AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Geçmişten Yüzler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Laurent Lavoisier

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Laurent Lavoisier



Mücadele Tarafı : Sol Anahtarı
Rp Sevgilisi : Çello
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Dokuz kanatlı yılan

Geçmişten Yüzler Empty
MesajKonu: Geçmişten Yüzler   Geçmişten Yüzler EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 7:13 pm

    Oyuncular: Desdemona S. Kælgrad & Laurent Lavoisier
    Yer: Rollifhen Bar
    Zaman & Hava: Fırtınalı bir pazar gecesi, saat 11 civarı.
    Kurgu : Desdemona ile Fransa'dayken tanışan Laurent, yıllar sonra onu Knockturn Yolu'ndaki barında ziyaret eder.


    Her zamanki gibi ıssız, karanlık ve ürkütücü olan Knockturn Yolu’na, en son ziyaretinden yaklaşık beş yıl sonra biçimlenen, turuncu saçları, bembeyaz teniyle fazla ‘karakteristik’ bir görünüme sahip Fransız, İngiltere’nin sert havasının etkisi ile pelerinine sıkıca sarılarak, temkinli adımlarla caddenin içine kıvrılan sokaklardan birine saptı. İki ya da tek katlı, kimilerinin pencerelerinden titrek bir mum ışığı sızmakta olan taş evlerin çevrelediği dar sokaklar o denli ıssızdı ki, ayak sesleri nedeniyle oluşan ekolarının yankıları dahi rahatlıkla seçilebiliyordu. Havaya bakılırsa, bir Fransız’ın burada bulunması için müsait bir zaman değildi ve Laurent, aniden verdiği karar nedeniyle attığı her adımda biraz daha pişman olmaktaydı. Soğuk havadan ötürü hissetmediği elleri nedeniyle sert poyraz yüzünden önünü kapalı tutmakta zorlandığı kadife pelerinine geçirdiği tırnakları kimi zaman gevşeyerek, pek de davetkâr olduğu söylenemeyecek fırtınaya karşı savunmasız bırakıyordu narin bedenini. Birkaç yıl önce kelimenin tam anlamıyla ‘tesadüfen’ tanıştığı kadının izini sürme kararını vermesine neden olan şeyin ne olduğunu kendine itiraf edemiyor da olsa, buraya kadar gelmişken eli boş dönmenin manasız olduğunu düşündüğünden aynı kararlılıkla adımlarını atmayı sürdürdü. Bir yandan, önünden geçtiği her dükkânın eski, yağan yağmur yüzünden ıslak, tahta tabelalarında yazmakta olan isimleri, yorgun gözlerinin izin verdiğince okumaya, bir yandan da Desdemona’ya ait olan barın ismini hatırına getirmeye çalışıyordu. Birlikte uzun bir geçmişleri olmasa da kadının zevkini ve dünya görüşünü az da olsun bildiğinden, ona ait mekânın nasıl görünebileceği konusunda aşağı yukarı bir fikre sahip olduğunu düşünerek, adı aklına gelmeyen barı bu kadar ıssız bir yerde nasıl bulacağı ile ilgili kuşkularını hafifletmekten başka çaresi olduğu söylenemezdi. Büyük bir güçlükle bedenine sıkıca sardığı pelerinden sol kolunu çıkararak saate baktı. Geç kalmaktan nefret etmesine karşın, şimdiden baykuş postasında orada olacağını belirttiği saatten beş dakika geride kalmıştı. Elinden daha iyisinin gelmeyeceğini düşünürken, gerilen sinirleri nedeniyle sertleşen kusursuz yüz hatları, sokağın kenarlarına birkaç metre aralıklarla asılmış meşalelerden çarpan ışıkla bulunduğu çerçevenin ürkünç havasına yaraşır bir görünüme bürünmüştü. Şiddetini iyiden iyiye artıran rüzgâr nedeniyle delicesine savrulan yağmur damlaları arasında, üzerindeki yazının seçilmesinin pek de mümkün olmadığı bir tabelanın önünde duraksadı. Asasını çıkarabilmek bıraktığı pelerin savrularak bir an için dengesini kaybetmesine neden olsa da, çabucak toparlanıp nerede ise hissizleşmiş ellerinin izin verdiği kadar hızla çıkardı asasını. Dudaklarından ruhsuz bir sesin öncülüğünde fırlayan umarsız bir sözcük, asanın ucundan güçlü bir ışık huzmesinin fırlayarak önünde durduğu tabelanın yıpranmış yüzeyini aydınlatmasını sağladı; Rollifhen Bar.

