AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Uluslararası Londra Bienali

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
YazarMesaj
Kevin Néil

GezginGezgin
Kevin Néil



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık*
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Gümüş Güvercin

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptySalı Nis. 27, 2010 12:06 am

Ilıkca ruhuna işleyen, keyif verici açıklığa ulaşmıştı. Kırmızı çizgili, beyaz arka plana sahip olan gömleğinin kollarını, siyah ceketin ucuna kıvırı vermişti. Altına simsiyah bir pantolon giyerek bulunduğu otel odasından cisimlenmişti.
Sanat galerisinin önünde duraklayan umursamaz beden, ilk görünüşte yoldaşlıktan olduklarını anladığı iki seherbaza kafasını sallayarak: " Hayırlı görevler, inşallah vakasız atlatırız beyler. " Sarı saçlarının altındaki ufak sarı sakallarla süslenmiş yüz hatları birbiriyle kaynaşmış, arada belli olan gamzeleri ortaya çıkmıştı. Zevkli ve görkemli olan galerinin girişinde göz kırptığı birkaç küçük evcinini nerede görmüştü ? Lanet olası Hogwarts o hep bunlarla ilgili geçinen bir farklılıktı. O kadarda fazla kişinin katılımını beklemesede, yoldaşlık üyelerini bu Bienal için özel olarak uyarmıştı. İsmini bilmedikleri ve karanlığın içinden gelenler her zaman bu işi bozarak ilerleyeceklerdi. Önlerine çıkanlara acımayanlar, ufak sıyrıklarlada olsa lanetler savuranlar. İşte onlar hiçbir zaman kaçmayacaklardı.
Gezinmeye başlamış olsada, gözü hep girişteydi. Ya baskın olursa diyerek yüreğini hoplatan duyguyu hiçe sayarak arkasını dönüp yanına gelen Sihir Bakanı Yardımcısını görmüştü. Yardımcı olduğunu biliyordu, ismen ve başka yerden tanışıklığı yoktu. Olgun ve güzel bir yapıya sahip olan kadına; " Bakanlık iyi çalışmış. " diyerek kaçar gibi yanından uzaklaşmıştı.
Gözünün kestirdiği noktada ona doğru yaklaşan, anımsamaya çalışan bedeni bir an için tereddütle anımsamamış olsada sonunda anımsamıştı. Gereksizlik için ölecek olan, yarı yolda bırakıp terk etmiş olan. " Kevin. " Yanına biraz olsun yaklaşıp, kulağına gelen ses ruhunu başka noktaya almıştı. Ne diyecekti, diyecek bir yüzü var mıydı ? Soruların beyninde feci derecede döndüğü an kadının yüzündeki endişeyi sezinleyememişti. Hafif sararmış, boğulacak gibi olmuştu. Bir tür kriz bile denilebilirdi. Neyse ki uzun sürmeden kendine gelmiş, teni eski rengine dönmüştü. Kadının yine yavaşca söylediklerini dinlemişti. Hafifçe gülümsemiş ve göz kırpmıştı. " Senden büyük nasıl bir sorun olabilir ? " Gülümseyişinin ardından çıkan hakaret gibi sözler, kadını biraz şaşırtmış olsada toparlamasına yol oluşturmuştu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bloody Mary

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Bloody Mary



Mücadele Tarafı : Aynalar
Kan Durumu : Kansız

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptySalı Nis. 27, 2010 12:44 am

Yaşamı boyunca kısılıp kalmanın öfkesini,nefretini içinde barındırmış bir ruh.150 yıllık acımasız bir dünyanın içinde barınma hissi.Ölümünü bile düşünmek istemiyor.İnsanlara olan nefretini düşünmek istemiyor.Sadece insanlara değil en önemlisi ailesine olan nefretini.Sırlarda dolu bir yaşamın ardından gerçekleri ve doğruları arayan bir hayalet.
Hogwarts'ın gizemli koridorlarında gezmek.Onun için sahip olduğu tek eğlence olmaya başlamış.Öğrencilerde uğraşmamaya gayret etse de çoğu zaman yapamıyor.Onların sırları Mary'nin en zayf yanı olmuştur.Gizledikleri her sır Mary'yi amacına ulaştırmaya başlamıştı.Sadece öğrencilerin değil de herkesin bir sırrının olması onu deli etmeye başlamıştı.Çevresindeki herkesin acımasızlığı onu çileden çıkarıyor adeta uçurumun kenarına sürüklüyordu.
Koridorlarda gezerken büyücülerin koşuşturup etrafa emirler yağdırması karmaşa ortamı.Karşılaştığı bir hayalet neredeyse onunla aynıydı.Karakterleri belki aynıydı ama ruhları tamamen farklıydı.Hogwarts'ın içinde kapana kısılmış gibi hissettiği oluyordu.Çoğu üst rütbe profesörün burada olmadığı zamanda kaçmak istiyordu.Sonsuza kadar olmasa da bir süreliğine.
Joker ile konuşurken bilmediği bir ortama adım attı.Daha doğrusu ruhunu ortaya koydu.Serbest bıraktı.Karşılarında duran bina Hogwarts'daki herkesin konuştuğu yerdi.İçinden bir ses burada olmaması gerektiğini söylese de.Bir yanı da olması gerektiğini söylüyordu.Joker'in dediğine şaşırmıştı ama tepki vermedi.Aslında istediği bir şeydi.Yapmak isteyip de yapamadığı şeydi.Düşünmek istemiyordu ilk defa.Sadece dudaklarına dökülen kelimeleri söyledi.
''Yapalım Joker.Girelim içeriye ve korkunun nasıl bir duygu olduğunu hissettirelim onlara.Yapmamız gerektiğini değil sadece yapmak istediğimiz şeyi yapalım.Girelim içeriye ve onlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösterelim.Hep onlar acımasız oldu biraz da biz acımasız olalım.''
Mary burada ilk defa ölümünü hatırlamıştı.Korku dolu yaşamını ve diriliğini.Jokere baktı.Vazgeçmeyi düşünmemesi için içinden sayıklıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zosia Silimauré

