AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Duyduğu gibi...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3  Sonraki
YazarMesaj
Marius Cioran

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Marius Cioran



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık.
Rp Sevgilisi : Brenda,
Kan Durumu : Muggle kökenli!
Patronus : Naja

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyÇarş. Nis. 14, 2010 12:23 pm

Öylece bir adım ileriye gitmeden haykırışına kulak verdi. Sesi beklenmedik bir biçimde yayılmıştı. Dükkanların vitrinine yanaşan sahiplerden birkaçına kaçamak bakışlar attı. Sırıtmak istiyordu, içinde kabaran büyük bir istek ile sırıtmak; ukalaca… Onun yerine yutkundu sayısını takip edemediği kadar. Tüm bu olanlar arasında kalan kimliğini irdeler olmuştu. Gözleri kadının sırtında parladı ve kadının rüzgarla savrulan saçlarını seyretti. Yüzünü gördüğü kadarı ile asabi bir havaya bürünmüştü. Hızlı adımlarla yanına yaklaşan soluk yüzlü kadının verdiği etki ile yarım adım geriye gitti. Korku değildi duyduğu, sadece kaçmanın hissiz versiyonuydu. Gözlerini oynatmaya,, kavramaya zaman bulamadan bileklerini kavrayan eli algıladı. Bir an sürüklenen bedeni çabucak sarsıntıya ayak uydurdu. Knockturn sokağının daha da derinlerine iniyordu. Kadın onu dar sokağa soktuğunda bakışları keskin ve sinirliydi. Bunu rahatça okuyabiliyordu. Sorularına cevap vermek için ağzını araladı ama kadın kısa bir müddetin sonunda sitemle konuşmaya devam etti. Evet, derdi neydi? Bu yerde ne arıyordu? Sorularının cevabını bu kadından alacağını söyleseler yine de gelir miydi? İzin ver seni öldüreyim derken bir süreliğine yere indirdiği bakışlarını kadına kaldırdı. Ölüm çözüm değil. Keşke öyle olsa… Duygularını, düşüncelerini ifade ederken bu kadar zorlanacağını söyleseler, inanmazdı. Bulduğu yere oturan kadına bakışlarını çevirdi ve onun ardından ellerini cebine koyarak ayağı ile ritim tutmaya başladı. Gözleri parmak uçlarında kelimeler ağzından döküldü. “ Ben Cioran. Daha önce kendimi tanıtmadığım için üzgünüm.” Başını yavaşça kaldırıp kadına baktı. “ Ve evet, burasının neresi olduğunu biliyorum. Ama her şey gözüme o kadar sıradan geliyor ki ayaklarım buraya sürüklenmiş gibi…” Derin bir soluk alıp, tekrar ayaklarının uçlarına çevirdi bakışlarını. Cebindeki asayı istemsiz bir biçimde kavramıştı. Onu kullanacak değildi ama aklının çalışmasını sağlıyor gibi hissediyordu. Sırayla büyükannesinin ölümü, cisimlenişi, yolunu seçmesi ve kadınla arasındaki konuşmaları geçti. Hepsi tek bir noktada toplanıyordu. Buna kader denirdi. Uysal bir halde konuşmasına devam etti. Oldukça sıradan bir şey anlatıyormuş gibi kullandığı ses tonu için Morrigan onu suçlayamazdı; zaten onun içinde Marius’un derdi önemli değildi. Başından gitmesi için bu kadar aceleci olduğunu bile bile yavaşça kurdu cümlelerini. “ Hayatta en çok bağlandığım şeyin aslında bir yalandan ibaret olduğunu öğrendim. Yalan yok olurken bana ufak bir miras bıraktı. Onu tekrar yaratmak için bir yola ihtiyacım var ama o yolun başını henüz göremiyorum.” Beyaz ten, al dudaklar ve keskin bakışların gölgesinde iyice küçük hissetti kendini. Bu dakikalar dışında ne kadar küçülebilirdi ki? Bildiklerini, duyduklarını algıladığı kadar net anlatmıştı. Bundan gayri bilmediği yolun başlangıcını bulmak ve devam getirmekti amacı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/c-i-o-r-a-n-t637
Morrígan Belenus

GezginGezgin
Morrígan Belenus



Mücadele Tarafı : Spes Salutis
Patronus : Pantalaimon

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyPerş. Nis. 22, 2010 10:01 pm

