AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Pardon!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Anita Farrel

VII. SınıfVII. Sınıf
Anita Farrel



Mücadele Tarafı : Miras kalan taraf; Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Vaşak.

Pardon! Empty
MesajKonu: Pardon!   Pardon! EmptyPerş. Mayıs 20, 2010 4:52 pm

Yağmurlu bir gün. Artık çoğu günler yağmurlu geçiyor, ölümü hatırlatan sonbaharın ortasındayız. Haşin rüzgar tüm bahçeyi egemenliğine almış, tuttuğunu çekiştirmeye çalışıyordu. Cüppemin eteklerini ve saçlarımı uçuşturuyor. Kafamda her zamanki melon şapka var. Kimileri yağmur kendilerini eritebilecekmiş gibi koşturarak kaçıyorlar, kimileriyle gökten düşen göz yaşlarını andıran damlaların altında memnuniyet ve gülückler saçarak koşturuyordu. Ben ikisini de yapmıyordum. Adımlarım yavaştı, yağmur altında daha çok zaman geçirebilmek için ağır ilerliyordum ama yüzümde bundan memnun olduğumu belli eden gülücükler ya da attığım kahkahalara tanık olacak insanlar yoktu. Memnuniyetimi içten, sessizce sunuyordum. İlk olmayan Ekim yağmuru altından ilerleyip kapıyı buldum ve içeri girdim. Dışarıya göre daha sakin ve sıcak olan koridorda olmak da dışarıda olmak kadar memnun etmişti beni.

Şapkamı çıkarıp saçlarımı düzelttim ve melon şapkayı geri taktım. İçeride şapka takmayı saygısızlık değerlendiren bir avuç insan vardı ama kimse kafamdaki şapkayı ben istemedikçe çıkaramazdı. Bunu da ben saygısızlık kabul ediyordum. Neyse ki çevremdekiler beni şapkayla dolaşırken görmeye çoktandır alışıktı. Koridorlarda öylesine dolaşıyordum. Islak ders çizelgeme göre yapmam gereken hiçbir şey yoktu. Yine uykusuzdum fakat bu seferki sebep uyuyamamam değildi. Gayet güzel uyumuş ve berbat kabuslar görmüştüm. Sadedinde uyanık kalmak bu sefer daha iyi bir çözüm gelmişti. Dışarıdaki kasvetli havaysa uyku konusunda bana pek yardımcı olmuyordu.

Ağzımı yaya yaya esnedikten sonra merdivenleri çıktım. Birkaç öğrenci kıkırdayarak yanımdan geçti, söylediklerinden sadece "Gryffindorlu" lafını yakalayabilmiştim ama bu halleriyle sadece erkek mevzusu hakkında kıkırdaşıyor olabileceklerini tahmin ediyordum.
"Moronlar. Erkeğe aç moronlar." diye mırıldandım huysuzca. Tam basamakların sonuna gelmiştim ki Jan gözüme takıldı. Bir anda yapılacaklar listesinde ondan özür dilemek olduğunu hatırlamıştım. Arkasına bile bakmadan yürüyordu koridorda. Doğal olarak aklıma ilk geleni yaptım.
"Hey Jan! Jan bekle!"
Sesimi duydu mu bilmiyorum ama iki koca adımda yanındaydım.
"Şey selam belki beni hatırlamıyorsun ama birkaç Ortak Ders'imiz vardı ve..."
Az önce kıkırdayan embesillere özgü bir şey söyleyecekmiş gibi hissettim. Kendimi en çabuk şekilde toparladıktan sonra öfke patlaması yaşama ihtimaline karşı geriye istemsiz bir adım atmıştım.
"Maçta kafana gelen ayakkabı vardı ya... işte o benimdi, pardon."
Dudaklarımı kemirmeye başlamıştım gene. Vereceği tepkiyi çok merak ediyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jan Andrew Vogué

GezginGezgin
Jan Andrew Vogué



Mücadele Tarafı : Klişeler..
Rp Sevgilisi : Birisine âşık.
Kan Durumu : Melez
Patronus : Yusufçuk