Büyüceşura Baş HakimiBüyüceşura Baş Hakimi
Zosia Silimauré



Patronus : Gergedan

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptyPerş. Nis. 29, 2010 12:08 am

Dalgaların sesi, kulaklarında delicesine çınlarken, gözlerini kapadı ve dünyanın bittiği noktaya tutkuyla baktı. Aşağıda ki çetin dalgalar, onu bedel bir yalnızlık ile aşağıya çağırıyordu. Atladım ve uçamadım, rengimi kaybettim. Kış oldum. Gözlerimi tekrar kapadım ve kaybettiğim masada son kez ruhumu ayaklar altına aldım.
Adamın alaycı sözleri azap değil, ateş dağıtıyordu, dokunduğu yeri eritip, onu kendinden alıyordu. Yeni umutlar için çok geçti ve nefreti katı bir duman gibiydi. Boğazını öyle bir yakıyordu ki ağlayamıyordu bile artık… Son bir kez daha öfkesini içinde yok etti ve adam ile yüzleşti. Hak etmişti, onu bırakmıştı ya da kim bırakmıştı, kim kalmıştı. Kim yas tutup, kim ağlamıştı. Her söz bir kez daha fazla kırsa ne olacaktı. Gidenlerin yarattığı hicran hiçbir zaman son bulmayacaktı. Gitmişti, yıpratmıştı. Şimdi bilincini ayık tutup, olabilecek olan bu karmaşaya son vermeliydi. Kırılsa da…

Boğazı bir kez daha düğümlenmişti, nefes almak için çabalayan bedenine aldırış etmeden öylece adama bakmayı yeğliyordu. Uğultu, kulaklarından gözlerine yansımaya başlıyordu, yanından geçen bir insanın bakışlarına ruhsuzca karşılık verdi ve tuttuğu nefesi bırakıp, derin bir soluk aldı. Arkasında kenetlediği ellerini serbest bıraktı ve saçlarının arasından geçirdi;
“Tam olarak… Ne olacağını… Ya da ne… Olduğunu bilmiyorum ama Hogwarts… Hayaletleri çıldırmış gibi…” cümlelerinin kesikliği acıdan ve sorundan geliyordu. Tek bir nedeni vardı çünkü Kevin tam karşısındaydı. Kendine olan güvenini yerle bir etmek ister gibi azametle karşısında dikiliyordu. Kaybediyorum, hayatımı kaybediyorum. Tüm ruhumla inandığım yaşamı ve oktavları. Şimdi sesim yalnız içimde kendim ile konuşuyor ve kendi duyabildiğim ile dünyaya cevap veriyorum.