Nasıl bir veryansın ile doluydu bedeni, nasıl bir saçmalık ile yaralanmıştı bu adamın yüreği. Yalan… Yalan onun işiydi, bedeninin ve dilinin ama adamın çaresizlikten çok bir kaideyi andıran sesinde yardım tınısını duyuyordu. Kimdi ki ona yardım edecekti ve kimdi ki ona açıklık ile yol gösterecekti. Karasız gün batmak üzereydi ve Morrìgan o ana kadar üşüdüğünü bile fark etmemişti. Sahi neden üşüyordu ki? Bedeni özel bir tema ile donatılmıştı, buna rağmen kasvetli güne eşlik eden bir ürpertisi vardı. Ayrıca bu günlerde kadının ciğerlerinde hava alma sorunu var gibiydi, bir süredir Benjamin’i göremiyordu ve aklı kadar siniri de fazla mesai yapıyordu.
Yokluğumun kül kırıntıları piyanonun notalarından akşama karışıyordu, şimdi açıklamayı algılamayacak kadar histerikti. Oturduğu yerden ayağa kalktı, bir iki adım sağa gitti daha sonrada sola, adama bakmayan yüzünde, düşünce kırıntıları vardı. Kelimeler şekillenmişti ve çok uzaktan bilgelerin sesi ona aranan şeyi fısıldamıştı, bunu ona söyleyemezdi, bu yolun kapısını ona açamazdı. Sanki çok sevdiği bir yemeğin, yanmış tadını ağzında hissetmiş gibi yüzünü ekşitmiş, kararsız gözlerle adama bakmıştı. Kahinler neler istiyordu bu günlerde, nasıl kişileri yoluna taşıyordu. Anlamı yoktu ümitsiz fısıltılarının. Morrìgan, Marius’a doğru yaklaşmış ve önüne gelince adamın gözlerinin en derinene ,saklanan dünyayı görmek istermişçesine, bakmıştı.

Bulut ve buz düşüyordu ateşli akşamlara. O kitabı ilk defa gördüğünde Spes’in amacına ilk kez itaat etmek için çağırılmıştı. Rüzgar bir kez daha var gücü ile estiğinde gözlerini adamdan almış ve adamın yüzünü incelemeye başlamıştı. Sevimli bir yüz, derin kaşların altında, zamanında huzur ile parlayan iki göze sahip biri. Dudakları her zaman ciddi ve mesafeli bir tebessüme yer eden, sade ve olağan bir büyücü. Hiç bu mekana yakışmayacak kadar acı ve öğrenme arzusu ile dolu. Burası yaratılmışların sırları için doğru yer değildi, hele ki bir ademoğlu bu kitap için yola çıkmış iken. Sözlerin ve tümcelerin gerisin geri gelmesine gerek yoktu, kokladığı havada aranan cevaplar zaten mevcuttu. Giderek kıstığı gözlerinin arasından “Marius, eskilerin ismi… Bu gün her ne seni buraya getirdiyse ,içinden o isteği, sök at!” Kısık ama bir o kadarda vurgulu söylemişti cümlelerini çünkü bu adamı korumak işi olmasa da bilgeleri doğru yolda tutmak işiydi. İnsanlık için bir hiçti, büyücü dünyası için ölümcül bir yaratılış ama onu yaratanlar için bir elçi ve işini yerine getirmeliydi. Az daha fazla olabilecek bir istek kitabı zaten kendi ayağı ile adama getirecekti, adamın bilmedikleri o andan sonra zaten ehemmiyetsiz kalacaktı. Adamın hevesini baltalamayacağını görüyordu ama aklına herhangi bir yolda gelmiyordu. Giderek hızlanan gün dönümü arzuların dili gibiydi. “Kes şunu!” Adamın bu çıkıştan hiçbir şey anlamayacağını bilse de ve bir iki kişinin direk olarak dikkatlerini çekeceğini bilse de sözleri haykırış ile dökülmüştü dudaklarından. “İsteme, dur…” sözleride son fısıltısı olmuştu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/vslm-t6767.htm#2
Marius Cioran

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Marius Cioran



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık.
Rp Sevgilisi : Brenda,
Kan Durumu : Muggle kökenli!
Patronus : Naja

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyÇarş. Nis. 28, 2010 10:52 pm