    Tanıdık gelen bir isimle karşılaşmak yüreğinde git gide ağırlaşan kuşkunu az da olsun hafifletmiş olsa da, barın adını geçmişte burada bulunduğu için hatırlıyor olma olasılığının yüksekliği içindeki sıkıntıyı hâlâ belirgin bir biçimde hissetmesine sebep oluyordu. En azından kurulanabileceğini ve ateşviskisini yudumlayarak fırtınanın dinmesini bekleyebileceğini düşünerek, birkaç merdiven yukarıda bulunmakta olan ağır bar kapısına yöneltti halsiz adımlarını. Aslında, pek de aklına geleni yapan biri değildi. Genellikle herhangi bir işe kalkışmadan önce karşısına çıkabilecek tüm sorunları ve sonuçları gözden geçirdikten sonra hareket ederdi. Hayattan korkusundan değil de bencilliğinden ileri gelmekte olan bu tavrının sarsılabileceğini o ana dek tecrübe etmemiş olduğundan yaşadığı şok biraz daha belirgindi şimdi. Soğuktan kasılmış ve güçsüzleşmiş kollarıyla ağır kapıyı zorlanarak açıp adımını içeri attığında her ne kadar saçma düşünceler ve iç hesaplaşmalarla boğuşuyor da olsa, doğru yere geldiğini fark etmesi uzun sürmedi. İyiden iyiye rahatlamış olmanın etkisiyle dolgun dudaklarında beliriveren silik bir gülümseme, varlığını orada çok fazla koruyamadan kaybolup giderken bulabildiği en ıssız köşeye yerleşti. Beauxbatons’da öğrenim gördüğü sıralarda Fransa’da yeni yeni etkisini hissettirmeye başlamış olan black metali elbette o da dinlemişti. Hatta yazları ailesinin zoruyla aldığı piyano derslerine ek olarak çello çalışmalarına başlamasında, o zamanlar kariyerlerinin zirvesinde olan muggle grubu Peste Noire’nın büyük bir etkisi olduğu inkâr edilemezdi. Ancak yıllar sonra, izbe bir barda tekrar kulağına çalınan müzik, nostaljik kimi görüntüleri zihninde canlandırmaktansa, onca yorgunluğun üzerine sadece canını sıkmıştı. Bardaki çoğu müşterinin bir parçasında, bir zamanlar olduğu şeyden bir kesit görmek, ilk yarım saat sonrasında ister istemez kendini olduğundan çok daha yaşlı hissetmesini sağladığından, oradan oraya koşuşturmakta olan barmaidden bir bira isteğinde bulundu. Gözleriyle, barın her köşesini tararken hâlâ Desdemona’yı görememiş oluşu kafasını kurcalamasına karşın, önüne gelen soğuk birayı yudumlarken üzerinden an be an kalkmakta olan yorgunluğun da etkisiyle pişmanlıkları ve saçma sapan sıkıntılarını geride bırakabilecek kadar toparlanmıştı. Uzun bir bekleyişin ardından müşterilerin büyük bir çoğunluğunun bardan ayrılmasıyla, adeta saklanmış olduğu köşesinden çıkarak etrafına bakındı. Demin oturuyor olduğu yerden görmesinin mümkün olmadığı bir köşede aradığı kadının ince ve kusursuz siluetiyle bakışları buluştuğunda, üzerindeki gerginliğin biraz da alkolün etkisiyle tamamen geçtiğini söyleyebilirdi. Kusursuz yüz hatlarında eşine pek de rastlanmayan türde bir gülümseme belirirken biraz çekingen adımlarla yaklaştı kızıl saçlının yanına. .Onu tanıyıp tanımayacağını, ya da nasıl bir tepki vereceğini kestiremediğinden, omzuna dokunduğu cadının mavi gözlerindeki sorar bakışlarla karşılaştığında kırılan cesaretini toplaması biraz zaman aldı. Birkaç saniyelik suskunluğun ardından, heyecanını ve merakını maskeleyen soğuk bir sesle kurdu cümlelerini. Belki gereksiz ve samimiyetsiz bir resmiyetti takındığı, ancak Des'in onu hatırlamaması hâlinde gerekli olabilirdi. “Selam Bayan Kælgrad, beni hatırladığınızı umuyorum. Biraz konuşabilir miyiz, yani, müsaitseniz?”



En son Laurent Lavoisier tarafından Cuma Haz. 11, 2010 9:12 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/l-lavoisier-t754
Desdemona S. Kælgrad

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Desdemona S. Kælgrad



Mücadele Tarafı : Kendi Kafası.
Rp Sevgilisi : James. Teni esmer ruhu sarışın bi sevgilim var benim falan.
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Unicorn.

Geçmişten Yüzler Empty
MesajKonu: Geri: Geçmişten Yüzler   Geçmişten Yüzler EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 9:09 pm


    Soğuk bugün içine işliyordu. Elleri ve boynu öyle uyuşmuştu ki bulunduğu yerden kalkmak dahi istemiyordu. Bedeni ve ruhu uyuşmuş onu bulunduğu yere sabitlemişti. Aello’dan bugün işleri yürütmesini rica etmişti zaten. O da Desdemona’yı kırmadan emrine uymuştu. Gerçekten işini hakkıyla yapan ve Desdemona’ya katlanabilen nadir insanlardı. Her alanda ruhlarının ve zevklerinin uyuşmasıda bunu kat kat daha yüceltiyordu. Kafasını müşterilerle ilgilenen Aello’dan aldıktan sonra derin düşüncelere daldı. Dışarıdaki kasvetli hava ona bugün huzur vermiyordu. Aksine kafasını kurcalıyor, düşüncelere dalmasını emrediyordu. Ama yapamazdı, bari birgün kafası böyle düşüncelerden uzak olsaydı. Ama nafileydi… Düşünceler kafasını yavaş yavaş ele geçiriyordu bile. Barın tozlu camına odaklanmayı başarmıştı. Yağan yağmur, esen rüzgarla birlikte o kadar uyumluydu ki sanki sevgililerdi. Birbirleri için yaratılmışlardı. Birbirleri için yaşamalılardı. Bunun gibi kuvvetli, derin bir aşk yaşamış mıydı? Hayır, tüm aşkları tutkuyla başlamış kimisi aynı tutkuyla bitmiş kimisi buruk ayrılıklarla. Peki ya şimdi başlayacağı? Daha doğrusu başlayabilecek miydi? Ya da onu hakedecek miydi? Ona ihanet etmeyecekti değil mi? Hayır, yapmayacaktı. Bu sefer yapamazdı. Tutkuya yenilip aşkını harcayamazdı. Nereden çıkmıştı bu aşk konusu şimdi? Neden kafasını kurcalayan ana konu buydu? Tutku ve aşkın arasına kalmak, sıkışmak ne zamandır Desdemona için bu kadar önemliydi? Kafasını yavaşça salladı. Kızıl bukleleri kafifçe gözlerinin önünü sarmaladı. Narin parmaklarıyla kızıl buklelerini kulağının arkasına doğru itti. Tezgaha doğru yavaşça yürüp Aello’ya gülümseyerek bir ateş viskisi aldı ve tozlu camın arkasına tekrar geçti. Elinde duran viski bardağındaki buzları hafifçe salladı ve küçük bir yudum aldı. Boğazından aşağıya akan sert içki onu biraz daha kendine getiriyor gibi hissetmeye başlamıştı. Kafasındaki düşüncelerin yerini sakin bir huzura bırakmasını diliyordu sadece içinden. Elindeki bardaktan küçük yudumlar alarak gözlerini yumuyordu huzura. Bardaki müşterilerin uygunsuz veya gayet normal konuşmları onu şuan hiç ilgilendirmiyordu. O gözlerini yummuş kendini sukünete davet ediyordu sadece. Aello’nun omzuna dokunuşuyla iç dünyasından çıkmıştı. Gözlerini sadece bir anlığına açıp etrafına göz gezdirdiğinde herkesin dağılışına tanık olmaya başlamıştı bile. Gürültülü sesler yerini sessizliğe verirken yavaşça yerinden doğruldu ve tezgaha doğru göz gezdirdi. Aello’nun bugün ne kadar çok iş yaptığını sezince ona gülümseyerek çıkabileceğini söylemişti. Çıkıp biraz kafa dağıtmasını, kemanına odaklanmasını söylemişti. Belki sonra Dess’de çıkar ve piyanosunun başına geçerdi kim bilir. Etrafta kalan bardakları, şişeleri toplamaya koyulurken tahta kapı gürültüyle açıldı. Elinde bardakları yavaşça tezgahın üstüne bırakıp gelenin suratını incelemeye koyuldu. Aslında gözü onu bir yerden ısırıyor gibiydi. Ama neredendi bunun hafızasını yoklaması gerektirdiğini düşünüyordu. Desdemona birçok insanla tanışmıştı elbette. O kadar gezdiği yerde, anlaştığı onca insan vardı elbette. Ama bu adam sanki onun için daha özeldi, sanki daha başka bir değeri vardı gözünde. Mavi gözlerini adamın üstüne gezdirirken en sonunda kalıcı hafızası ona yardım etmişti. Bunun verdiği güvenle yavaşça adamın yanına doğru yürüdü. Ah, onunla yaşadığı her özel an o kadar güzeldi ki elbette onu unutmak büyük bir kayıp olurdu. İçindeki güvenle adamın omzuna yavaşça dokundu. Adam yavaşça kafasını çevirdi ve Desdemona’nın soran bakışlarına karşılık cümlesini kurdu.