Her defasında bir erkek ve her defasında acı. Nefret mi bu? Gözlerini kapamak ve derin hissiz sakin bir uykuya yatmak istiyordu. Oysa bunun mümkün atı yokmuş gibiydi. Olasılıksız… Dişlerini çenesini acıtacak kadar çok fazla sıktı, basiretsiz babasından olan tiksintisi, diğer erkeklere olan öfkesi kanında gezdi ve gözlerinde parladı. Bu kadar kolay değil. Tekrardan konuşmaya başladığında eski kıvranan Zosia’dan eser yoktu, buzlar ile kaplı dünyaya tüm kaçamaklığı ile dönmüştü ve dönüşü keskin bir yoldan değil uçurumun son bulduğu, düşmeye başladığı andan olmuştu.
“Benim için sorun değil Néil…” Olabildiğince çarpık ve masum bir gülümseme dudaklarına oturtturarak “Ne de olsa, dünyaya karşı tek sorumluluğum öldüğüm gündür.” Neden kızmıştı neden suratında birden bu öfke kırıntıları çoğalmaya başlamıştı, başkalarının yaptığı hataları, hep, en suçsuz çeker ve en suçsuz karşındaki adam mıydı? Salondaki insan kalabalığı umurunda mıydı? Hayır. Hepsi ölmeyi hak edecek kadar, kendi de ölmeyi hak edecek kadar hastaydı. Dünyayı kirletiyorlardı, hem de hiç düşünmeden. Her bertaraf ettiğimiz insanda dünya bir kez daha belaya bulanır. Kalbimizin her hoşgörüsüzlük ile atışında bir kez daha bizi oynatan kötülüğün efendisinin bile bekçisi kazanır. Kötülük veya güç, bunlar ile ilgilenemeyecek kadar yükseklikte ve acımasızlıktadır. Kararlar bize aittir, sonuçlarda. Bazıları için orta yoktur ama benim için ortada olmaktan başka çare yoktur. Ayakları salonun çıkışına geldiğinde tekrar döndü ve adama baktı;
“Zamanı durdurabilsem, bir daha denerdim ve beni anlamanı isterdim. Dikkatli olun ve ol...” Dönmek ve kollarına sığınmak isterdi ama yapamazdı, sebepleri çok fazlaydı, hiç biri amacı değildi ve hiç biri sebebi değildi. Yarım kalacaktı, yarım olmaktan memnundu. Asla tam olanlar ile aynı sofraya oturmayacaktı.

Koşarak merdivenlerden indiğinde iki gözü dönmüş hayalet çoktan salondan içeri süzülmüştü. Hayaletlerin yapacakları umurunda değildi, bazıları gider ve bazıları geri gelir. Bu olayın üstesinden gelebilecek pek çok kişi içerideydi. Belki o da orda olmalıydı ama seçim yapamazdı, orada olması bir seçimdi. Ayaklarının her adımında bir insan, bir yaratılmış, özensiz bir varlık olarak Londra’nın is ve yalnızlık kokan caddesinde gözden kayboldu. Tüm sevdiklerim ölün, ölün ki acı çekmeyi kesim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Angélique Killingsworth

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Angélique Killingsworth



Mücadele Tarafı : Karanlık Gece.
Rp Sevgilisi : Walter.
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Kuzgun.

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptyC.tesi Mayıs 01, 2010 1:03 pm

Uzaklaşmıştı bulunduğu topluluktan. Dinlenmeden, devam etmeden ve neden göstermeden.. Huzurun yüceliğinden emin olanların o aldırmaz kabalığıydı onunki, karşısındakileri şaşırmak, başkasının dediğinde kirleneceği ona dokunmayacağını,kirletemeyeceğini göstermek,belki de anlamsızlığına karşı siper alarak ezilmekten kurtarmak için kullanırdı bu davranışı. Davranışlara aldanmaması gerektiği tek basamaklı yaşlarında öğretilmişti. O zamanlar büyüyordu. Zamanın içinde barındırdığı kendisine has histerik getirileri vardı. Bedenine hükmediyor, ruhunun içine dar gelişinin hazzını yaşıyordu. Fakat uzun zamandır, zaman bir şey getirmemiş, aksine getirdiklerine kıyasla çoğu şeyi yok ediyordu. Yaşlanıyordu sadece,hepsi bu.. ve zaman ilerledikçe kulaklarında bir barinin yaşlı tınısını duyuyordu. ‘’ Yanlış yolun karanlığında kurtulan düşmüş ruhu, büyük bir acı duyarak lanetler insan. İçindeki pişmanlığı katık eder akıbetine..’’Bu yargıya aldanmamak gerektiğini her zaman savunmuştu. Karşısındakinin üslubunu benimsemek gafletine düşülürse, bir barinin soğuk ve yaralayıcı yüzünü görmek kaçınılmaz olurdu.

Salonun gürültüsüne eşlik eden boş kadehlere bir yenisini ekleyerek devam etti. Tüm bunlara katlanabilmek için kanında alkolün kol gezmesine izin vermekten başka bir seçeneği yoktu. Angie,sanatı sessiz sevenlerdendi. Tıpkı sade bir ritmin esintisine baş döndürücü ahengi karşılık veren Darya gibi.

Bulunduğu doğrultuda yer alan genç büyücüye takıldı gözleri. Yanında yer alan kişilerin takdim etmesine gerek duymadan anlamıştı kim olduğunu. Çarpık gülümsemesi ile sindirdi ismini içine. Bakanlığın resmi evraklarında ve gereksiz cadıların adından sıkça bahsettiği şu çapkınlık hikâyelerinde duymuştu bu ismi. Şaşkınlığını gizlemeye çalışmıyordu. Hikâyelerdeki hakkını vermek için fazla aceleci olduğunu düşünüyordu üstelik. Yanından geçerken çarpık ve alabildiğine manidar gülümsemesi ile karşılık verdi anlamsız cümlesine. Bakanlığın iyi bir iş çıkarmadığı nerede görülmüştü? Birkaç ayın uğursuz günleri sayılmazsa tabii. Büyücü, yanından uzaklaşırken belirsiz gülümsemesi silinmeden izledi onu. Muggleların yanından uzaklaşarak sert yüz ifadesi ile bakanlık çalışanlarının yanına ilerledi. Esrar dairesi çalışanlarından James Lyer olarak bildiği büyücünün yanından geçerken duraksayarak ciddiyetini sergiledi.