“Marius, eskilerin ismi… Bu gün her ne seni buraya getirdiyse, içinden o isteği, sök at!” Kadın bu cümleyi sarf edene kadar Marius’a yaklaşmasını, gözlerinin derinlerine bakmasını ve ardından içini görüp tüm çıplaklığı ile ona soyunduğunu düşündüren bakışları ile geçen süre boyunca takip etmişti. Kadının kokusunu keşfetmenin heyecanı ile soluklarını kendine sakladı. O kadar yavaş bir biçimde burnunun kenarından soluyordu ki, solumadan ayakta kaldığına inandırabilirdi bazılarını. Yine de kadının kokusu damarlarına kadar işlemişti. Beyaz akının içindeki gözlerde iki küçük siyah noktaya bakarken içindeki gerçekçilik de sökülüp alınmıştı. Kadının bakışlarını yorumlamış gibi kurduğu cümle bir anlık gözlerini ondan ayırmasına neden oldu. Morrígan söylediği cümlenin içindeki kelimeler onun arayışının bir parçası gibi geldi. İşte kaderin bağlandığı nokta Morrígan’dan geçiyordu. Buna karşı en ufak bir şüphe duymamıştı. Yutkundu. Beni buraya getiren şeyi söküp atarsam yolu bulabilir miyim? Derin soluğu ilk kez içine çekti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Karılaştığı kişi Morrígan olsa da olmasa da… İyi veya kötü kalpli birinin eline düşsede çizilen yolun ilk adımını atmıştı. Morrígan’a belki daha sonraları bu karşılaşma için minnet duyacaktı. Kadının bir anda yükselen sesi onu yine kendine getirmişti. Yoldan geçen kuytu insanların dikkatini çekmeye yetmişti bu haykırış… Ona mı demişti? Neyi kesmesini istiyordu? Düşüncelerine bir son vermesini temenni ettiyse başarmıştı. Devamını Morrígan’dan dinlemeye hazırdı. Saygılı bir şekilde başını hafifçe yana çevirip eski konumuna getirirken devam et der gibi bakmayı tercih etti. Bir şeyi istememesi gerektiğine dair onu uyarmak mı istemişti; bilemedi. Yoksa karşısındaki bu gizemli kadının, daha da gizemli olan ve onu tanıdıkça dahi ortaya çıkmayacak özellikleri mi vardı? Büyük ihtimalle öyleydi. Böyle bir mekanda, gizem ve ihtirasın çoğu kez kesiştiği yerde, meraklı gözlerden saklanılacak, onun gibiler için iyi bir yer değil miydi? Ondan daha fazlasını veya azını bekleyemezdi. Ümitsizce kadına doğru eğildi. “ Neden bahsediyorsun? Neyi istememeliyim?” Karşısındaki kadının ona söyleyeceği neyi vardı? Ümitsiz kalakalmıştı. Söyleyeceği, dudaklarından dökülecek tek kelimeye bile aç hissediyordu kendini. Geçmişini taradı, hiçbir yerde öyle bir hissi başkaları ile paylaştığını bulamadı. Bu duygu çok taze ve sığdı. Derinliğe ona bakarken kavuştu. Birden olmuş gibi ayın önünden çekilen bulutlar ile yansıyan kadının beyaz teni Marius’un dikkatini dağıttı. Hem ortamdaki karanlığı fark etti, hem de Morrígan’ın alev rengindeki dudaklarını. Bu güzellik belki başka bir zamanda olsaydı ilk dikkatini çeken unsur olurdu. Bir büyüye ortak olduğunu düşündüğü kadına bir kez daha sordu. “ Neden?” Tek bildiği kelime gibi gelmişti söylerken. Çözümün başkasının elinde olduğu her şeye lanetler savurdu. Morrígan’ın sözlerine anlamlar katmadan dinlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyordu. Umuyordu ki Marius’a açık olacaktı. Gerçi neden olsun gibi bir çok soruda aklından geçmiyor değildi. Birbirleri hakkında bir şey bilmiyorlardı isimleri dışında. Kim tanıdığı bir insana öğütler verip yol göstermek isterdi ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/c-i-o-r-a-n-t637
Morrígan Belenus

GezginGezgin
Morrígan Belenus



Mücadele Tarafı : Spes Salutis
Patronus : Pantalaimon

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyPerş. Nis. 29, 2010 3:43 pm