    Cümlelerini aynı kibarlığıyla ve kusursuzluğuyla kurmuştu. Her zaman ki gibi. Desdemona yavaşça gülümseyerek ona karşılık verdi. Onu elbette hatırlayacaktı. Laurent, asla unutulmazdı. ‘‘ Elbette Bay Lavoisier, sizinle konuşmak için daima müsaitim. Ve sizi asla unutmadığımı temin ederim. Bu arada ne alırdınız? ’’




En son Desdemona S. Kælgrad tarafından Perş. Haz. 10, 2010 9:23 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/d-e-s-d-e-m-o-n-
Laurent Lavoisier

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Laurent Lavoisier



Mücadele Tarafı : Sol Anahtarı
Rp Sevgilisi : Çello
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Dokuz kanatlı yılan

Geçmişten Yüzler Empty
MesajKonu: Geri: Geçmişten Yüzler   Geçmişten Yüzler EmptyÇarş. Haz. 09, 2010 10:37 pm




    Kendi saçmalamasının ardından karşısındaki cadının ipeksi sesini işitene kadar geçen o bir iki saniye, göreli zamanın azizliği nedeniyle ona birkaç yüzyıl gibi gelmiş, bu süre içerisinde yıllardır görmediği arkadaşını incelemek için gereken fırsatı fazlasıyla yakalamıştı. Gözüne çarpan tek fark ki büyük ihtimalle onunla ilgili değişen tek şey, eskisinden çok daha uzun görünen kızıl, muhteşem saçlarıydı. Hatta onunkiler biraz olsun dalgalı olsalardı, büyük ihtimalle pek çoğu arkadan bakıldığında Laurent ile Desdemona arasındaki farkı ayırt edemezdi. Ona bakarken ilk kez, geçen yılların kendisinden pek çok şey götürdüğünü fark etti. Kendisinden çok daha hoyratça yaşıyor olmasına karşın, cadının ilk tanıştıkları günkü kadar güzel oluşu, zamanın sularının kadının üzerinden akmadığını düşünmesine neden oldu ister istemez. Gerçekten de, karşısındaki güzellik bir vampire yaraşacak kadar büyüleyici, kusursuz ve keskindi. Günışığının değil, ay ışığının sahip olabileceği kadar gizemli ve geceye ait… Uzun zaman sonra sesini işittiğinde ise, onunla ilgili pek çok ayrıntıdan birinin daha, pek de kuvvetli olmayan hafızasından silinip gittiğini anladı. Evet, sözcüklerin eşsiz güzellikteki dudaklarından ne kadar melodik bir tını eşliğinde döküldüğünü, bir Fransız için oldukça bayağı olarak nitelendirilebilecek bu basit dilin, İngilizce’nin dahi onun tarafından konuşulduğunda ne kadar şiirsel duyulduğunu tamamıyla unutmuş, belki de unutmak istemişti. İlk tanıştıkları zamanlar, Paris’in mütevazı estetiğine sahip barlar sokağında sabahlara kadar içerken, ya da Bordeaux’daki parklarda sabahlarken ona karşı hissettikleri sadece arkadaşça değildi. Bunu itiraf etme fırsatı hiç eline geçmemiş, ya da onu kaybetme korkusundan ötürü ertelemiş, bastırmayı yeğlemişti hislerini. Elbette onu yıllar sonra İngiltere’nin en karanlık mekânlarından birine getiren basmakalıp bir aşk hikâyesi değildi, ancak üzerinden onca zaman geçmesine rağmen kadını gördüğünde tüm bu hislerin sızısını yeniden kalbinde duyacağını ummadığı da bir gerçekti. Yaşanılanları ya da es geçilenleri bir kenara bırakabilmek için olağanca gücüyle çaba sarf ederek boğazını temizledi ve düşüncelerini az önce Des’in eşsiz sesinden yönelen sorunun cevabına yöneltmeye çalıştı. Uzun zamandır düzenli olarak alkol alıyor oluşu her ne kadar kabul etmek istemese de onu alkolik sınıfına sokuyor olmalıydı, yine de Bordeaux doğumlu birinin şarapçı olmaması abes kaçan bir ayrıntı olurdu. Kendini ‘yaratıcı’ gücün kollarına attığından beri, düşüncelerini daha da özgür kılmak ve tutsağı olduğu yazgının kelepçelerini biraz olsun gevşetebilmek adına aslında bir miktar alkol kullanmaya mecburdu. Var olmanın acısını derinden duyumsarken, dikişleri serbest bırakacak ve kanamasını sağlayacak tek ilaç ‘alkol’ idi.