‘ Asıl açılış gerçekleşmeden önce her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak istiyorum Bay Vigoureux. Bunu sağlayın, olur mu? ‘

Aldığı cevap ile memnun kaldığını belirten hafif gülümsemesinin gölgesinde selamladı büyücüyü. Ardından bu dingin gecenin aynı seyirde devam etmesini bozmaktan sakınırcasına adımlarını salonun doğusuna yöneltti. Bakışları yeşil bir çift göz arıyordu. Alabildiğine gizemli yeşil bir çift göz..

‘Uyarılara gerek olduğunu düşünmüyorum Bayan Blomleigh. Ne yapmanız gerektiğini tekrarlatmadan iyi biliyorsunuz.’


Gözlerinin derin yeşilliğinde gördüğü tek gerçek vardı. Gelişi her ne olursa olsun bir amaç doğrultusunda ilerlemeyi seçmiş kişiler, zehirlerine, kötülüklerine,bencilliklerine,melanetlerine rağmen sonunda herkese hissettirmek istedikleri duyguyu bahşediyorlardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ejõna Presoldé

GezginGezgin
Ejõna Presoldé



Mücadele Tarafı : Burjuvaların yarattığı hiç bir işe karışmıyor.
Kan Durumu : Göçebe bir çingenenin kanı, ne fark eder ki?

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptyÇarş. Mayıs 05, 2010 12:02 am

Düzen ve düzensizlik birbirine aşık iki eşitsizlik. Kadının kafası bir karadulun ısırığı gibi mayhoş ve duru bir şekilde işliyordu. Çevresinde olan gürültüye eklenen tek şey Angelique’nin narin sözleriydi. Konuşmadan bir süre gülümsedi ve çellosuna kaydı gözleri. Parlaklığı yeni işlenmiş bir elmastan bile daha keskin seçiliyordu, peki keskinliği. Ölüm gibi… Kapıdan tüm zarafetiyle süzülen Zosia’yı gördüğünde gözleri ile bir diğer yakın arkadaşını işaret etti ama o onları fark edemeyecek kadar telaşlı görünüyordu. Aldırmadı çünkü sıkılmıştı. Kapalı gözleri ile uyumla atan kalbide bunu söylüyordu. Angelique’nin uzaklaşmasını sesice izledi ve diğerlerine kısa bir baş selamı vererek, o da salondan çıkmak için çellosunu almaya yöneldi. Kördüğümler ve yankılar, dilsizlik ile ibadet eden çarklar. Beyaz yüz ve gölgeli el çellonun yüzeyine dokunduğunda aşikar bir parıltı ile gülümsedi. Bu gece çok yorgun olacaktı, iliklerinden tüm kanı çekilinceye kadar çalmak ve bedenini kaybetmek istiyordu. Ki böyle anlarında dünyaya eşsiz parçalar bırakırdı. Bir şiir belki de bir yazı ile kapıya doğru ilerledi, kendi ve çellosu. Aklım tarifi yanlış bir duruş ile hünkarlaşıyordu ve gözlerim asla öpemeyecek tenlerin arzularında kanıyordu. Bir söz vardır gelecekten kayan ve üzülerek kalplere inen, gerçek olan bedenler elbet eski sözleri bulacaktır ve kendilerine olan doğru payı çıkaracaktır. Tabloyu görmemişti ama tablonun tadını emmişti. Görmek veya daha fazlası için çabalamak hiç ona göre değildi. Söylemeden söylemişti ona tablo, o ve onun gibi harmanlanan enstrümanlar. Sonsuz kutupların meledromanları. Topuklu ayakkabıların galeride bıraktığı son sesi ile ilerledi güne ve gidişini fark eden kimseye bakmadan. İnsanlık sözsüz kurtlar, yemek için bekliyorlar. Parça parça hep bedenlerden çalıyorlar.


Nazlı beden kapıdan çıktığında başının üzerinde iki hayalet salonun ortasına bomba gibi düşmüştü. Muggle’ların çığlıkları ile kulağı esse de umursamadan önünden geçen bir taksiyi durdurmuş ve kendini arabaya atmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James Lyer Vigoureux

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
James Lyer Vigoureux



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık
Rp Sevgilisi : Freya Artemis
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Simurg

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptyPerş. Mayıs 06, 2010 4:31 am

Çeketinin düğmelerini her geçen insan için iliklemekten sıkılmanın vermiş olduğu huzursuzluk ve resmiyetin ağırlığı fazlasıyla rahatsızlık verici olamaya başlamıştı. Yeterince dert yokmuş gibi sevmediği birçok büyücünün de gelmesiyle rahatsızlığı daha da artıyordu. Kulağına gelen müziğin belli tınısıyla biraz sakinleşiyor, ilerideki tabloların göz alıcı duruşuyla da kendini topluyordu. Yanından geçen insanların hoşnut konuşmalarına kulak misafiri oluyordu. Bazı muggle görevlileri son anda çıkabilecek aksilikleri kontrol ediyorlardı ama işleri daha da zor bir hale soktuklarından haberleri yoktu.