Titreyen bedeni, karanlığın ve gücün varlığını hissediyordu. İstenilen bedel, onun bile almayacağı kadar, intikam kokuyordu. Bu fırtına, nasıl başlamıştı, nasıl bu kadar savrularak, bu adam buraya gelmişti ve kelimeleri bu kadar naylon kalmıştı. Hissizlik derinden yıkılarak, dünyaya çıkıyordu gerçekler ve adamın inancı bunu koruyordu. Hissetmek, istemek ve bilmek, işiydi. Ona bahşedilen her gücü tek damlası kalmayıncaya kadar tüketirdi, kullanırdı ama bu sefer… Bu sefer tüketen o değildi, bu adamın hapis kaldığı çaresizlikti. O istiyordu ve o da geliyordu, yana eğdiği başıyla, titremeye başlamış vücuduna, engel olmaya çalıştı. Burası varlıklarını belli ettikleri en karanlık mekan olabilirdi ama karanlığın içinde bile kuru ve dinç bir şekilde saklanan karanlık vardı, Morrìgan gibi. Kimse onu bilmiyordu, kimsenin de onu bilmesi gibi bir arzusu yoktu ve inanılmaz merak uyandırıyordu bu sahne, dışarıdan bakanlara. Kadının yüzündeki amansız ihtiras, yerini acıya bırakıyordu, yüzüne çarpan dolunay, onun gerçekliğine fırtınalar katıyordu ve istenilene daha fazla aracı oluyordu.
“Gürültüyü duymuyor musun?” dudaklarından dökülen bu üç kelime ile fısıltısı buhar olup, dolunaya ulaşmıştı bile. Kırmızı dudakların son aralanmasıydı bu, başı olabildiğince dönüyor, kalbi gelen arzu ile patlayacak kadar hızlı çarpıyordu. Karnına giren bir kramp ile olduğu yerde az daha kasılıp öne doğru büküldü. Az sallandı, bir şeyin derin kuvveti omuzlarına binmişti sanki, hayır değişmiyordu ama engellemeye çalışıyordu. Gelen Spes… Lanet olsun, hırsla sıktığı yumruğunu yere düşmeden açabilmişti ve yere kapaklanışını hafifletebilmişti. Olduğu yerde başını doğrultup adamın gözlerine en derinine bir kez daha bakmıştı, çok sevimli…

Bu haliyle bile, kafası örümcek kuşkuları ile kaplıyken, düşündüğü şey onu eğlendirmişti, güç eklemlerini parçalıyordu ama o, her şeyi aklından silmiş adamın tarzını inceliyordu. Hangi ara bu kadar beyni bulanmıştı, bilmiyordu ama bakışları hala adamdayken, burnundan akan kan bile onun kendisine gelmesine yetmiyordu. Kan dudaklarına ulaştığında kısa bir an beyninde bir şeyler oynadı ve o kısa anda aklı bir hamlede başına geldi. Kolunu kaldırıp tersi ile kanını sildi ve
“Nedeni yeterli değil mi? Arzunun gücü o kadar fazla ki o kadar istiyorsun ki çözümü, çözümün beni yıpratıyor.” Boğazını parçalayarak çıkan nefesi onu bir öksürük nöbetine soktu. Daha önce hiç böyle olduğunu hatırlamıyordu ya da hiçbir şeyin onu böyle yaptığını adama bakarak tekrar konuştu “Yardım et… Kalkmama… Gitmeliyiz buradan.” Gözleri onları izleyen aptal bir ölüm yiyene takıldı, sinirleri o kadar isyankar bir şekilde çığlık atmıştı ki hiç düşünmeden dudaklarından “Avada Kedavra.” Kelimeleri dökülmüştü ve asası bir an görünüp kaybolmuştu. “Kalkmama yardım et…” diyerek adama tekrar seslenmişti.

Diğer kişinin boş bir çuval gibi yere yıkılıp, orada öylece gözleri gecenin karanlığına dikmiş bir şekilde kalması kadını hiç ilgilendirmiyor gibiydi. Bakanlığın bunun peşine düşeceğini sanmıyordu, düşse bile elbet bir yolunu bulur bu işin içindende sıyrılırdı. Düşünceler ve bu güç onu iyice tüketmişti, sanki dilinden son kelimesi dökülüyor gibi elini hafifçe öne uzatmış, gözlerini kapamış ve “Lütfen.” demişti. “Lütfen, içinden gelen isteği anlıyorum ki durduramayacaksın en azından şimdilik… Ama ben az daha burada kalırsam yoldan geçen herkesi öldürmek zorunda kalacağım ve en son seninle hesaplaşacağım. Daha fazla suretimi yıkma!” Artık sondu, artık gücü yoktu, bedeni tamamen yerle bütün olduğunda az önce öldürdüğü adamın gözleri ile buluştu, kahverengiydi göz rengi, karşısında yatan bedenin gözleri… Ne kadar sıradan…
Şimdi adam ya onu öylece bırakacak ya isteğinin yerini bulmasına izin verecek ya da hala Morrìgan ile o sokakta öylece dikilecekti ve kadın izinsiz onu hapseden demirle çarpışacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/vslm-t6767.htm#2
Marius Cioran

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Marius Cioran



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık.
Rp Sevgilisi : Brenda,
Kan Durumu : Muggle kökenli!
Patronus : Naja

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyC.tesi Mayıs 01, 2010 9:15 am