    Biçimli dudaklarının mesut bir eda ile bükülmesine engel olmaya çalışmadan yüksek bar sandalyelerinden birine nazikçe oturdu. Gözleri, barın duvarına asılmış raflarda bulunan içkileri tararken, pek çoğunun adını görmenin bile tatlarını anımsamasına sebebiyet verdiğini belki de ilk kez duyumsadı. Genellikle büyücülerin damak zevkinin kale alınışı, büyük ihtimalle barın Knockturn gibi karanlık bir bölgede bulunuyor olmasındandı. Pek çoğunu soğuk ve yapmacık bulduğu İngilizlerin ‘sevgili’ adası Britanya hakkında pek bir bilgisi yoktu. Birkaç kere zorunluluktan bulunduğu bu topraklar, bu topraklar üzerinde yaşayan büyük bir kesim ve onların ne haltlar çevirdiği gerçekten ilgilendirmiyordu tam bir Fransız kibrine sahip adamı. “Bir ateş viskisi iyi olurdu, Des…” Yalnızca kibrine değil, asaletine ve inceliğine de sahip olduğunu belli eden, rica ve minnet tınılarının açıkça hissedilebildiği bir sesle kurmuştu cümlesini. Kadının viskiyi dolduruşunu izlerken sessizliğine gömülerek izlemeyi tercih etti. Onu görmeyi bile özlemiş olduğunu, bilinçaltına ittiği bu saçma özlemin sonunda sudan bir sebepten onu buralara kadar getirdiğini o an açıkça görebilmişti. Ateş viskisinin bulunduğu bardağa takılan bakışlarını oradan ayırmadan devam etti; “İlk baştaki soğuk tepkimi bağışlayacağını umuyorum. Beni hatırlamayacağından şüphe ettim sadece. Neyse, boş ver bunu, her zamanki ben işte. Hayat nasıl gidiyor görüşmeyeli? Anglo-Sakson’ların mütevazı adasındaki hayatından hoşnut musun bari?”


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/l-lavoisier-t754
Desdemona S. Kælgrad

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Desdemona S. Kælgrad



Mücadele Tarafı : Kendi Kafası.
Rp Sevgilisi : James. Teni esmer ruhu sarışın bi sevgilim var benim falan.
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Unicorn.

Geçmişten Yüzler Empty
MesajKonu: Geri: Geçmişten Yüzler   Geçmişten Yüzler EmptyPerş. Haz. 10, 2010 9:23 pm


    Yıllar onu hiç eskitmemişti. Aksine daha da yakışıklı kılmıştı. Dalgalı uzun saçları onu bambaşka kılıyordu hala. Gözleri yine içine işliyordu. Fransadayken nasıl olduklarını hatırladı bir an. Birlikte sabahladıkları o hoş günleri hatırladı. Aralarındaki bağ o kadar kutsal ve ulaşılamazdı ki… Bu bağın ne olduğunu çözememişlerdi. Hiçbir zamanda çözemeyeceklerdi. Peki ya şimdi çözebilirler miydi? Aslında Desdemona bunu çözmek isterdi ama Laurent ister miydi cevapsız bir soruydu. Birbirlerine baktıkları o zamanlarda Desdemona’nın içi bir garip olurdu. Şimdi ise hafif keder hissediyordu içinde. Yavaşça arkasındaki içki stoklarından viskiyi kapar kapmaz iki buzlu bardağıda doldurdu. Birini Laurent’a uzattı. Hala o zamanlar ona karşı neler hissettiğini düşünüyordu. Arkadaşça mı? Hayır, pek sanmıyordu. Aşk? İşte bu belkide uygun bir kavramdı. Belki o zamanlar ona aşıktı. Ama bunu hiçbir zaman kendine itiraf edecek cesareti bulamamıştı. Desdemona erkekleri severdi. Ama aşık olmaktan korkardı. Tek korkusu, zayıflığı belki de buydu. Şuana kadar yaşadığı ilişkilerin çoğu tutku ediriydi. Ama James’la olan aşka dönüşmeye başlamıştı. Aşktan artık korkmuyordu, bu korkaklığı yenmişti. Keşke o zamanlarda korkmasaydım diye geçirdi içinden usulca. Korkmasaydı belki de duygularını özgürce ifadece edebilecekti. Ama ya istediği gibi gitmeseydi? Belki de Laurent onu hep dostu olarak görmüştü. Nereden gelmişti bu güven? Kafası bu düşüncelerle meşgulken Laurent’ın biçimli dudaklarından kelimeler usulca döküldü. Onunla konuşmayı o kadar çok özlemişti ki… Sırf konuşmayı değil, onuda özlemişti elbette. Gözlerine her bakışında içindeki burukluk artıyordu. İçkisinden büyük bir yudum aldı ve Laurent’in sorusunu yanıtladı.