Sihir bakanı yardımcısı Angelique geldiğinde bazı başların ona doğru döndüğünü görmüştü James, insanların onun gelişine bile saygı gösterdiklerini görebiliyordu. Düzgün adımlarla James’e yaklaştığında isteyerek James çeketini sıcaktan açmış olduğu düğmesini ilikledi ve güler yüzle baktı. Her zamanki gibi nazik ve kibar bir konuşmayla güvenlikle alakalı alınan önemler hakkındaki sözleri üzerine James kafasını onaylar bir şekilde sallayarak lafa girdi.”Elbette efendim zaten gördüğünüz gibi en iyi büyücüleri çağırdık ve herşey istediğimiz gibi gidiyor “ dedi karşıdaki güzel ve alımlı bir bayanı göstererek. Angelique cevaptan memnun olmuşçasına ayrılken yanından James karşıdaki bayana kafası ile hafifçe her şey yolundamı anlamında bir işaret yaptı. Brenda evet anlamında karşılık verince rahatlama hissetti. Brenda işinde en iyilerden biriydi onu böyle büyük bir organisazyonda görevli olarak görmek insanlara rahatlama duygusu verebilirdi. Saklı kalamayan güzelliği ile göz alıcı olsa da tabloların önünde durmaktan kaçınıyordu. Aslında buranın atmosferiyle zıtlık oluşturmuyordu James için zaten o da buradaki en değerli eşyalarla aynı derecedeydi.Ona güveni sonsuzdu güçlüydü,zekiydi ve en önemlisi James’in en iyi arkadaşıydı..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Angela Fitzgerald

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Angela Fitzgerald



Mücadele Tarafı : Övünç
Rp Sevgilisi : Lucas Wilson
Kan Durumu : 0Rh+ acil durumlar için felan

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptyPerş. Mayıs 06, 2010 1:12 pm

Ilık bir gün, güne güzel başlamanın verdiği tüm mutluluğun vücudunun her bir hücresine teker teker dolması ve bunun o güne güzel yönleriyle bakmana yardımcı olması gibi yoktu. Beyaz çarşaflar arasında kıvrılmış yatarken gözlerini gölgeleyen kirpiklerini kırpıştırdı. Yarı uyanık yarı uyuyor gibiydi bilinçsizce yaptığı hareketler ile camdan içeri süzülen gün ışığına takılıp kaldı bakışları, ardından bilincini geri kazanmışcasına bir gülümseme oturttu yüzüne ve esneyerek doğruldu. Kızıl saçları dağılmış birbirine karışmıştı. İpek geceliği dizlerinden yukarı doğru sıyrılmıştı üzerinde serili yorgana inat eder gibi. Yorganı hızla üzerinden attı ve dizlerini çevik bir hareket ile yataktan aşağı sarkıtıp yumuşak halının üzerine zıplar gibi indi. Dün geceki çalışmalarından sonra bu gün fazlası ile yorgun olması gerekirdi fakat tam tersi olmuş güne beklediğinden daha dinç başlamıştı. Bunun rahtlığı ile içeri dolan havayı teneffüs etti ve hızlı bir soluk bıraktı. Yatağın diğer tarafına dönüp baktığında Benjamin'in çoktan gitmiş olduğunu görmüştü. Her sabah erkenden kalkıp nereye gidiyordu böyle? Bu düşünceler zihninde soru işaretleri bırakırken düşünceli bir ifade ile çattı kaşlarını fakat çok fazla uzun sürmedi gülümseyen çehresini geri kazandığında saçlarını camdan yansıyan görüntüsüne bakarak düzeltti hafifçe. Bu saçları elbet bir gün adam edecekti, cadıları simgeleyen porsumuş saçları ile zaten bir cadı değil miydi Angela içinde yükselmeye başlayan neşeli kahkahasını yutkundu. Bu muggle'lar tamda Angela'yı tanımlayan masallar yazmışlardı. Pamuk Prenses'e zehirli elmasını veren tek cadı kendisi olmalıydı. Omuz silkti ve gözleri ile odayı aradı bir kenara fırlattığı pantolonu kazağı ve çorapları kendine isyan edercesine buruşmuş bakıyorlardı. Bu gün elbette onları giyemezdi öncelikle sağlam bir yere gidecekti, saygın görünmeliydi ya da bir kot pantolondan daha fazla eksantrik duran bir takım bulmalıydı.

