AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm












Paylaş
 

 Onun gibi birşey

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Angela Fitzgerald

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Angela Fitzgerald



Mücadele Tarafı : Övünç
Rp Sevgilisi : Lucas Wilson
Kan Durumu : 0Rh+ acil durumlar için felan

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptyÇarş. Mart 24, 2010 9:11 pm

Hava yine çok iç açıcı değildi, özellikle yılın bu zamanında şehir beklenilenden daha soğuk olabiliyordu. Gülümsedi, her zaman yaptığının aksine bu gün somurtkan ve ciddi değildi. Kızıl saçlarına vuran rüzgârın esintisi açıkta kalmış boynunda ve yanaklarında dolaşıyordu, en azından bir şapka takmayı akıl edebilirdi. Birde neden bu kadar dalgın olduğunu bilseydi çok iyi olabilirdi. Üzerine geçirdiği deri ceketin yakasını biraz daha çekiştirip boynunu ve saçlarının diplerini acıtan soğuktan korunmaya çalıştı. Sol kolunun altında sıkıca tuttuğu boya fırçalarını ve eskiz defterini bu hareket ile yere düşmekten son anda kurtarmıştı. Hafifçe homurtu çıktı dudaklarından, küçük birkaç adımda kendini toparlayıp yoluna devam etti. Kulağına taktığı kulaklıktan gelen müzik ruhuna hitap ediyor gibiydi, hafif melankolik melodi eşliğinde biraz daha sakinleştiğini hissetti. Biraz daha bu tarz şarkılar dinlemeye devam ederse melek kanatlarını takıp uçuşa geçebilirdi. Gün beklenilenden daha aydınlık gibiydi her ne kadar küçük kar taneleri gökyüzünden minicik mozaikler gibi önüne düşüyor olsa da güneş parlaklığını koruyordu. Bulutlar çok fazla göz önünde olmadığı için hava biraz daha aydınlıktı bu gün diğer günlere oranla. Bu durum ne çok fazla neşelenmesine nede içinin kararmasına sebep olmuştu ne olduğunu çözemediği bir ruh hali sarmıştı içini. Yürüyüş yapmak hoşuna gitmeye başlamıştı her ne kadar soğuktan yine yüzünün kızardığını düşünmüş ve bu kızarıklığın saçları ile aynı renkte olduğunu düşünse de umursamıyordu bu gün. Normalde olsa bu görüntüsüne sinirlenebilirdi çünkü oldukça komik olduğunu düşünüyordu. Yeşile çalan ela gözlerini kıstı kar tanesi kirpiğine takılmıştı, görünüşünün bulandığını hissedip görmesini engellen bulanıklığı boşta kalan eliyle giderdi.

Adımlarını göle giden yolda biraz daha hızlandırdı. Kaldırımın taşlarının griliğinden çevreyi süsleyen bitkilere kadar her şeyi inceliyordu kısa bir anlık duraklamalar eşliğinde. Bir an aklına Benjamin geldi, sevgili eşini bu gün yatak odasında bırakmış ve küçük bir not bırakıp sessizce çıkmıştı evden. Bu yaptığı haksızlık olabilirdi kimilerine göre ama arada bir nefes almaya ihtiyacı vardı. Sol parmağını süsleyen alyansa baktı daha on dokuz yaşındaydı, eşi ise kendisinden on beş yaş büyüktü. Aşk engel tanımaz elbette. Benjamin’i sevdiğini kimse inkâr edemezdi. Ailesi karşı çıkmış olsa da hiç kimseyi umursamamıştı. Onun rüzgârda uçuşan o ipeksi uzun siyah saçlarına ve olgunlukla bezenmiş çekici yüzüne ilk görüşte tutulmuştu. Evet, aşk nelere kadirdi. Aşk ailenin sana yaptığı onca nasihate aldırış etmeyip kalbinden ne geçerse onu yapmaktı. Mutlu olamayacaksın zamanı gelince ondan daha genç olanlarını arayacaksın demişti annesi. O ise ‘peki kime ne?’ demeyi tercih etmişti cevap olarak. Her zaman biraz uçarı biraz daha asabi yapıya sahip olmasındandı bu cevapları. Mutluydu elbette ama evlilik şimdiden yormaya başlamıştı daha on dokuz’unda olan genç kadını. ‘gülümse kaderine’ evet gülümseyecekti ama sorumluluk çoğu zaman yorucu olabiliyordu, yinede hiçbir şey Benjamin’den vazgeçmesine sebep olamayacaktı.