Kadının güzel sureti hafifçe hareket ederken Marius’un gözleri iyice açılmıştı. Yana eğilmiş başı ile bir an kadının masumiyetine tanık olduğunu hissetti ama mantığı kadının masum olduğu devirleri çoktan geçtiğini söylüyordu. Artık ondan bir cevabın geleceğini sanarak Morrígan’dan gözlerini ayırmadı. Bu ona garip bir uyuşukluk getirirken kadının titrediğini gördü. Belki de aklının bir oyunuydu. Ne kadar da kendinden geçmişti. Gözlerini yumdu ve Morrígan duyamadığı gürültüden bahsetti. Gürültü mü? Duymuyorum! Onun sesini bile tam işitemezken sokaktan gelen sesleri bile algılayamazken, neyin gürültüsüydü? Morrígan’ın güçlü bir kadın olduğunu şu kısa anda anlamıştı ama onunda yetemediği şeylerin varlığını sezinlemeye başlamıştı. Hareketleri kadının gözlemlediği noktalarını çoğalttı. Ellerini yumruk gibi sıkmış görünmez bir kuvvete karşı koyuyor gibiydi. Onu yere savuran her ne ise Marius’un kanını dondurmuştu. Yaşamıyor ve bunun aklının bir oyunu olduğunu kabullenmeye başlamıştı. Başını kaldırıp Marius’un gözlerine baktığında adam ister istemez bir adım geriledi. Normalde olsa yere düşen bir bayanı nezaketle kalkmasına yardım ederdi. Onu durduran neydi? Dokumak bile bedeninde bir çok şeyin yıpranmasına yol açacak gibi geliyordu. Yıpranabilir miydi? Derin bir soluk aldı ve göğsü yavaşça inip kalktı. Uzun süredir ritimsiz atan kalbi daha da hızlanmıştı. Her şeyi unut diye kendine telkinde bulunurken Morrígan’a doğru eğildi. Burnu kanıyordu. Ay ışığında parlayan kızıllık Marius’un iyi tarafını tekrar ortaya çıkarmıştı. Yok olmayan cesareti yine iş başındaydı belki de. Kadının konuşması birkez daha başlarken Marius kadına acı çektirdiğini düşündü. Cevabın onda bir sarsıntı yarattığı belliydi ama o kuvvetin ne olduğunu hala Marius anlayamıyordu. Tüm bildikleri silinip yok mu olmuştu? Öksürüğü Marius’un aklını başına getirdi. Ona uzanmaya yeltendiği an Morrígan yardım et diye seslenmişti. Nedense bu konuşma birkez daha durdurdu onu. Ne yapmalıydı? Hırıltılı bir ses çıkardı. Kadının dikkati başka yöne kaymıştı. Yöneldiği tarafa bakarken Morrígan’ın asasına sarıldığını fark etmemişti bile, tek duyduğu lanetti. Morrígan’ın dedikleri duymadan yere yığılan adama bakakaldı. Nasıl biri ile tanışmıştı? Gözünü kırpmadan birini öldürmüştü. Gerçi adamın görüntüsü tekin birine benzemiyordu. Bir kötü daha dünya üzerinden yok olmuş olmalıydı. Orada olmak istemediğini ama orada olduğunu kabullendiğinde Morrígan’ın sesini duydu. Çabucak kadına döndü. Gözleri kapalı eli ona doğru uzanmıştı. Yere yığılırken tek düşündüğü soğuk bir andı. Hatırlayamadı, zihninde çizilmeyen ama basit olduğunu bildiği. Söyledikleri Marius’u bir şeyi çileden çıkardığında takındığı heyecanlı ve sinirli havaya sokmuştu. Kadının elini tuttu. Yanağına değen saçı geriye doğru çekti. Onun için ne yapabilirdi? Garip bir şekilde de en doğru seçimi yapmak istiyordu. “ Tamam gidiyoruz.” Cebinden asasına uzandı ve dokunduğu an zihninde bir çok yer belirdi. Onu götürecek doğru bir yer. Cisimlenmek en iyi seçenekti ve aklı doğru mekanı bulacağına emindi. Kadının elini sıkı sıkı tutup onu sırtından kavrayıp kendine doğru çekti. Zihni ıssız bir mekanı kavradı ve düşünceleri oraya aktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/c-i-o-r-a-n-t637
Morrígan Belenus