Pardon! Empty
MesajKonu: Geri: Pardon!   Pardon! EmptyPerş. Mayıs 20, 2010 9:52 pm

Kulaklarımdaki uğultu yağmur yüzünden değil, gördüğüm rüya yüzündendi biliyordum. Yine de her gök gürlediğinde içimde bir sinir dalgası yükselip alçalıyordu. Yumruklarımı sıktığım anda kütleyen parmaklarımı merdivenin tırabzanına geçirdim hafifçe. Ardından derin bir nefesi yavaşça ciğerlerime doldurup kasvetli havaya geri bıraktım. Beni geren bir şeyler vardı ve evet geçmişimle alakalıydı. Ama bilinçaltım artık anlamalıydı ki, olan biten benim suçum değildi. Gerçek hayatta tesadüf diye bir şey vardı. Ve ölüm de hiçbir zaman bu tesadüflerin bir parçası değildi. En azından benim hayatımdaki hiçbir ölüm, tesadüfler sonrasında olmamıştı. Bu yüzden diş biledikçe kendimi bedenime sığmaz bir öfke ve nefretle yoğruluyor hissediyordum. Şimdilik on altı yaşında, toy ve genç bir delikanlı olabilirdim; ama günü geldiğinde sahip olduğum kasların her birini, büyümün kudretini beni ve sevdiklerimi üzenlerin üzerinde kullanacaktım.

Üç beş adım sonra biten basamaklardan birinin sonunda, koridoru ilerlerken burnuma gelen yemek kokusuna bile direndim. Karnım açlıktan içerisinde uluyan kurtlar varmış gibi ses çıkarıyordu çıkarmasına ama, iştahım kapalıydı. Lokmalar boğazıma dizilecek gibi hissediyordum ve bu bir ilkti. Bu yüzden fazla düşünmeden yolumu biraz olsun sıcak hissedebileceğim kulelere çevirdim. Ta ki arkamdan gelen yumuşak sesin sahibi beni durduruncaya kadar sürdü gidişime karar verişim. Durup döndüm. Kelimeleri ardı ardına yutkunarak sıralarken, söylediklerini dinleyemediğim güzel cadının duraksadığı ilk an, içimde yeniden sinir yükselmişti. ‘’ Demek senin ayakkabındı Anita.’’ Adını biliyordum. Çok fazla ortak dersin yapıldığı bir seneydi ve profesörlerin herkesi bir arada eritmek isteyişlerine kurban olarak seçilenlerden biri de bu çalışkan cadıydı. Ancak ayakkabısının kafamda ne işi olduğunu anlayabilmiş değildim. Maçtan sonra sinirimden ciddi anlamda nasibini almalarını umduğum gurubun ilk üyesi karşımdaydı ve ben ona kızamıyordum. Bir rüyanın beni bu denli etkilemesine izin vermemeliydim. Yaptığı yüzünden sakatlanabilirdim. ‘’ İyi atıştı. Özellikle de senin yüzünden az daha yere çakılacağımı düşünürsek, on ikiden de diyebiliriz.’’ Tek kaşım kalkık, cadının yüzündeki ifadeyi izliyordum. Değişiyor gibime geliyordu. Elimde olmadan günün hıncını ondan çıkaracağımı fark ettim. Anlayışlı bir gülümsemeyle başımı eğdim. Dudaklarımı birbirine bastırıp Anita’nın gözlerine bakarak devam ettim. Amacım saçmalama sebebimi anlatmaktı.

‘’ Hey… Sorun değil. Gerçekten. Komikti aslına bakarsan. Bir sonraki maç için planın ne peki? Duruma göre sizin tribünün orada uçmayacağım çünkü.’’ Gülümsüyordum. En azından gün boyunca normal birkaç kelime edebilme fırsatını vermişti bana karşımdaki cadı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anita Farrel

VII. SınıfVII. Sınıf
Anita Farrel



Mücadele Tarafı : Miras kalan taraf; Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Vaşak.