    ‘‘ Hayır, bu çok doğaldı. Eğer hafızam bu kadar kuvvetli ve sende hala tüm asaletini korumasaydın inan unutabilirdim. Ama anılarımızdan da hatırlayabilirdim. ’’ Doğruları söylüyordu. İçkisinden bir yudum daha aldı ve tekrar konuştu. ‘‘ Burayı seviyorum. Buradaki hayatımıda. Dağınık hayatıma bir düzen sağladım sanırım ve bundan mutluyumda. Elbette Fransa’nın ve İtalya’nın etkisi hala üstümde. Tekrar turlarım sanırım. ’’ dedi yavaşça. Ama ne kadar çok konuştuğunun farkına varınca mahcupca tekrar konuştu. ‘‘ Ne kadar çok konuştum. Peki ya sen? Sen nasılsın? ’’ dedi cadı hafifçe gülümseyerek.

    Yıllardır özlediği adamın neler yaptığını elbette merak ediyordu. Ve aslında yıllar sonra onu neden görmeye geldiğini de merak ediyordu. Ama densizlik etmek istemiyordu. Bu anı bozmakta.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/d-e-s-d-e-m-o-n-
Laurent Lavoisier

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Laurent Lavoisier



Mücadele Tarafı : Sol Anahtarı
Rp Sevgilisi : Çello
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Dokuz kanatlı yılan

Geçmişten Yüzler Empty
MesajKonu: Geri: Geçmişten Yüzler   Geçmişten Yüzler EmptyCuma Haz. 11, 2010 1:24 am




    Sesi yorgun olmasına karşın tınısında herhangi bir hoşnutsuzluk sezilmeyen cadının iltifatı, soluk teninin elmacık kemiklerini örten kısmında kırmızı parıltılar oluşmasına sebebiyet verdiyse de, pek de alışkın olmadığı utanç hâli fazla sürmedi. Beklenmeyen bir anda, hiç beklenmeyen birinden duyulan iltifat karşısında elbette bocalamış, iltifatı kendinden çok daha fazla hak ettiğine inandığı cadıya övgü dolu sözler sarf etmektense sessiz kalmayı tercih etmiş ve tüm asaleti ile ateş viskisi dolu bardağı dudaklarına götüren arkadaşını izlerken derin bir iç çekiş ile yetinmişti. En son hatırında kalan portre ile kıyaslandığında çok daha huzurlu görünen kadının, Britanya’da hayatındaki boşluğu dolduracak şeyi bulmuş olduğunu rahatlıkla görebiliyordu. Onca yıl geçmiş olmasına karşın, boşluğu dolduranın bir erkek olma ihtimali kalbinde önüne geçemediği bir sızıya sebep olmuyor değildi ancak, tamamıyla yersiz kıskançlıklarını bir yana bıraktığında onun için seviniyor olması gerektiğinin farkındaydı. Dekorasyonu, müziği, kısaca tüm atmosferi ile Desdemona’yı andıran bu barın sahibi oluşunun da hayatını onun için çok daha katlanılabilir kıldığı aşikârdı aslında. Konuşmada, Laurent’in umduğundan çok daha istekli olan kadını gözlerindeki büyük özlemin kırıntıları ile izlerken, viskisinden aldığı yudumların acısını duyumsayamayacak kadar hipnotize olmuştu kadının ve geçmişin tozlu sayfalarında çürümeye terk ettiğini sandığı anıların arasında. İlk tanışmalarında, gerek görünüşlerinin, gerekse hayata bakışlarının benzerliği yüzünden etkilendiği kadının İngiliz olduğunu öğrendiğinde, Fransızların kanında klasikleşmiş milliyetçiliğin de etkisiyle biraz bozulmuş da olsa, kısa sürede önyargılarını kırmayı başarabilmişti. Yıllar öncesinden kopup gelen kimi sahnelerin etkisiyle dudaklarında oluşan gülümsemenin silinip gitmesine izin vermeden hafifçe boğazını temizledi, Tanrıça’dan farksız güzellikteki kadın tarafından kendisine soru yöneltildiğinde.

    “Çok mu? Aksine, Madamoiselle. Onca yıldır konuşmuyoruz ki, ‘çok’ konuştuğunuzu söyleyebilmeniz için bir o kadar yıl susmamanız gerekebilir.” Takındığı alaycı resmiyet ve kurduğu komplike cümlenin manasızlığına güldükten sonra, ister istemez içinde büyüyen heyecan dalgasını bastırabilmek için içkisinden büyük bir yudum aldı. Açıkçası, konuşmanın bu kısmında neden bahsetmesi gerektiğini kendi de bilmiyordu. Nasıldı Laurent? Dürüst olmaya çalışırsa bu sorunun cevabını asla açıklayamayacağının farkında olmasına karşın, orada bulunduğu için bu soruyu kestirme bir yanıtla geçiştiremeyeceğini de çok iyi biliyordu. Birlikte takıldıkları süre boyunca düşünü kurduğu her şeye sahip olmayı başarmış olmasına karşın, umduğu üzere her şey düzene girmemişti. Adlandıramadığı bu boşluklar, ya daha önce hiç orada olmamış ya da öncesinde varlığını hissettirmemişlerdi. Bunun ayrıtına varamadığındandı geçmişini eşeleme ihtiyacı duyuşu ve bilinçaltında belki de en çok yer etmiş kadını unutmaya terk ettiği geçmişin içinden çekip çıkarışı. Suratındaki muzip gülümseme yerini acı bir tebessüme bırakırken, bardaktan bir büyük yudum daha alması gerektiğini hissetti, viskinin ağzının içinde dolanışını, yemek borusundan midesine kadar kat ettiği yolu açıkça duyumsamasına neden olacak kadar büyük bir tane. Kafasında dolanmakta olan düşüncelerin hiç birini toparlayamadığından, keşmekeş konuşmakta karar kıldı. “İyi olmam gerekirdi, lâkin değilim.”