GezginGezgin
Morrígan Belenus



Mücadele Tarafı : Spes Salutis
Patronus : Pantalaimon

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyPaz Mayıs 02, 2010 6:55 pm

Bedeninden çekilen güce, eklenen sancı görüş etkisini azaltıyordu. Ölümsüz olmak için yaratılmış bedenini saatler öncesine kadar tanımadığı bir adamın emanetine sunmuştu. Nereye gittiklerini umursamamıştı, sadece gitmeyi yeğ tutmuştu. Beyaz dişlerinde bir karadul zarafeti ile parlayan kanın tadı, etkisini kaybederek tükürüğüne karışıyor, boğazından aşağı leziz bir şarap gibi iniyordu. Külfet yüklü acılar ile ilerleyen bir beden değildir benimki, benimki sarmaşıklar ile biçareleşmiş idam mahkumiyeti. Kasılan her damarının, nabzına yaptığı etkiyi, beynindeki gelen ağıta karışarak duyuyordu. Titremeleri zamansızlığın ve mekanların arasında yitip giderken, renksiz yüzündeki gözleri ay taşı gibi sönükleşiyordu. Anın tadından çok yaşamın gücü emanetinden çağırılıyordu. Bir kez nefes alsa her şey düzelecekti ama nefes almaya çabası yok gibiydi. Küçük bir yaprak daldan düşer ve kaybolur gözden. Ne değeri vardır ki yaşamda ve yaşam gibi. Yaşamın ne önemi vardır ki? Yaşamayı kim ne kadar hak edebildi ki? Ölüyor muydu, kadın kafasından geçen bu düşüncelere anlam vermeye çalışarak, onu saran kolların arasında huzurla duruyordu. Belki… Zaman şimdi miydi? Bu kadar az can alabilmişken, bu kadar inisiyatifini iffeti ile zemberekliye bilmişken mi? Ne kadar aciz… Bu kadar basitti demek. Ölüm saf bir dinginlikten başkası değil miydi yoksa? Kaçanlar neden, kaçmayanlar bu yüzden mi kaçmıyordu. Adamın beline doladığı elini insanlığın sıcaklığına özlem duyar gibi az daha bastırdı. Son kez bir tene mi dokunuyordu ve o ten Benjamin’nin ki bile değildi. Bir kez daha içi acıdı. Demek kovduğu insanlığı hala damarlarında geziyordu, öldürdüğü bedenlerin lekesi sinmemişti üstüne ya da kezzaplaşamamıştı içinde.

Biliyordu, gelmişlerdi ve yolun sonundaki o ışıkta gelmiş, ona göz kırpıyordu. Morrìgan açmak istemiyordu gözlerini, sakince ve hiç konuşmadan belki de asırlarca durabilirdi öyle ve dururken fark edilebilirdi masumiyeti ile… Küçük naif kız çocuğu, gözlerini iri iri açıp ürkekçe sana bakan kız. Şimdi oradaydı. Güç bir çok iradeyi delebilir ve yerinden oynatabilir. Morrìgan’nın ki oynatılıyordu, bir adam tarafından. Arayan ve bulmak isteyen biri tarafından. Adamın yanında kısaydı, çok kısa olmasa da kısa, bedeni hep minyon ve atikti. Oysa yaslandığı beden ne kadar çelimsiz görünse de gerektiği zamana saklı olan bir cesaret saklıydı. Biliyordu çünkü adamdan yayılan her frekans ışıksız gözlerinde canlanıyordu. Başını ve bedenini yasladığı bedenden çekilmeden önce, son kez kokuyu çekti içine, sükunet… Gözleri açılırken sadece gece ve dolunayın şahit olduğu bir hayranlık ile parladı. Keşke basitlikte saklı olan özlerden olsaydı, o ise tam tersi karmaşanın kalbiydi. Daha fazla mahremiyetini irdelemenin enkazından çıkmak ister gibi, bedenini adamdan tamamen soyutlayarak, geri geri gitti. Nerede olduklarından çok adamın tavrını önemsemişti. Sıra dışı, kimse olamazdı ya da herkesin unuttuğu olandı. Önünde şapka çıkartılacak biri ama kimse önünde şapka çıkartmayacak biri vardı önünde. Kimseye şapka çıkartmayan Morrìgan gibi, arkasına dayanan tırabzan ile olduğu yerde durdu ve

“Geceyi gece olduğu için değil sen olduğu için seviyorum.” bir şairi öldürmeden önceki sözleri tekrarladı. Adamın kanını tüplere doldururken bunu söylemişti adam ve kadın sadece bakmıştı. Boş ve anlamsız. Anlayamamıştı, hayır anlamak istememişti. Aptal olmaktı önemli olan, kötülükte. İyi olan mantığı ile çarpışırdı sokaklarda. Vicdanının içinde sakladığı ses ona haykırıyorken anılarını, çevresine şöyle bir baktı, burayı hatırlayamamıştı.
“Neredeyiz?” Sesi eski halini aldığını gösteriyordu, duymayı kestiği gürültü zaten getirilmesi gerekeni getirmişti bile ve ölümü için daha çok erkendi.
“Söylesene, kimdi o?” Morrìgan öne eğik duran bakışlarını tekrardan adamın yüzüne çevirmiş ve tüm gerçeği anlatmasını ister gibi yüzüne dikmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/vslm-t6767.htm#2
Marius Cioran