Pardon! Empty
MesajKonu: Geri: Pardon!   Pardon! EmptyCuma Mayıs 21, 2010 11:07 am

‘’ Demek senin ayakkabındı Anita.’
Bunu bekliyordum, öyleyse niye hazırlıksız yakalanmıştım?
Elbette adımı bilmesini beklemiyordum ama konu bu değildi. Aslında en başından beri gelip özür dilemenin saçma olabileceği düşüncesi kafama dank etmişti. Ama Aretha'nın üzülmüş olabileceği ve Jan'ın da öfkesinin altındaki incinmişlik beni buna zorunlu hale getirmişti. Belki de sadece öfke vardı, bilemiyorum. Aslında I. Sınıflar gibi özür dilemenin erdem sayılıp maneviyatın büyük kupasını kaldırmak olmadığını öğreneli çok oluyordu. Yine de zorunlu hissetme nedenimi bilmiyordum. Belki de Jan'ı görünce ani verilmiş bir karardı, belki de sadece ileride gelebilecek bir darbeyi şimdiden savuşturma içgüdüsü.
’ İyi atıştı. Özellikle de senin yüzünden az daha yere çakılacağımı düşünürsek, on ikiden de diyebiliriz.’’
Suçluluk duygusunun sinsi bir hırsız misali benliğim içinde ilerlediğini hissedebiliyordum. Şimdi Jan beni burada ayakkabı yüzünden evire çevire döverse birinin de onun ayakkabısını yakması için dua etmeye başlayacaktım. Yine de içimden bir ses kendimi savunmayı zorunlu bir hale getirmişti. Sözlü de olmasa kollarımı göğsümde kavuşturdum ve hocası nutuk çekerken dinliyor gibi görünüp aslında sadece düşünen bir öğrenci izlenimi yarattım. Maçtaki öfkesi aklıma her geldiğinde gülme krizine girecek gibi olduğumdan dudaklarımı adeta çiğniyordum. Sonra da bunda haklı olduğunu hatırlıyor ve kendime kızıyordum.
Kısacık zaman diliminde o kadar ruh hali değiştirdim ki ne yapacağımı bilmez halde sadece Jan'ın biten cümlesindeki noktanın ardından gelebilecek lafa göre konuşmaya karar verdim.
Ama haklıydı. Öfkesindeki haklılık sözcüklerinden arınmadan mantığıma hitap ediyordu. Ben maçta kafama düşen bir ayakkabıya hedef olsam, hele ki neredeyse süpürgeden düşürecek denli bir hedef olsam, muhtemelen o hınça koca tribünü dağıtır eşşekarıları misali tribündekilere musallat olurdum. Aslında az bile yaptığını düşünüyorum. Ben orada deli gibi gülüp külkedisi şakaları yaparkenki halimi karşımda bulsam muhtemelen maçı falan bırakırdım. Bir de ben agresif sayılmayacak biriyken onun neler düşündüğünü çok merak ediyordum.
Beklenmedik bir şekilde gülümediğini gördüğümde yüzümde bariz bir şaşkınlık ve memnuniyet vardı.
"Hey… Sorun değil. Gerçekten. Komikti aslına bakarsan. Bir sonraki maç için planın ne peki? Duruma göre sizin tribünün orada uçmayacağım çünkü.’’
Gülümsememi kibir gibi yanlış bir fikre yormaması adıne en masum gülümsemelerimden birini sergiledim.
"Aslında komik değildi... yani benim için de. Ayakkabım yanıyordu ve ayağımı kurtarmanın tek yolu onu uzağa atmaktı ve... O zaman çok komik gelmişti ama..."
Kısa bir duraksama yaşadım çünkü cümleler anlamsızlaşmaya başlamıştı. Cümleleri kafamda toparlamam ve devamını getirmem fazla uzun sürmedi.
"Yani gerçekten bilerek olmadı. Aretha'nın senin için üzüldüğünü düşündüğümde çok daha rahatsız ediciydi. Sonra bir de neredeyse o tribünlerden yere yapışacaktı, bu da resmen tuz bastı yarama. Muhtemelen bir sonraki maç planım ayağımı beni yakan her şeyden uzak tutmak olacak. Ve yanarsam da onu sahaya değil tribüne atmaya çalışırım."
Gülümsemem biraz daha genişledi, işe yaradığını umuyordum. Genelde insanların her şeye burnunu soktuklarını söylerken bu tezde olaya ayağım, daha doğrusu ayakkabım mahal vermişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jan Andrew Vogué