Bunları daha sonraya bırakmayı yeğledi, yatağını ve odasını birkaç pratik küçük büyü ile topladı. Bunları ona öğretecek bir büyücü annesi olmadığı için kendi kendine öğrenmişti. Daha doğrusu tüm bunları öğretecek muggle annesinin aslında gerçek annesi olmadığını öğrendiğinde büyük bir rahatlama duymuş ve kendi hayatını kurmaya çalışırken büyük bir istek ve azim ile çabalayıp ona göre hareket etmişti. Yatak odasının kapısını iteleyip banyoya geçip ellerini ve yüzünü yıkadı küvetin suyunu açıp mutfağa geçip sıcak su küvete dolarken birkaç şey atıştırabilirdi. Hiçbir zaman sabah kahvaltısına önem vermemişti bu tip tavırları yüzünden kilo alamıyor ve arkadaşlarının kendisine gıpta etmesine sebep oluyordu. Aslında çokta sağlıklı bir durum değildi onun için, uzun geceler boyunca çalışan biri için güçten düşmesine sebep olabilirdi. Mutfak tezgahında bulduğu ay çöreklerinden birini alıp ısırdı bir portakal suyu ve hızlı bir şekilde biten ay çöreği genç kadının karnının doymasına yetmişti. Banyo'ya geçip sıcak bir duş aldığında tüm düşüncelerinin dağılıp rahatladığını hissetti. Yeni aldığı bir elbise güzel bir koku ve güzel bir gün her zaman için iyi gelebilirdi. Gardırobundaki en sevdiği kıyafetini çıkarttı. Yeni aldığı bu elbisenin üst tarafı 17.yy tarzı korseyle biçimlendirilmiş etekliği ise kırmızı siyah tüllerle biçimlendirilip klasik aynı zamanda gotik bir hava katmıştı. İşte bu tamda Angela'nın tarzıydı Uluslar arası Londra Bienali'ne gidecekse eğer kendi tarzını kullanmalıydı. Böylece gotik tarzındaki resimleri ile bir bütün sağlayabilecekti. Resimlerinin duvarları süslediğini görebiliyordu şimdiden.

Giyinip hazırlanması çok uzun sürmemişti iyice uzamış saçlarını belini saran korsenin üzerinden salık bırakmıştı, uzun saçları her zaman severdi bu erkeklerde de kadınlarda da aynıydı. Bu yüzden Benjamin'inde saçlarına hasta olmuyor değildi hani. Onun ensesini ve omuzlarını örten saçları biçimlendirilmiş sakalı ile o kadar uyumlu ve güzel duruyordu ki hayran olmamak elde değildi. İnce topuklu ayakkabılarını da ayağına geçirip aynada son bir kez kendine bakıp süzdü iç açıcı görünmüştü bu görüntü kendisine fakat bu görüntüsüne bakıp parlayan gözlerinde sönen ışık çok uzun sürmemişti bundan bir süre öncede sinirle aynaya bakmış ve kendini berbat hissetmişti ve ardından James'in kollarında unutuvermişti tüm olanları başparmağını dudağına götürüp dokundu hafifçe dalgın bir ifade ile. Çok uzun sürmedi bu hareketi masanın üzerinde büyük çerçeve içerisindeki resimde Benjamin'in bal rengi gözleri ile karşılaştı kollarının arasında tuttuğu kendisine bir şeyler anlatmak ister gibiydi. Karman çorman olmuş hislerinden sıyrılmalı ve kendini toparlamalıydı artık. Hafifçe silkindi düşlerden uzaklaşmak istercesine. Bir an sonra boğucu gelmeye başlayan evden uzaklaştı kaçarcasına.

Londra'daki sanat galerisinin kapısında durduğunda ilk önce çevresini süzdü Benjamin'in kendisine daha sonra katılacak olmasına üzülmüştü tek başına bir yerde sap gibi kalmak hiçte eğlenceli değildi ona göre. Geniş kapıdan içeri adım attığında birkaç gözün kendisine döndüğünü hissetti. Tarzını garipsemiş olmalılardı ya da genç kadına öyle gelmişti bir an için. Tek başına olduğu zamanda böyle kuruntulara kapılırdı, bu şekilde paranoyak olması gerekiyor muydu bilmiyordu fakat o an için bu durumu önleyemeyeceğini düşünüyordu ve onu gördü düşünce bulutlarının arasında tedirginlikle kısılıp kalmışken yüzüne bir gülümseme oluştu biraz zenofobikmiş gibi hissetti kendini tanımadığı insanlara karşı tipik bir tepki verir onlarla tanışmak yerine kuytu bir köşede sessizce kalır ilk tepkiyi karşıdan beklerdi. Fakat kuytu bir köşeye çekilip kendini yabancı gibi hissetmesine gerek kalmamıştı. Yüzüne yayılan parlak ışık altında James'i gördü evden çıkarken aklına gelen tüm düşünceler dağılmıştı. Hayaletler çevreye hakim olan bir çok insan sadece gölgeler arasına saklanmak hepsinden gizlenmek ve bir tek James'i bu gölgenin içine almak istiyordu. Yanına yaklaştığında . “James?” dedi soru dolu bir ifade ile bunu bir hatır sormak karşılaştığında belirttiği bir mutluluk veya ne istiyorsa o şekilde algılayabilirdi. “Doğruyu söylemek gerekirse kendimi bir uzaylı gibi hissediyorum şu an herkes bana yabancı senin dışında . Umarım beni arkana gizlersin yoksa kaçıp gideceğim” hafifçe sarıldı genç adama merhabalaşmak istercesine ve ardından geri çekildi resmiyetten hoşlanmazdı, gülümseyerek baktı genç adamın gözlerine ve çevresinde yansıyan milyonlarca sesi yok saymak istercesine sessizleşti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Whitney Blomleigh