    Küçük bir duraksamanın ardından aklına geliveren bir anı nedeniyle ciddiyetinden vazgeçerek küçük bir kahkaha patlattıktan sonra devam etti. “Hatırlıyor musun, tanıştığımız gün bana ne iş yaptığımı sormuştun. ‘Fiyakalı bir şeyler istiyorsan; serbest çalışan bir müzisyenim, gerçeği istiyorsan, işsizim.’ Benzeri bir cevap vermiştim sana. İki buçuk yıldır bir orkestra ile birlikte çalıyorum. İyi bir maaşım var, hep hayalini kurduğum Bordeaux’da, deniz kıyısında küçük bir müstakil evim bile var. Komik ki, o zamanlar tek eksiğimin bu olduğunu düşünmüştüm ancak, değilmiş. Nedenini bilmediğim bir boşluk bu, hayatımın tam ortasında hem de…” Boğazı kuruduğundan konuşmasına ara vererek, art arda birkaç yudum aldı önünde durmakta olan bardaktan. Buzların iyiden iyiye soğuttuğu viski ve kanına karışmaya başlayan alkolün aşikâr olduğu sarhoşluğunun etkisiyle yakıcı tadı hissetmez olmuştu. Aheste hareketlerle ceketinin iç cebinden sigara tablasını çıkararak içinden bir tane aldı ve karşısında duran kadına ikram etti. Antika çakmağıyla yaktığı sigaradan derin bir nefes çekerken, bir yandan da parmağını çakmağın üzerindeki kimi tribal motiflerin üzerinde gezdiriyordu. Nikotinin etkisiyle düşüncelerini düzene koyabilir hâle gelebilmesi için birkaç nefes alması gerekti. Hissettiği rahatlamanın etkisiyle, heyecandan gerilmiş yüz hatlarının yavaş yavaş gevşediğini duyumsadı. Biraz daha neşeli bir tonda konuşmaya gayret ediyordu şimdi. “İç daraltıcı ayrıntıları geçmek en iyisi… Asıl konuya gelelim. Büyük ihtimalle, benim, tarihin hangi sayfasından ve niçin fırladığımı merak ediyorsundur, onca seneden sonra.” Suratına geniş, sıcak bir gülümsemenin yayılmasına izin vererek, ceketinin cebinden kadife kaplı, küçük bir kutu çıkararak kadının önüne koydu. “Bu kolyeyi hatırlayacak mısın bilmiyorum. Bir gece, Paris’teki bir sokak çalgıcısının boynunda buna benzer bir şey görmüştün. Olur da bir gün ilk maaşımı alırsam, sana buna benzer bir tane hediye etmemi istemiştin. Sarhoştun, hatırlamıyor olmanı doğal karşılarım. Bir de, hediyeni ilk maaşımla alamadığım için sana bir özür borçluyum sanırım. Ah, sen az önce çok konuştum demiştin, değil mi? ” Kısa, utangaç bir kahkahanın ardından söyleyeceklerini bitirdiğinde sakin görünüyor olmasına karşın, kadının tepkisini kestiremiyor olduğundan oldukça gergindi. Geçmek bilmeyen dakikaların tesirini azaltabilmek adına bardakta kalan son yudumunu içip, bir sigara yakmayı tercih etti öylece beklemektense.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/l-lavoisier-t754
Desdemona S. Kælgrad

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Desdemona S. Kælgrad



Mücadele Tarafı : Kendi Kafası.
Rp Sevgilisi : James. Teni esmer ruhu sarışın bi sevgilim var benim falan.
Kan Durumu : Safkan.
Patronus : Unicorn.

Geçmişten Yüzler Empty
MesajKonu: Geri: Geçmişten Yüzler   Geçmişten Yüzler EmptyC.tesi Haz. 12, 2010 7:44 pm


    Hala aynı gibiydi sanki. Eskiden aşık olduğu ama dile getiremediği adamın aynısıydı cadının karşısındaki. Hiç değişmemişti. Evet hala onu inceliyordu. Cadının gözleri baştan aşağı onu süzüyordu. Tüm asaleti ve yakışıklılığıyla Desdemona’nın karşısındaydı. Sabahladıkları o günler, birlikte geçirdikleri her an o kadar özeldi ki… Gözlerinin önüne gelen her an buruk bir özlem misali tutuşuyordu kalbinde. Onca yılın özlemini tüm bedeninde hisseder olmuştu bir anda sanki. Bunca yıl sonra hiçbir kadın çıkmamış mıydı karşısına? Onun kalbini doldurmamış mıydı? Kim bilir, belki de vardı. O da kalbinin asıl sahibini bulmuş mutluydu belki de. Bardağında ki son içkiyi de midesine indirdikten sonra derin bir iç çekti. Yüzünde beliren hafif gülümsemesiyle berbaer hafifçe boğazını temizledi ve Desdemona’nın sorusunu yanıtladı. Aynı samimiyeti ve kibarlığıyla. Elindeki bardaktan büyük bir yudum aldıktan kısa bir an sonra dudaklarındaki tatlı gülümseme yerini acıya bıraktığında Desdemona’nında içi burkuldu. Acaba neydi onu mutsuz eden diye düşünmeden alamıyordu kendini Laurent’in cevabı iyi değilim olunca… İçindeki burukluk ve özlem daha da genişlemişti sanki. Neden ona duygularını açamamıştı ki? Belki şuan bunlar konuşulmayacak, aksine birlikte mutlu olacaklardı. Kısa bir duraksamanın ardından kulakları Laurent’in kahkasını işitince tekrar ona döndü. Yaşşadıkları o kısa anı anımsadıkları an ikisininde yüzü yeniden gülüyordu artık. Laurent’in kurduğu onca hayalin gerçek oluşu Desdemona’yı elbette mutlu etmişti. Hayal ettiğin şeyleri gerçekleştirmenin verdiği mutluluk paha biçilemezdi.

    Lakin hayatında boşluklar olduğunu söyleyince Desdemona’da ara ara bu boşlukları hissetmiyor değildi. Ruhu ve aklı elbette bu boşlukları hisseder olmuştu. Ama anlamını hiçbir zaman çözememişti. Neydi bu boşluklar, işte çıkmaz nokta buydu. Kafasını meşgul eden anlamsız sorular yetmezken bir de boşluklar vardı. Ama bu gece bu boşluklar ve acılar yerine sarhoş olmayı yeğlerdi. Ve bunu yapacaktıda. Biten içkisini yeniden doldurup Laurent’in karşına geldiğinde cebinden çıkardığı sigara tablasından bir sigara çekti. Yakılan sigara ve içkinin kafasında yarattığı etkiyle kafasının iyi olacağını düşünen Desdemona sohbetin en merak ettiği kısmına ulaşmıştı. Laurent’in onca yıl sonra neden geldiği konusuna. Suratına yayılan sıcak gülümseme Desdemona’yı mutlu etmeye başlamıştı bile. Yavaş hareketlerle cebinden çıkardığı kadife kutuyu cadının önüne koydu. İçine yayılan hafif tereddürle birlikte kuşgulu bir biçimde kutuya bakıyordu. Laurent’in bu anlar hali olayı açıklamasıyla bir olmuştu bile. Evet, o yine sarhoştu. Ama bünyesi buna alışıktı. Ve o güzel geceyi hafızasının yok etme şansı yoktu. Derinlerde bir yerde saklı duruyordu. Buna yaptığına hala inanmıyordu. Gerçekten de bunca yolu sözünü tutmak için mi gelmişti? İnanın öyle çok etkilenmişti ki, şuanda hiç bir zamanı bu anla kıyaslayamazdı sanki. Dakikalardır cevap vermediğini ve Laurent’in onu gergin gözlerle süzdüğünü görünce yavaşça kutuyu eline aldı ve kapağını açtı.

    Gümüş kolye tüm şıklığı ve zarifliğiyle parlıyordu adeta. Ne çok abartılı ne çok sadeydi. Tam Desdemona’nın zevkine uygundu. Yavaşça kafasını kaldırdı ve Laurent’in gözlerine bakarak konuştu. ‘‘ Özür mü? Şaka yapıyor olmalısın. Asıl onca yıldan sonra hala aklında bir yerlerde olup, bunu unutmaman beni o kadar derinden etkiledi ki… İnan hiçbir şeyin önemi yok şuanın dışında. ’’ dedi ağır ağır gülümsyerek. Koleyiy yavaşça avucunun içine aldı ve kısa bir duraksamanın ardından yeniden konuştu. ‘‘ Hadi ama, takmayacak mısın? ’’ dedi gülümseyerek. Bunları düşürüken ruhu o kadar huzurluydu ki, ne kadar içten gülümsediğini o zaman farkedebildi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/d-e-s-d-e-m-o-n-
Laurent Lavoisier

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Laurent Lavoisier



Mücadele Tarafı : Sol Anahtarı
Rp Sevgilisi : Çello
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Dokuz kanatlı yılan

Geçmişten Yüzler Empty
MesajKonu: Geri: Geçmişten Yüzler   Geçmişten Yüzler EmptyPaz Haz. 13, 2010 2:46 am




    Belki bir dakika bile sürmeyen duraksama anı, konuşmasının ardından gelen sessizliğin prangaları altındaki benliğine yıllar, hatta asırlar gibi gelmişti. Karşısında oturmakta bulunan, buraya gelmeden önce umduğu gibi geçmişten bir yüz, fuzulî bir hatıra olmaktan çok uzak, hâlâ önemsenen ve istenilen cadının dudaklarının kıpırdamasını deliler gibi arzuluyor, ancak söyleyeceklerini duymayı gerçekten arzulayıp arzulamadığının cevabını kendisi de kestiremiyordu. Venüs’ün sonsuz güzelliğini esirgemediği kadının yüzündeki ifadeyi anlamlandırabildiği kadarıyla, az sonra Crucio benzeri bir lanete maruz kalmayacak, ya da barın her tarafına saçılmış kırık bira şişelerinden biri başından aşağı geçmeyecekti, yine de, elbette bu davranışının hoş karşılanacağı ya da bardan yaka paça dışarı atılmayacağı anlamına gelmiyordu. Ziyadesiyle bencilce davranışı yüzünden karşılaşacağı herhangi bir tepki, kadının asasını çekip ona affedilmez lanet yollaması dahi, aşırı olarak sınıflandırılamazdı. Dolduramadığı boşluklara manalı nedenler aramak, onları hayatından sonsuza dek söküp atabilmek için gerekli psikolojik malzemeyi toplayabilmekti geçmişine doğru çıktığı seyahatin asıl amacı. Hayatının herhangi bir bölümünde karşısına çıkmış, sonrasında belirli bir nedenden ötürü unutulmaya terk edilmiş herkesi, her küçük ayrıntıyı incelemekte karar kılmıştı aslında. Hem tarih olarak daha yakın oluşu, hem de bir zamanlar duyumsadıklarının ona hissettirdiği acılar nedeniyle başlaması gereken yerin kızıl, İngiliz cadının bulunduğu, hiç uyumayan şehir olarak adlandırılan Londra olduğunu biliyordu.

    Unutmayı deliler gibi arzuladığından ötürü çoğu zihnini terk etmiş anıları birleştirmeye, ne kadar uğraşmış olsa da onu tamamen bırakmayan hislerinin felçli kısımlarını yeniden diriltmeye çalıştı onu aramaya girişmeden önce. Kolyeyle ilgili olan anı ise, aklına ilk geliverenlerden biri idi. Ancak ilk başta gereksiz olduğunu düşündüğünden üzerinde fazla durmamış, tamı tamına beş yıldır ‘arkadaşına’ tek bir baykuş postası dahi göndermemiş olduğu gerçeğini hesaba katınca bu anlamsız görüşmeye bir neden bulması gerektiğini idrak ettiğinde işine yarayacağını fark etmişti. Objektif bakıldığında sudan bir neden olduğu açıkça belli oluyordu belki de, ancak aralarında gerçekten özel bir bağ bulunduğuna bir zamanlar inanmış iki insan, yıllardır görüşmüyor olsalar dahi, birbirlerine tarafsız bakamazlardı. Ya da, bu onun küçük, saçma bahanesiydi. Nihayetinde, bir şekilde kendini ikna etmeyi başardığında İngiltere’ye yapacağı küçük seyahatin kusursuz olabilmesi için gereken ufak ayrıntıları planlamaya başlamıştı. O kadar fazla plan yapmıştı ki, Britanya’nın iç boğucu topraklarına adım attığında gelişigüzel oynayacağı tek bir hamle dahi olmayacak, uğraması muhtemel hüsran kendi denetimi dışında kalan etmenlere bağlı olacağından kendini daha fazla suçlayamayacaktı. Evet, gerçekten de oturup tüm bunları düşünmesini gerektirecek kadar sıkkındı. Bir zamanlar her şeyin ilacı olduğuna inandığı alkolün verdiği uyuşukluk dahi kendiyle verdiği savaşımın önüne geçebilecek kadar etkili değildi. Benliğine duyduğu nefret büyüdükçe, çözüme gitme isteği de artmaktaydı.

    Onca plan ve hayalin ardından, şimdi neredeyse tamamen boşalmış olan barda kadınla baş başa iken, süregelen sessizliğin ona hissettirdiği tek şey mide bulantısıydı. Her nasılsa kendini daha güçlü gördüğü geçmişi sahip olduğunu sandığı özgüven ve kararlılığını esir almış, bundan sonraki hayatını daha iyi devam ettirebilmek için bir materyal olarak göreceğine inandığı kadının bir anlık sessizliğinin alevleri arasında kavrulmaktaydı. Geçmişi ile umarsızca oynayacak kadar güçlü olmadığının ayrıtına ilk kez o an, keskin bir acı eşliğinde varmıştı. Kadının ipeksi sesi ile verdiği, beklediğinden çok daha olumlu cevap çektiği acıyı az da olsun hafifletirken kendini mahcup hissediyordu aslında. Onu kendi bencilce çıkarı için kullanmayı düşünebilecek kadar benliğinden, duygularından uzaklaşmış olduğu gerçeği ise çileden çıkartıcıydı. Sakin olması gerektiğini içinden defalarca tekrarlayarak, kadının kıpırdayan dudakları yardımıyla oluşan seslerin manalarına odaklanmaya çalıştı. Onun suratında, belki de ilk kez gördüğü mutluluk ve huzurun harmanlandığı gülümseme kendine olan kızgınlığını bir nebze artırmış olsa da, dudaklarında hoşnut bir ifade belirmesine engel olmadı. Desdemona’nın isteği üzerine ağır hareketlerle oturduğu tahta sandalyeden, yorgun, halsiz bacakların üzerinde doğruldu. Elinden geldiğince titremesine engel olmaya çalıştığı uzun parmaklarıyla, kadının birer kar tanesi gibi görünen narin, beyaz avuçları arasında tuttuğu mor kadifeden kutunun içinde bulunan lâtif bir gümüş zincirin ucuna geçirilmiş pentagramı büyük bir özen ve dikkatle yerinden çıkararak, arkadaşının oturmakta olduğu sandalyenin arkasına geçti yavaş adımlarla.

    Heyecandan maharetini yitirmiş parmaklarının izin verdiği kadar hızla kolyeyi düzelterek, cadının bembeyaz gerdanı üzerine gümüş kolyeyi yerleştirdiğinde, ona bu kadar yakın olmanın verdiği tatlı sarhoşluk etkisi yüzünden kendini kaybetmek üzereydi. Saçlarına dokunmak, kokusunu bu denli yakından duymak, tenine bu denli yakın olmak… Sıkı sıkı sarılmayı, doyasıya öpmeyi ve onun olmayı o kadar arzuluyordu ki, o an aklını tümden kaybedebilir ya da bir daha kendisini affetmesinin asla mümkün olmayacağı bir hata yapabilirdi. Kapadığı narin gözkapaklarını mümkün olduğunca açarak, yeşil gözlerinin tüm güzelliği ile ortaya çıkmasını sağladıktan sonra, birkaç saniyedir esiri olduğu saçma hayal âleminden uyanarak toparlandı. Bir bardak ateş viskisiyle kendini kaybeden aciz bir adam değildi, hiçbir zaman olmamıştı. Des ile yollarını yıllar önce, kesin bir şekilde ayırmış, ne bir şeyleri düzeltmeye yahut yoluna koymaya çalışmış, ne de kadının böyle bir çaba göstermesi için açık kapı bırakmıştı. Onca yıl sonra karşısına çıkarak, kurduğu ve mutlu olduğu hayatı elinden almaya teşebbüs etmesi ne insanlık ne de onur ile bağdaştırılabilirdi. Karabasanından uyanmanın verdiği dinçlik ile becerisini geri kazanan elleri çabucak kadının kolyesinin klipsini takmayı başardı. Önüne düşen saçları gelişigüzel arkaya atarken sandalyesine yönelen adımlarında çaresizlik değil özgüven vardı artık.

    Sandalyesine yeniden yerleşip ona baktığında, teninin pencereden sızmakta olan kaçak ay ışığı demetlerinin altında ne kadar beyaz ve gerçekdışı göründüğünü, baştan aşağı siyah giysileriyle oluşturduğu keskin karşıtlığı, kızıl saçları ve mavi gözlerinin birleşiminin boynundaki gümüş pentagramla oluşturduğu tatlı harmoniyi gördüğünde, usta bir ressamın dahi resmetmeyi göze alamayacağı bir güzellikle karşı karşıya olduğunun farkındaydı. Dudaklarının aşağı doğru kavislenmesini sağlayan, öncekilere göre çok daha içten ve arkadaşça olan gülümsemesine eşlik eden neşeli bir ses tonuyla konuşurken, bildiği tek şey ziyaretinin kafasında yaptığı onca provadan çok daha farklı şekilde sonuçlanacağıydı. “Rahatsızlık verdiysem gerçekten özür dilerim. Öylece çıkıp gelmek… Hele de onca yıl hiç arayıp sormadıktan sonra... Hakkımda ne düşündün?”


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://sihirdunyasi.roleplaylife.net/lejant-f86/l-lavoisier-t754
 

Geçmişten Yüzler

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-