GezginGezgin
Jan Andrew Vogué



Mücadele Tarafı : Klişeler..
Rp Sevgilisi : Birisine âşık.
Kan Durumu : Melez
Patronus : Yusufçuk

Pardon! Empty
MesajKonu: Geri: Pardon!   Pardon! EmptyCuma Mayıs 21, 2010 3:04 pm

Dudakları aralandığında güzel gülümsemesi neredeyse gördüğüm kabusu unutturacak kadar içten yüzüne yayılan Anita’nın üzüntüsünü hissetmiştim. Benim için bu kadarı yeterliydi. Konuşmak için ondan daha anlayışlı bir cadı bulabilir miydim bilmiyordum. Cadı Ravenclaw’ın en zekilerindendi. Söylediklerimi tamamlamadan demek isteyeceklerimi anlayacağına emindim. Umarım bakışlarımdan da fazlasını çıkarmıyordu. Çünkü onun kadar güzel bir cadıdan etkilenmemek imkansız gibi bir şeydi. Yine de bunu kendi lehime çevirecek fırsatçı bir karakterim yoktu. Onun kadar içtendim söylediğim her kelimede. ‘’ Söylesene, ayakkabıyı yakmayı nasıl becerdiniz? Quidditch maçının ortasında, ayakkabında başlayacak yangını hangi becerikli insan çıkardı onu da merak ediyorum.’’

Cadının cümlelerine hızla ve gülümseyerek sorduğum sorunun sonrasında kendime gelir gibi başımı salladım. ‘’ Bir dakika.’’ Kaçırdığım ayrıntı şimdi kafama dank ediyordu. Küçük kardeşim bana bundan bahsetmemişti. ‘’ Tribünlerden yere çakılmak mı?’’ Ne için olduğunu bilmiyordum ve endişelenmiştim. Arétha oldukça iyiydi. Daha bu sabah görmüştüm onu ve nefret ettiği gibi saçlarını karıştırıp büyük salonda kahvaltı tabağıyla baş başa bırakmıştım. Ancak tribünlerden düşmek üzere olduğunu bilmiyordum. Daha da önemlisi kardeşimi trapezci gibi tribünlerden aşağı sarktıran sebep neydi! Daha on üç yaşında olmasına rağmen birine mi tutulmuştu, yoksa can sıkıntısından macera mı arıyordu bilemedim. ‘’ Arétha’nın düşmesine sebep olacak şey de senin ayakkabın mıydı peki Anita? Kızkardeşim durduk yerde neden tribünlerden sarkıyor? Ben bunları bu kadar geç öğreniyorum! Tanrı aşkına! Altıncı sınıftasın. Kardeşim senin yanında güvende olamayacaksa, yatakhanede sizinle birlikte mi uyumam gerekiyor?’’

Yumruklarımı sıktığımı fark etmiyordum bile. Eğer mantıklı düşünmeye başlamazsam ya da Anita bana mantıklı bir açıklama yapmazsa büyük olasılık onu kıracak ve oradan uzaklaşacaktım. Neyim vardı benim böyle? Kızın karşısında kendimi kontrol edemez olmuştum. Bu onun yanında bu denli rahatladığım için mi, ona güvendiğimi henüz anladığım için mi, yoksa ona ister istemez daha da kızdığım için miydi bilmiyordum. Ama eğer sakinleşmezsem, çok hoş şeyler olmayacaktı. Ben de bunu hiç istemiyordum. Özellikle de söz konusu Anita’yken.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anita Farrel

VII. SınıfVII. Sınıf
Anita Farrel



Mücadele Tarafı : Miras kalan taraf; Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Vaşak.