Bu düşüncelerin ardından gözlerinin önüne gelen o sevimli ifade kendisine yalan söylediğini ima eder gibiydi. James oldukça çapkın birine benziyordu ama bu onunla takılmasına engel değildi değil mi? Kremlin sarayından resimlerine portreler almaya değil de buraya kaçamakça James’i düşünmeye gelmiş gibiydi. Sonunda sarayın avlusuna çıktığında etrafına bakındı, düşünceleri kendisini dalgınlığa uğratmış yürürken zamanın nasıl geçtiğini unutturmuştu. Çok fazla yol yürüdüğünü ağrıyan bacaklarından hissediyordu sadece. Gözlerinin önüne dağılan kızıl telleri eli ile hafifçe itti. Uzun çizmelerinin sert toprak üzerinde çıkarttığı sesler eşliğinde ilerleyip kendine bir yer seçti. Boş bir alana yerleştirdiği çalışma kâğıtlarının üzerindeki yüze baktı. Birkaç gün önce hazırlamıştı resmi anlatan hikâyeyi. Angela yetenekli bir illüstratör’dü ve bunu çalışmalarının çoğunda belli etmişti. Kâğıdın üzerindeki James’in dudaklarından hafif kan süzülüyordu. Onu goth hale çevirmek oldukça güzeldi özellikle bu kadar sevimli bir yüzle değişik bir tezat oluşturuyordu. “James’imiz artık sevimli bir vampir.”dedi küçük bir çocuk gibi neşeli bir ifade ile fakat bu ifadenin geçmesi çok uzun sürmemiş arkasından gelen tok sesle yerinden sıçramıştı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atarken yüze odaklandı. Demin kendi kendine konuşurken James duymuş olmalıydı böylece kağıdı saklamakta da gecikmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James M. Strong

Kütüphane SorumlusuKütüphane Sorumlusu
James M. Strong



Rp Sevgilisi : Eskiden Angela vardı, buz tutmuş göle düşüp donarak öldü.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Tilki

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Geri: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptyÇarş. Mart 31, 2010 7:54 pm

Titreyen ağaç dallarının soğuğa aldırdığını zannetmiyordu lakin nereden geldiği belirsiz ince rüzgar, el ele tutuşmuş dalları yavaşça sallarken yapraksız dallardan bir avuç kan önüne düştüğünde saniyelik bir farkla kaçırmıştı soğuk kaderini. Tekinsizce, teki kalkmış kalarının altındaki gri-yeşil gözleriyle kendisine tuzak kurmuş dala göz attı. Dal hareketsiz idi lakin James ona kötücül bakışlar atmaya devam etti. Bu esnada cebinden çıkardığı sigarayı dudaklarının arasında kıstırıp yaktıktan sonra yeniden önüne döndü. Londra'nın tipik soğuk havasının bugün de kendisinden ödün vermemesi güzeldi. Soğuğu daima sıcağa tercih etmiş olan James ciğerlini dolduran taze oksijenden memnun, yüzündeki çarpık gülümsemesini yerşelştirmiş, bildiği bu yolları adımlarken kendi amacından dahi habersizdi. Tanıdık atmosferde amaçsızca yürümenin boş hissi hoşuna gitmişti.
Sigara dumanına karışan nefes havada beyaz bir duman şeklinde asılı kaldı. Dizlerine gelen kalın pardesünün uçları rüzgarca çekiliyordu. İlgi görmenin ardından geçen zamanla yeniden çıkan sakalları dudaklarının hemen üstünden başlayıp çenesinin altındakilerle birleşiyor, ona resmiyetten uzak ciddiyetsiz bir hava katıyordu. İlhamsız bir yazar olmanın izleri dikkatli gözler için ne kadar barizse uzaktan bakan içinse o kadar görülmezdi. James her zaman iyi rol yapan biri olmuştu. Yazarlıkta işine yarayan bu meziyeti insan ırkını kandırma konusunda da bariz bir kolaylık sağlıyordu. Şimdiyse uzun süredir sosyalleşmemiş biri olarak yeni açılımıyla paslandığını hissediyordu. Kendine güveni azalmış olmasına rağmen James hala serseri mayınlık konusunda önemli isimlerden biriydi. Dışarıdan bu aldırmaz görüntüsünün aksine içinde yalnızlığı ve huzuru seven biri olduğunu bildikçe kendini şizofren gibi hissediyordu. Yine de uzun süredir kabuğuna tıkılı yaşamış, şimdi aldığı oksijenle sanki yaşam bulmuş,özüne geri dönmüştü.