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Whitney Blomleigh



Mücadele Tarafı : Renkler.
Patronus : Kelebek.

Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: Uluslararası Londra Bienali   Uluslararası Londra Bienali - Sayfa 3 EmptySalı Mayıs 18, 2010 5:15 pm

    Hayatı beğenmez ve yeniden biçimlendirmek isterdi. Yeniden de biçimlendirirdi hayatı. Kaybolmuşluklarla beraber çerçeveletip duvara asardı. Kaybolmuşluklarla yücelirdi her şey. Sanatın ve hayatın tedirgin patikalarında gezinirdi sade bir ışıltıyla. Günışığına yürürdü,küçük bir çocukta bulurdu hayatı ve yeniden,yeniden biçimlendirirdi onu. Alevli bir magma gibi, zamanı yakan tuhaf kızıllığın içinde fildişi tuşları parlayan piyanonun sesine eşlik eden sesleri duymalı onların, hıçkırıklarını hissetmeli, yalnızlıklarına ortak olmalı, gülümsemelerini barındırmalı ve ateşi eliyle tutup onu bir elmasa çeviren cehennem büyücüleriyle elleri yanarak yürümeliydi.Geceleri kimsesiz odalarda çizerdi renklerini. İlk olarak gözlemekti amacı,sessizlikleri ve geceleri çizdi. Daha sonra ise baş dönmesinde karar kıldı. Kimsenin dokunmadığı etkilere yöneldi. Onu buldu,herkesin bildiği sandığı lanetli bilinmezliği. İçi o kadar 'onunla' doluydu ki nefes alamıyordu adeta. Çizdiği gecelerin sessizliğine gömüldü düşleri ve yeniden çıktı kabuğundan. Kendi incir kabuğuna çekilmiş bir öz'dü o. Her şeyin özü. Kaybolmuştu hayatta ve kaybolduğu yerden memnundu. Kör gözüm parmağına akıtırdı fırça darbelerini,kum tanesi eşliğinde. İnsanları yansıtırdı tuval üzerine,bakardı uzaktan ve kaldırırdı. Belki şimdi mutluluk onlarla birliktedir?
    Tanımıyordu onları,sadece çağrışımlar..

    Yalnız kalmamak gibi bir talihsizlik yaşamamıştı,aksine yalnızdı sürekli. Kumsaldaki zavallı izler gibi silmişti hayat onun parçalarını. Çok az tanımıştı ailesini,çok az bilirdi yaş günlerinde gelen hediyelerin ne olduğunu. Son hediyesi haddinden fazla acıydı. Gerek var mıydı? Bilinmez. Ve yanında fırçalar ve renkler. Siyah bir gecenin tüm renkleri getirmesindeki paradoksu hayatının merkezine oturtmuş alaycı tebessümünü savuran geç kalmış bir yaşamdı Whitney. Mor halkalı gözleri oldukça farklı bakan, Rus konçertosunun vazgeçilmez isimlerinden birine rastlamıştı. Kırmızı yeleği,beyaz gömleği,siyah uzun atkısı ve elleri cepleri gereğinden büyük redingotunun içinde olan bu kişi,yaptığı tabloların önünde duruyordu. Şuh bir ifade vardı yüzünde. Kızgın bir tavırla Téniers'ın fırçasından çıkmış bir tabloyu eleştiriyordu. Whitney,sakin ve berrak ses tonuyla biraz bekledikten sonra başka seçeneği olmadığı için düşüncesini belirtti.

    ' İlkçağ yapıtlarından ve onlardan esinlenerek yapılan tablolardan daha güzeli yok, ama Téniers'ın, Steen'in ya da Ostade'in tablolarının Wattea'unun veya Van Loo'nun değersiz süs parçalarından üstün olduğu fikrinize katılıyorum. Gerçi bu ressamlarda çirkinleştiriliyor, ama yine de Buardon'da ya da Fragonard'da ki kadar bayağı değil.'

    Kırçıllaşmış sakalı ve keskin bakışları ile bir ermişe benziyordu karşısındaki. Hafif baş hareketi ile ayrıldı oradan. Geçen yüzyılın sanatçıları ile uğraşmaya vakti yoktu.

    Bir senfoniye yetecek kadar anlam vardı tablolarında. Bunu keman rayından çıkan seslerde buldu, bir senfoni çalkalanıyordu derinlerde yada sıçrıyordu sahneye. Histerik dalgalarla başlamıştı. Bu sonsuzluğu anında kavrayamayacağımız için bir rahine ağcı curcunasıyla bitiyordu ritim. Tüm bu duyguların sahibini aramak için arkasını döndüğünde iki saks mavisi derin gözlerle karşılaştı. Tanırdı bu ifadeyi. Geçmişin gizli tohumlarında başlayan bu hissin şimdi ve gelecekte yeri yoktu. Genç kadın için anlam taşımayan biriydi. Cümlelerine karşılık sahte gülümseyişini siper etti. Sahnenin arkasına yürüyorlardı birlikte. Angélique ondan bir adım öndeydi. Oysa onun kaybolmuş her anısını tutup yeniden yapardı, renklere, şekillere büründürürdü onları. Kayıp zamanların, kayıp efsanesi olurdu, yeniden can verirdi onlara. Renkli kuşlar,yalnız kadınlar,hüzünlü erkeklerden oluşan mutlu bir tablo çizerdi onun için. Her tabloda başka bir ses, her tablo için başka anlatım.. Ve bu şuhle bakışlı kadın bunlara dayanamadığı için gitmişti belkide. Şimdi sırada farklı anlatım vardı. Hiç kimse ve herkesin olduğu farklı, portre. Kimilerine göre zehirli ama kesinlikle inatçı..

    Portreyi hazırlatmalarını söyledikten sonra sahne ışıklarının tenini daha beyaz göstermesine aldırmadan sahnenin ortasına ilerledi. Şimdi çizdiği geceler kadar sessizdi salon. Hemen arkasında yer alan Angélique, geleceği koruyacakmış gibi davranıyordu. Ah, düşüncesiz cadı! Walsingham portresi sahneye gittikçe daha fazla yaklaşırken heyecanın iliklerinde dolaştığını hissedebiliyordu ve karşısındaki insanların gözlerinde görüyordu bunu. Gerçeğin yansıtılamayacağı bir gece mi olacaktı? Gülümsemesini takınarak başladı sözlerine.

    ' Harfler çıplak bir insan gibidir. Ama renkler kendi ayakları üzerinde yürüyebilir. Umursamazlık rüzgârının attığı hayallerdir aslında. Ve şimdi size herkesin bildiği bir hayalden bahsetmek istiyorum. ' Arkasında yer alan cadının sinirli ikazlarına kulak asmadan devam etti.
    'Birçok büyücü gibi Walsingham da kendisine yaklaşanları, ağına dolananları şaşırtıyordu; Ona gerçeği bulmak nerede olduğunu sormak için geliyorlar, onun yerine kendini beğenmiş, küçümseyici bir barin buluyorlardı. Walsingham, kendi içindekileri, değerli örümceğini neredeyse herkesten, hatta belki kendinden bile kıskançlıklar gizliyor, kimsenin onu hissetmesine izin vermiyor,onun tanrısal sesini ölümlü kulaklara duyurmuyordu. Evet,bunları biliyorsunuz. Bilmedikleriniz ise orada,bu portrede saklı. Güç,ihtişam,sonsuz şöhret ve ağına takılanları özümsediği zehir. Tüm bunlar karşınızda. ‘

    Portre sahnenin ortasına yaklaştığında hedefini tam on ikiden vurmuş avcının rahatlığı vardı üzerinde. Bir dehayı içinde taşıyan ruh ile bezenen bu portre pis suların içinden çıkarılmış geleceği şekillendiren güç kadar değerliydi. Tüm bunları düşünürken arkasında öfke ile bağıran birilerini duydu. Angélique’nin sesinin tüm bedenini ele geçirdiğine Merlin adına yemin edebilirdi. Angie, bakanlık görevlilerine emirler yağdırıyor, timlerin hemen burada olması gerektiğini defalarca dile getiriyordu. Walsingham’a doğru hiddet ve hızla ilerlerken.bunun beklediği işaret olmasından korkuyordu. Ya işaret bu hayaletler ise? Sadece biraz daha zamanın olması gerektiğinden emindi. Salonda duyulan tek ses çığlık ve kaçmaya çalışan insanların kuru otları ezercesine çıkardığı seslerdi.

    ‘Ölüleri rahat bırak, Angélique. Herkes ne kadar eğleniyor görmüyor musun? ‘ Alaylı ve olabildiğine rahat gülüşü yüzünde iken hislerini saklaması zor olmamıştı. İstediği birkaç dakikalık zamandı,sadece bu.

    Elinde olmayan olguların etrafa savrulduğu bu gecede, yaşayanın bütün zihnini,hatta hayatını altüst edecek cümleler ve yargılar çıkabilirdi. Bilinmezlik,onun kaderinde gizliydi.

    Gerçek bölünemez, bu yüzden kendini tanıyamaz; her kim onu tanımak isterse bir yalan olmak zorundadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Uluslararası Londra Bienali

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
3 sayfadaki 4 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-