Pardon! Empty
MesajKonu: Geri: Pardon!   Pardon! EmptyCuma Mayıs 21, 2010 3:49 pm

’ Söylesene, ayakkabıyı yakmayı nasıl becerdiniz? Quidditch maçının ortasında, ayakkabında başlayacak yangını hangi becerikli insan çıkardı onu da merak ediyorum.’’
Tam gülümseyerek bunun hakkında bir espiri yapacaktım ki yüzümün ani bir telaş ile ifadesizleşti. Jan'ın yüzünde gerçeği farketmenin getirdiği bir öfke artışı vardı. Hatta öfkesi, şu kafasına ayakkabı yiyip dengesini kaybetmekten son anda kurtulduğu zaman karşımıza geçtiği zamankine benzer bir öfke, havadaki bir koku gibi seziliyordu. Cümlemin genelini çabucak kafamdan geçirdim. Ov hayır, anlaşılan Aretha ona Tristan'ın tribüne dalışından sonra neredeyse sahaya düşeceği zamanı anlatmamıştı. Benim de pek hoşlandığım bir anı değildi doğrusu,onun düşme ihtimalini düşündüğümde kalpten gidecek gibi olduğum zaman maalesef favori kamp hikayelerimden değildi.
‘’ Bir dakika.’’
Öfkesini hissedebiliyordum. Bu çalışan bir fırına yaklaştığınızda yüzünüzde hissettiğiniz o sıcaklığa benziyordu. Tek farkı ateşin daha fazla, daha yakıcı olmasıydı.
‘’ Arétha’nın düşmesine sebep olacak şey de senin ayakkabın mıydı peki Anita? Kızkardeşim durduk yerde neden tribünlerden sarkıyor? Ben bunları bu kadar geç öğreniyorum! Tanrı aşkına! Altıncı sınıftasın. Kardeşim senin yanında güvende olamayacaksa, yatakhanede sizinle birlikte mi uyumam gerekiyor?’’
Jan'ın son söyledikleriyle beraber gözlerimi kocaman açarak kısa bir süre ona baktım. Yüzümde ani bir tokat yemiş gibi bir ifade vardı. Aretha'ya karşı ne kadar korumacı olduğumu, buraya sırf onun üzüntüsü sebebiyle kendimi rezil etmeyi bile göze alarak geldiğimi bilmiyordu, kabul. Ama "senin yanımda güvende olmayacaksa" ne demekti? Aretha'nın şu ana kadar bütün urzuvları yerindeyse çoğunlukla ona attığım fırçalar yüzündendi.
Büyükbabamın çoğu zaman dediği gibi savunmaktansa saldırdım bu sefer. Ama fiziksel bir şiddetle değil. Sadece biraz üzerine yürüdüm. Ürkekçe geri çekilme zamanım sona ermişti son cümlesiyle.
"Jan, dinle." dedim. Sesimin bu kadar yatıştırıcı çıkması garipti çünkü içimde hakarete uğradığı için deliye dönmüş birinden farksızdım.
"Aretha'yı düşürecek olan ben ya da ayakkabım değil, Tristan'ın bizim tribüne çakılmasıydı, eminim bundan da haberin yoktur."
Ellerinin hala birini yumruklamak istercesine sıkılı olup olmadığına baktım. Sesimin bu kadar kontrollü ve anlayışlı olmasına her saniye şaşıyordum. Sanırım konu Aretha olunca benzer duygular hgissetmekten kaynaklanıyordu. Olabildiğince sakin, devam ettim.
"Tribünden düşmek üzere olduğunda nasıl hissettiğimi tahmin edebilirsin. Fred ve diğerleri olmasaydı onu yukarı çekebilmek için kendimi aşağı atardım. Üç senedir onun başını dertten koruyan sadece sen değilsin Jan, eminim kan bağı olmamasına rağmen bunu en az senin kadar ben de yüklenmişimdir."
Sonunda biraz daha gülümsemeye cesaret edebildim.
"Sakinledin mi? Beni korkutmaya başlıyorsun çünkü. Kendim için de değil, kalp krizi geçireceksin diye korkmaya başladım." dedim hemen ardından gülümsemeyi silmeden, orada öfkeye dair bir şey olduğunu ararmışçasına gözlerine bakıyordum.
Sakinlemiş olmasını tercih ederdim zira o gergin oldukça arkama bakmadan koşarak kaçasım geliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jan Andrew Vogué

GezginGezgin
Jan Andrew Vogué



Mücadele Tarafı : Klişeler..
Rp Sevgilisi : Birisine âşık.
Kan Durumu : Melez
Patronus : Yusufçuk

Pardon! Empty
MesajKonu: Geri: Pardon!   Pardon! EmptyCuma Mayıs 21, 2010 4:48 pm

Nefes alıp verdikçe rahatlıyordum. Ne de olsa Anita hem ölçülü hem de sakindi. Bu kadar sinir yapmama gerek yoktu, çünkü bizim ufak hınzırımız iyiydi. Yine de tribünlerden sarkmanın cezasını verecektim ona. Deli gibi merak edişimi anlamıyormuş gibi böyle şeyler yapması anormaldi. Küçük kardeşimin sağlam bir nutuğa ihtiyacı olduğunu düşünüyordum. Ne de olsa ailemizde kaybettiklerimizi göz önüne alırsak ve akrabalarımızla sık görüşemediğimizi de hesaba katarsak, yıllar sonra Arétha ve ben bizbize kalacaktık. Ben Hogwarts’ta, Gryffindor’un ineklerinden biri ilan edilmişken, yaramaz kardeşimin böyle başıboş davranmasına müsaade edemeyecek kadar katı bir ağabeydim. ‘’Söz konusu kardeşim olduğunda biraz geriliyorum Anita. Tristan benimle aynı yatakhanede kalıyor. Günlerdir maçtaki kaza yüzünden inleyişini dinliyoruz. Hastane kanadından geldi gelmesine ama hala yorgun. Olivia anlatmış olmalı.’’ Dedikodu yapacak halim yoktu. Hem maç için hem de arkadaşım için yeterince üzgündüm zaten. Tristan’ın takımdaki eski yerini aratır olmuş gibi hissediyordum kendimi. Yılın ilk maçını kaybeden bir Quidditch kaptanı. Hem de Hufflepuff’a karşı! Sinirlerim lunapark trenleri gibi bir alçalıyor bir yükseliyordu. Ancak cadının durgun sesi havayı yumuşatmış, beni biraz kendime getirmişti. Onun da Arétha için benim kadar endişelendiğini biliyordum. Bu kadar korumacı bir ablası yanındayken, küçük kardeşim için daha az endişe duyabilirdim. Bunu sağlayan Anita’ya minnettardım.

‘’ Sakinleştim tamam.’’ İnce parmaklarını benimkilerin arasına aldım uzanıp. ‘’ Üç yıldır ben yokken ona göz kulak olduğunu biliyorum Anita. Bunun için sana minnettarım. Kabalığıma aldırma lütfen. Günüm berbat başladı. Herneyse…’’ Boğazımı temizledim. ‘’ Şunu bilmelisin. Ben onun için ne kadar iyi bir ağabeysem, sen de benim kadar iyi bir ablasın. Arétha seni aileden gibi görüyor. Bu da benim için yeterli.’’ Bıraktığım elleri vücudunun iki yanına düşerken cadıya daha anlayışlı gülümsüyordum.


Her şey biraz daha düzgün ve yumuşak görünmeye başlamışken gözüme, birkaç adım ötemden biraz da çekinir gibi geçen kızkardeşimi görmek oldukça iyi gelmişti. Her an ne alemde olduğunu düşündüğüm tatlı cadının yanımda olması huzur veriyordu. Arkasından bağırırken olduğumun aksine biraz sinirli bir tavır takındım. '' Hey! Genç bayan! Gel bakalım buraya.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Pardon!

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-