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Marius Cioran



Mücadele Tarafı : Yoldaşlık.
Rp Sevgilisi : Brenda,
Kan Durumu : Muggle kökenli!
Patronus : Naja

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyÇarş. Mayıs 05, 2010 12:21 am

Göğsüne yakın tuttuğu kadının vücudundaki ince titremeyi içinde hissediyordu. Cisimlenmenin verdiği duygu kopukluğunu yanlış yorumluyordu belki de. Yine de onu sıkıca kavramaktan vazgeçmedi. Bıraksa elini, kayıp gidecek gibiydi. Kokusunu sakladığı tenine dokunmak bile örpertmişken Marius’u bırakmaya gönlü razı olmuyordu. Knockturn Yolu uzaklaşınca zihninden kadının varlığı da biraz olsun uzaklaştı ondan. Sonrasında beyaz bir gökyüzü hatırladı. Anılarından çıkıp gelen sessiz mekan onun tüm derdini alırdı. Morrígan’ın da alıp götürür diye kısa bir ümit geçti kalbinden. Neden her şeyin iyisini düşünüyordu? Yaradılışında ki bir zayıflık mıydı onunkisi? Dönüp dolaşırken bedeni boşlukta düşüncelerini gideceği yere odakladı. Geriye kalan düşünce ve sorular oraya ulaşınca cevap bulurlardı. Bomboş evin verandasına belirirken içinde tarif edemeyeceği türde çok duyguyu barındırıyordu. Ev Londra’nın dışında ormanlık, koruma altındaki alanda kalıyordu. Marius çocukken buraya büyükannesi ile gelirlerdi. O Hogwarts’a başladığında hiç uğramaz oldular. Yılların çabuk geçmesinden midir; bilinmez. Unutturmuştu yıllar burasını Marius’a. Sonrasında ne ara hatırlayıp geldiğini bilmiyordu. Onu buraya sürükleyen bir neden yoktu belki de, anıları ile boyuşmayı red etti. Gözleri eve iyice yaklaşmış ot yığınlarına çevirdi. Sonrasında gür ağaçlar sarıyordu alanı. Tekrar bakışlarını kadına çevirip kollarında getirdiği Morrígan’ın alnına elini götürdü. Soğuktu. Tersini beklemişti. Sıcak sımsıcak yanmasını ama yanılmıştı. Bedeninden tüm kanın çekildiğini sandı. Bembeyaz teni daha da beyazlamıştı. Verandanın kenarlarına yansıyan ay ışığı Morrígan’ın üzerine vurmasa da enerjisini canlılığını ondan alıyormuş gibiydi. Onu öyle görünce buraya getirmesi aptallık gibi geldi. Kolları arasında ölmesini istemezdi. Derin bir soluk alıp kadına yaklaştı. Nefesi düzensiz de olsa hala soluyordu. Peki bu anı atlatabilecek miydi? Yüzündeki değişimlerden acı çektiği belli oluyordu. Karşı koyduğuna emindi. İçindeki güç ve güçsüzlük birbiri ile çarpışıyor olabilir miydi? Başını hızla oynatıp beyninde uçuşan sorulara bir son verdi. Onu iyi bir yere yatırmak için doğrulacağı sırada Morrígan gözlerini aradı. Bembeyaz gözünün akı Marius’un içindeki tüm iyi duyguyu çekip aldı. Marius öylece dururken kollarını araladı. Bu kendi isteğinden çok kadının onu yönlendirmesiydi. Çabucak ondan uzaklaşmıştı. Öylece dizlerini kıvırmış veranda da otururken bir an boş boş kadına baktı. Ani değişimi irdelemeye çalışıyordu. Verandanın trabzanına dayanmış kadına bakarken birçok kelime aynı anda belirdi. Söylediği söz gözlerini açmasına neden olmuştu. Ani değişen şairane ruh hali iyiye işaret değil gibi gelse de sakince kadına baktı. Sonrasında etrafı izlerken boynunun kıvrımları dikkatini çekti. Geldikleri yeri merak ettiğini gösteren hareket sorusu ile birleşince Marius eski eve baktı. Camlarında ve kapıda örümcek ağları bürümüş, tozlu yapı yıllardır kimsenin gelmediğini gösteriyordu. Sorusunu cevaplamak için ağzını açtığında Morrígan ikinci sorusunu yöneltmişti. Marius ağzını sımsıkı kapadı. Dişlerinin birbiri üzerine binmesi ve dilinin kenetlenmesi büyük bir acıydı. Yüzüne sert bir rüzgar çarpttı konuş der gibi. Konuşmalıydı. Bacaklarını bağdaş kurdu ellerini ortaya saldı ve başını eğdi. Nedense Morrígan’ın gözlerine bakarak anlatmak isteği yoktu. Dudaklarını bükerek küçük bir çocuk gibi konuşmaya başlabilirdi. Derin bir soluk alıp, ormanın kokusunu içine çekti. “ Burası büyükannemin kendi deyimiyle huzur evi!” Burnundan soluyan alaycı bir gülme sesi çıkardı. Onu birkaç kere huzura kavuşturduğu doğruydu. Sessiz ortamın bir gizemi olmalıydı bu huzur. “ Acımın nedeni de O’dur.” Oldukça sıradan bir cümle olsa da Marius’un yüreğini dalamıştı. Büyükannesi, değer verdiği tek kadın artık onu bekliyordu. Ona kavuşması gerekiyordu. Nasıl olduğunu ise halen bilmiyordu. Gözlerini kapadı, kendinin de yok olacağını sandı. Araladığında Morrígan olduğu yerde pozisyonunu dahi değiştirmeden ona bakıyordu. Marius’ta sana ne oldu demek istese de kelimeler boğazında düğümlendi. Bu soru onun için fazlaydı. Zaten sorsa da cevapsız kalacağını düşünüyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/c-i-o-r-a-n-t637
Morrígan Belenus