Gölün yakınlarına geldiğinde gözle seçilebilir bir silüetin de ayaklarının götürdüğü yerde olduğunu farketti. İstifini bozmadan bir kadın bedeni olduğunu tespit ettiği yere yaklaştı. Bir vampir resmi çizen kızın arkasında dikildiğinde görüğü manzara karşısında dudakları yaramaz bir çocuk edasıyla kıvrılırken içinden yükselen kahkahayı tutmaya çalıştı. Kendisini sivri dişli görmeyi beklemiyordu doğrusu. Göl tatlı tatlı dalgalanırken gözleri kağıtta,kravatını gevşetti.
"Aslında kurtadamlığa daha çok yakışırdım."
Kızın aceleci hareketlerlerinden şeytani bir haz duyarken yüzünü görme şansını yakalamış ve gördüğü karşısında içini sıcak bir duygu kaplamıştı. Bir sevinç kahkahası attı tatlı sesiyle.
"Angie? Yoksa beni dişlek bir tavşana çeviren sen misin?"
Kafasını uzatıp ilgi çekici kızıllıktaki saçların altındaki yüze baktı dikkatle. Gözleri Angela'nınkileri yakaladığında birkaç saniye daha sessizce bakması gerekmişti emin olmak için. Ardından fısıltı gibi çıkmıştı sesi.
"Hey! Merhaba."
Angela'yı Rawenclawlı bir yeni yetmeyken görmüştü en son. O zaman dahi kendini belli eden bu saç rengi çoğu erkeğin gönlünü çalacak denli marjinal ve cezbediciydi. O zamanlarda dahi James Angela'nın gözlerindeki o tarifsiz duyguyu sevdiğini biliyordu. Şimdi o gözlerde aradığı şeyi yeniden bulduğunda çocukluğuna ait anılara geri dönmüş gibiydi. Taze tebessümünü yüzünden düşürmeden yanına attı kendini. Boş gününü değerlendirmek için geçmişten gelen bir arkadaş zaman kaybetmeye değerdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Angela Fitzgerald

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Angela Fitzgerald



Mücadele Tarafı : Övünç
Rp Sevgilisi : Lucas Wilson
Kan Durumu : 0Rh+ acil durumlar için felan

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Geri: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptyPaz Nis. 04, 2010 5:51 pm

Aslında çok fazla karışık olan kafasının son zamanlarda pekte ilhamla dolu olduğu söylenemezdi. Çalışmalarını bir kenara bırakmalı biraz dinlenmeli, tatil yapmalıydı. Belki yazın sıcağında bir deniz kenarında kumsalda tek başına kalıp güneşlenebilir ve bu anın tadını çıkarabilirdi, fakat bunun yerine o an karşısında duran enfes görüntüyü seyretmekte yeteri kadar zevk verebiliyordu Angela'ya... Angela, ona melek olduğunu söylerlerdi, gerçekten öyle miydi? James'e bakarken aklından geçen düşünceler aslında bunun tam tersini sergiliyordu. Gülümsedi, sinsice bir gülümseme olabilir miydi? Bilmiyordu. Dudaklarının kıvrımlarındaki gülüş biraz alaycı birazda kurnazcaydı. “ Kurt adam olabilecek kadar ateşlimisin? “ bu sorunun altında ne gibi bir ima yattığını çözmek genç adama kalmış bir şeydi. Hafifçe hıçkırdı elinde olmadan istemsizce, bu hafifmeşrep tavırları bir kenara bırakmalı ve ağır başlı bir hanımefendi olmalıydı. Angela çoğu zaman arsızca espriler yapabilecek kapasiteye sahip olsa da bu durumu kaldırabilecek kişiler çok bulunmuyordu, sadece rahatlığından kaynaklanan bu samimi davranışlarını düşünmeyi bir kenara bıraktı. Kulağında onun tatlı kahkahası çınlarken hafifçe gülümsedi, kızarmamıştı. Çocuksu tavırlara meyletmeyecek bir bünyeye sahipti neyse ki. Oturduğu yerde bacaklarını katlayıp hafifçe bağdaş kurdu sert zemin her ne kadar soğuk olsa da çok fazla önemsemedi. “Sonunda gerçekten beni tanımış gibi bakmaya başladınız Mösyö” Fransızca aksanını vurgularcasına kurmuştu son cümlelerini “Şayet sizin ilginizi pek fazla çekemediğim için çok fazla üzülüyordum zamanında.” geçmişe dem vururcasına yakındı hafifçe. O tipik okul kutlamalarında her seferinde bunalıma girerdi James'den bir davet beklerken o hep en yakın arkadaşlarını çağırırdı bu eğlencelere, Angela ise gerçekte hiç hoşlanmadığı çocuklarla takılır ve sıkıntı dolu zamanlar geçirirdi. “Belkide bana mezun olduktan sonra neler yaptığını anlatmalısın, Rawenclav'dan arkadaşım hakkında çok ilgi çekici bilgiler vermişti." Bu sefer kahkaha atma sırası Angela'daydı. “Yazık değil miydi o kıza?” neden bahsettiğini anlamış olmalıydı. Her ne kadar son söylediği sözle ona olan ilgisini belirtmiş olsa da bunu dalga geçerek örtüştürmeye çalıştı.

edit: Biliyorum bk gibi oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James M. Strong

Kütüphane SorumlusuKütüphane Sorumlusu
James M. Strong



Rp Sevgilisi : Eskiden Angela vardı, buz tutmuş göle düşüp donarak öldü.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Tilki

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Geri: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptySalı Nis. 06, 2010 6:59 pm

Gülümsemenin ona yakıştığını düşündü, özellikle de yaramaz küçük kızları andıran bu gülümsemesinin. James her mimik hareketinde geçmişten bir parçayı yeniden buluyor gibi hissediyordu. Oturduğu yerin nemini çeken paltosunu umursamadan yerinde kıpırdandı.
“ Kurt adam olabilecek kadar ateşli misin? “
Bakışı zaten alaycı sözlerini sunmuştu Angela'ya. Gözlerindeki o isadi bakış espirinin yerindeliğiyle alay ediyordu. İçinde kibir olduğu kadar da alçakgönüllülüğe kanma vardı. Öyle ki tek kaşını havaya kaldırmasıyla bile kahkaha atıyordu adeta.
Ve sonunda bunu sadece bakışlarıyla yapmamaya karar vermişti. Sesi kendi kulaklarında da çınlarken dala tünemiş birkaç iri kıyım kırlangıcın gökyüzüne yükselmesine sebep olmuştu. Eline yerden bir avuç kar alıp onu sıkıştırarak şekil vermeye bıraktı kendini. Yine de gözleri Angela'daydı, onun da yakaladığı bir bakışa mahkum.
“Sonunda gerçekten beni tanımış gibi bakmaya başladınız Mösyö”
Fransızca genel anlamda ilgisini çekmeyen bir dil olduğundan öğrenme zahmetine katlanmamıştı. Muhtemelen bu vurguya karşılık fransızca bir şiir dizesi mırıldanırdı yalnız Fransa'ya bol ziyareti olmasına karşın oturup bunun üzerinde yoğunlaşmamış olan James sadece boştaki eliyle abartılı bir viktoryan selamında bulundu Angela'nın hoyratlığına karşı.
Son söylediği üzerine kar topunu adeta okşayan elleri durdu.

“Şayet sizin ilginizi pek fazla çekemediğim için çok fazla üzülüyordum zamanında.”


"Hah!" dedi kendi kendine. O ortamdayken gözü çoğu zaman onda olurken bunu farketmemiş olmas trajikti. Bunu idrak edemezdi elbette, üstelik gizemliliğinden bu kadar eğlenmişken. Yeniden kartopuyla ilgilenmeye başladı, artık kar daha sert ve daha pürüzsüzdü.
“Belkide bana mezun olduktan sonra neler yaptığını anlatmalısın, Rawenclav'dan arkadaşım hakkında çok ilgi çekici bilgiler vermişti. Yazık değil mi o kıza?"
Neyden bahsettiğini anlaması birkaç saniyesini almıştı. Kar topunu oturduğu yerden en uzak mesafeye atarken yüzü duygusan noksandı. Darbiz artık iyice pardesüsüne işlemiş, balçık rengi bir iz bırakmıştı üzerinde. Burnundan tek bir nefes alıp koyu gözlerle Angela'ya baktı son söylediklerinden rahatsız olmuş bir edayla. Çenesi gergin ve kilitliydi. Sonra bir şey oldu. Göz torbaları çenesine yakın bir yerde olan kas hareketleriyle gerildi. Yüzüne yamuk bir tebessüm yayılmıştı. Angela'nın yüzünde gördüğü tereddüt için öfkelenmiş numarasına yatmaktan şeytani bir zevk aldı.
"Gerçekten ÇOK konuşuyordu!" dedi gülerek. Yüzünde cümlesiyle beraber ölecek şeytani bir gülmseme ile ekledi.
"Ve... bu parmaklar bir yüzüğün mahkumiyeti için fazla... deneyimsiz diyelim."
İnci dişlerini açık eden tatlı tebessümü yeni çıkan rüzgarı hareketlendirmiş gibi bir anlığına saçları uçuşturan ürpertici bir rüzgar geçti aralarından. O zaman James soruyu geri yansıtma cesareti buldu zira o da bir şeyler duymuştu.
"Evlendiğini duydum."
Damdan düşer gibi sorduğu bu ani soru sırasında yeni bir kar topu yapmaya hizmet ediyordu elleri, gözlerinin seyrinde.
"Hımmm,o... tatlı biri mi? Yoksa bir vampir mi? Öyleyse seni bir buzdolabına çevireceğine garanti verebilirim."
James'in zamanında bir vampir ile ilgili yeterince tatmin edici deneyimleri olmuştu. İnsanların kansızlığına bir çözüm bulması gerektiğini çok sık hatırlatması üzerine sadece akşam yemekleri için saklanan artık yemek olduğunu anlamıştı. Nahoş anının bulanık görüntülerini sildi beyninden.
"Sadece şunu üç şeye cevap ver; Yakışıklı mı, parası var mı ve sana iyi davranıyor mu?"
Parmak boğumları kızarmıştı kartopuna hizmet ederken ama o sadece pürüzleri düzeltmeye devam etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Angela Fitzgerald

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Angela Fitzgerald



Mücadele Tarafı : Övünç
Rp Sevgilisi : Lucas Wilson
Kan Durumu : 0Rh+ acil durumlar için felan

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Geri: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptyPerş. Nis. 08, 2010 10:18 pm

Meleklerin fısıltılarını duyabiliyordu rüzgarın eşliğinde. Kıvrak notalara sahip bir melodi gibiydi ağaç yapraklarından çıkan o soğuk ama hışırtı dolu ses. Sadece onun varlığını hissetmek ve bunun haricinde nefes alan her canlıyı o an unutmak kolay oldu kendisi için. Bakışlarındaki o melodramik ilgi dolu ifadeye odaklandı. Kendi gözleri ise bir buz parçasının ardında gizlenmiş gibi buğulu ve kısıktı. Neden James'i konu ediyordu resimlerine? Çocukluğundan beri ilgisini çekebilen tek erkek olabilme potansiyeline sahip olduğu için mi? Yoksa sadece, insanın içine şu nahoş etkiyi bırakan ses tonu için mi? Uzakta bir yerde kilisenin tepesinde çalan o çan sesini duydu. Düşüncelerinden ve zihninde beliren sorulardan sıyrılıp konuşmaya başladı. “Yakışıklı olduğu aşikar, bir çok kızın yerimde olmak için ruhunu şeytana satabileceğinden eminim” dedi hafifçe gülümsedi bu sefer, bu gurur dolu bir gülümsemeydi. Saçlarını sol eli ile tutup sol omuzundan çekiştirerek yana saldı. Birkaç kuşun cıvıltı dolu sesini dinledi. “Parasına gelince ikimizde yeteri kadar çulsusuz, birimiz ressam diğerimizde fazla gelir elde edememiş bir müzisyen, eğer şu klasik aşk hikayelerindeki gibi aileme sert çıkıp ona gitmeseydim çok daha zengin olabilirdik belkide.” başını öne eğdi hafifçe, bu suçluluk dolu bir ifade değilde daha çok düşüncelere takılıp kalmış bir insan duruşuydu, sesi her zamankinden kısık ve boğuk çıkıyordu.

Ablası “Gitme, senden çok büyük yanında kızı gibi duruyorsun” demişti en son Angela'nın yaptığı tek şey ise o gece babası ve annesi ile kavga edip çantasını hazırlamak ve evden çıkıp gitmek olmuştu. Bu sahneye bir romanda denk gelseydi gülebilirdi ama yaşandığı zaman gerçek anlamda iğrenç bir duygu olabiliyordu. Ablasını dinlemeliydi belkide ama o an gözüne görünen tek şey onun kıskançlığıydı, gözü her zaman Benjamin'de olmuştu. Yağmur saçlarına ve elbisesine değerken hızla ilerlemişti kaldırımın üzerinde gece vakti,kapısının önünde durduğunda ise elbisesi üzerine yapışmış ve deri ceketine sarılmıştı. Onun tütün kokan boynuna sarıldığında gözleri hiçbir şey görmüyordu sinirlenmiş, elleri sinirinden ve soğuğun etkisinden titriyordu.

Hayallerden sıyrılıp gerçek dünyaya döndüğünde James'in elindeki kar topunu hafifçe çekip aldı. “Onun elbetteki ne olduğunu gösterebilirim sana.” kartopunu avuçları içerisinde sıkmayı bırakıp açtı birkaç büyülü söz mırıldandı ve demin karla kaplı elinde birden alev yanmaya ve kar'ı eritmeye başladı su damlaları elinden buz tutmuş toprağa akarken eriyen karın sıcaklığını teninde hissediyordu. “İşte bu eriyen kar ben, eritende o.” dedi neşeli bir ifade ile kıkırdayarak. Onunla bu şekilde konuştuğunu ailesi duysaydı kesinlikle terbiyesizce davrandığını söyleyebilirlerdi. Oturduğu yerden hızla zıplayarak yerinden kalktı James'e ellerini kavrayıp onuda yanına çekti. İlerideki buz tutmuş gölün üzerine çıktığında bıraktı avuçlarını. Birkaç küçük adımda geriye doğru gidip durdu ve genç adama baktı. “ Buzun kırılacağını bile bile üzerine çıkar mısın James? Yoksa hayatında hep bu buz parçalarından kaçmaya devam mı edeceksin? Bir gün elbette o sert zemin çatlayacak ve sende içine düşeceksin önemli olan buna cesaret edebilmek, işte o cesarete sahibim ben hata yapacağımı bilsem de biraz sonra bu buz parçaları yarılıp beni buz gibi suyun içine alsa da buna cesaret ederim. Sende denemeli ve bir şeylerden kaçmayı bırakmalısın bence” sesi yankılanıyormuş gibi çıkıyordu, soğuktan yanaklarının kızardığını hissedebiliyordu. Biraz daha geriye gitti ve James'e durduğu yerden seslendi bir kez daha. “Benimle gel, sonunda ne olacağını bilmesen bile, hadi.” dedi birkaç adım daha attı ve küçük bir hareket ile gölün buz tutmuş zemini üzerinde kıvrak bir hareket ile döndü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James M. Strong

Kütüphane SorumlusuKütüphane Sorumlusu
James M. Strong



Rp Sevgilisi : Eskiden Angela vardı, buz tutmuş göle düşüp donarak öldü.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Tilki

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Geri: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptyPaz Nis. 11, 2010 4:17 pm

Soğuk parmak uçlarını ısırırken kızaran parmak boğumlarını hissedememeye başlamıştı artık. Tatlı kızarıklık elini hakimiyetine almıştı sanki. Yumuşak kar geniş pençeleri altında eziliyor, dağılıyor ve kar kütlesiyle bütünleşiyordu. Gözleri kar topunda kulağı Angela'nın melodramik sesinde bir ciddiyet maskesi bürümüştü yüzünü.
“Parasına gelince ikimizde yeteri kadar çulsusuz, birimiz ressam diğerimizde fazla gelir elde edememiş bir müzisyen, eğer şu klasik aşk hikayelerindeki gibi aileme sert çıkıp ona gitmeseydim çok daha zengin olabilirdik belkide.”
Dudaklarına yayılan keskin ve büyüleyici gülümsemesini engelleyemedi.
"Trajik." diye özetledi gülümsemesine tezat bir kelimeyle. Durumdan oldukça eğlenmiş bir hali vardı. Angela düşüncelerine kaybolmuşken kelimeler rahatça dudaklarından kurtuluyordu.
"...ve klasik. Bir ressam ve bir müzisyen. Parayı boşver aşkımız yeter hikayesi. Peki ne olacak, her sonda olduğu gibi parayı bulan müzisyen hayranlarından biriyle aldatacak mı sevdiğini?"
Kafiyeli söylediğini farketmemişti bile. Sanki kendi kendine konuşur gibi sesi fısıltılı ve esefliydi. Ciğerlerini dolduran ve bedenini titreten rüzgara takılıp gitmişler gibi susuverdi. Angela, anlaşılan kendine itaf edilen kelimelerini duymamıştı, elinde özenle hazırladığı kartopunu çekip aldı.
"Heey!"
Yalandan sitem içeren bu haykırışı yine Angela tarafından bastırıldı. James onu aldığı için minnettardı, her ne kadar kendini oyalasa da artık elini hissedemiyordu.
Angela ışıltılı gözlerini James'in emek verdiği anlamsız kartopuna dikip bir şeyler mırıldandı. Kar topu aniden alev aldığında James'in kaşları çatıldı. Eriyen kartopu güneşte fazla kalmış bir profiterol gibi dağılırken özüne döndü.
“İşte bu eriyen kar ben, eritende o.”
James gülmüyordu artık. Yüzünde kendisine bile garip gelen bir ciddiyet vardı. Gözleri kararmış, bakışları düşmüştü. Farklı pencerelerden bakıyor olmalarıharicinde sorun yoktu. Angela onun içini kavuran biri olduğundan bahsediyordu belki, kıkırdaması bunu izah etmeye yetmişti. James ise bu örneğin sonucunu farklı kavramıştı. Bu adam, artık adı her neyse, Angela'yı eritiyordu. Onu yok ediyordu sanki. Geriye baktığında ondan hiçbir şey bulamayacağı anlamına mı geliyordu bu?
James için öyleydi.

Kendi bedbahtlığıyla meşgulken sessizliğini korudu. O sırada Angie'nin narin ellerini hissetti. Hazırlıksız yakalanmanın heyecanı içinde ssürüklenirken arkasından kauçuk ayakkabı tabanları buz üzerine geldiğinde tökezler gibi oldu. Eller kendini özgür bıraktığında hareketsizliğe mahkum James ne yapamya çalıştığını sorarcasına Angie'ye bakıyordu. Yine de o asi gülümsemesi dudaklarını ele geçirmişti.
"Buzun kırılacağını bile bile üzerine çıkar mısın James? Yoksa hayatında hep bu buz parçalarından kaçmaya devam mı edeceksin? Bir gün elbette o sert zemin çatlayacak ve sende içine düşeceksin önemli olan buna cesaret edebilmek, işte o cesarete sahibim ben hata yapacağımı bilsem de biraz sonra bu buz parçaları yarılıp beni buz gibi suyun içine alsa da buna cesaret ederim. Sende denemeli ve bir şeylerden kaçmayı bırakmalısın bence”
Buz üzerinde hareketi çok kısıtlıydı. Daha sağlam bir ayakkabı giymemiş olduğu için kendine kızdı. Ama en nihayetinde burada Angie'yi bulacağını ve onun da soğuktan kafayı üşüteceğini tahmin edemezdi. Yine de bu tavırlarından hoşlanıyordu, hala içinde yaşayan çocuksu bir yanın olması onu sevindirmişti. Sözlerindeki imayı kavraması yarım saniyesini aldıysa da anladığı şeklin doğruluğunu sorgularken buldu kendini. