 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kanlı Joker

GezginGezgin
Kanlı Joker



Mücadele Tarafı : Öldüren cazibe
Rp Sevgilisi : Ölü, canlı farketmez, kanlı hepsine yeter mi, bilinmez.

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 2 EmptyPtsi Nis. 26, 2010 7:48 pm

Tutukluluk.
Kefir kokusunu özümsemekten, olmayan midesi bulanıyordu artık, boş koridorlarda öylece süzülen bedeni ile ne yapacağını bilmez halde, etrafı kolaçan ediyordu. Öğrenciler tatil için evlerine gittiğinden beri okul çok sessiz olmuştu. Yakın derecede sevdiği bir iki öğrenci ona köpük yollamışlardı ve köpük bulunduğu yerde kendi kendine köpürüyordu. Mai’yi görmenin ümidi ile dolanıyordu, onun şakalarını özlemişti ama o da ortalarda yoktu. Küçük bronz tabakların durduğu yemek odasına gidip şöyle bir kafasını içeri uzatmıştı, sessizdi. Her yer sessizdi, kimsecikler yoktu. Bu gün Londra’da olacak olan bienali duymuştu ama onlara gelen bir davetiye olmadığı için gerisin geri oturmuştu. Sürekli kan damlar gibi gözüken ellerinden, birini rüzgar sesi çıkartarak havada savurmuş ve zindanlara bakmaya karar vermişti. Orada ki bir iki trolü kızdırsa hiçte fena olmazdı. En azından kendine eğlence çıkardı ama Zosia ile Galadriel’in bunu duyduklarında kendisine ceza vermeye kalkacakları kesindi. Bu iki haşin profesör Hogwarts için çok fazlaydı, biri bâli uyumlu değildi. İkisi de dediğim dedik çaldığım düdük prensibi ile koridorlarda dolaşıyorlar, Zosia deli despotluğundan ödün vermemecesine yüzüne bakıyor, Galadriel’de sürekli etrafa emirler yağdırıyordu. Bileğini hafifçe bükerek dalga geçer gibi öne büktü ve başına koydu, işte o zaman fısıltıyla içini burkan sesi duydu.
Küçük minik kuyular, hep sizin için ağlar.
Derinden gelen yanılgılar ışıltılarla dolu bir tablo yaparlar.
Din, din, din…
Sesi duyanın içine girin,
Gizli gecelerden çıkanlar siz onlara gidin.
Din, din, din…
Din…
Son kez duyduğu sesin bir din olduğunu biliyordu, içini dayanılmaz bir öfke ile doldurmuştu, buhar gibi süzülen ruhu alev topu gibi savruluyordu. Joker’in her zamana alayla gülümseyen yüzü öfke il buhran olup yayılmıştı Hogwarts’sa. Biliyordu ki okuldan çıkması yasaktı buna rağmen dizginleyemediği bir zincir onu içeri doğru çekiyordu. Benliği yitip gitmiş gibiydi ve bu yitiklik içinde karşısına çıkan Mary’de öyleydi. Konuşmadan kendilerini Londra’da galerinin önünde bienale bakarken buldular. Her kim onları zapt eylediyse bir pinokyo gibi oynatılıyorlardı. Kanların aktığı gözleri öfke ile girişe baktı ve
“Bu zamana kadar bizimle alay ettiler, şimdide o tablo ile alay edecekler. Alalım onu Mary, çağırana verelim. İçeri girelim, ne dersin? Az korku iyi olmayacak mı?”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Uluslararası Londra Bienali

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 4 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-