GezginGezgin
Morrígan Belenus



Mücadele Tarafı : Spes Salutis
Patronus : Pantalaimon

Duyduğu gibi... - Sayfa 2 Empty
MesajKonu: Geri: Duyduğu gibi...   Duyduğu gibi... - Sayfa 2 EmptyÇarş. Mayıs 05, 2010 5:30 pm

Ruhu yalandı, sözleride yalandı ama adamın varlığı daha bir yalandı. Kusurlarını tutkuları örtmüştü, peki ya şimdi? Beraber olduğu kaç kişiyi hançerle isabetsiz ölümler vermişti. Bunları düşünmenin ne kadar sırasıydı, adamın çaresizce verdiği tepkileri temkin ile izliyordu. Dolunay giderek olduğu yerde daha bir yükseliyor, geceye kattığı dehşete ormandan gelen baykuş sesleri karışıyordu. Yorgunluk iliklerinden beynine kadar uyarı veriyordu, Marius'un yanına çöken bedeni bir kaç saniye sessizce nefes alıp verdi. Sözlerini içine aldı, kendi gözlerinde sırları gördü, yaşamı anladı ve adamın yüzüne doğru uzandı parmakları. Eskilerin verdikleri şimdi işe yarama zamanı, der gibi bakıyordu dünyaya. İnce parmaklarını adamın elmacık kemikleri üstüne koydu daha sonra hafifçe gözlerinin üstüne getirdi. "Bırak göreyim, bırak senin bildiklerini ben bileyim ve sen benim bildiğimi gör." Sözlerini Marius'un kulağına fısıldayan esinti Morrìgan'nı bir anda sarmıştı. Saçları küçük bir kelebeğin çırpınışı gibi uçuşuyor, gecenin içinden kavruk bir sıcaklık bedenleri yakalıyordu. Büyü dünyaya parmaklardan ve içten yayılan o eşsiz büyü, şimdi adamın gözlerinde ki parmaklarının ucu uyuşuyordu. Bir başkasının gözleri olmak ve ilk defa bir başkası onun gözü oluyordu. Onun gözlerinden sadece kırmızı ile kaplı göz bebeklerinden bakıyordu, yaşama Marius şimdi. Dinginlik damarlarından aşağı yudum yudum yuvarlanırken fısıltısı tekrar karıştı esen rüzgâra; "Sevgi değersizdir ama sen o kadar büyük bir sevgi ile bağlısın ki..." Sözlerini tamamlıyamadı çünkü hep kıskandığı duygular vardı ve bu onlardan biriydi. Sadece kendi iradesinin bildiği sırlı yollardaki hisler. Büyük bir kitap sadece eskilerin öğretisi olan, geçmişi delirten geleceği belirleyen kitap. Yaşamın sırlarının duyulduğu bir kitap. "Gördün mü? Sadece gerçekten çok isteyenlerin görebileceği gerçeği gördün mü?" dedi ve az yana kaydı. Kendini merdivene yaslayarak zevkle ayı izlemeye başladı. Tüm yıldızlar bir örtüden atılmışçasına gökyüzünü yansıtıyordu ve o kadar rahatlamıştı ki... Adam cidden ilgi çekiciydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/vslm-t6767.htm#2
 

Duyduğu gibi...

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3  Sonraki

 Similar topics

-

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-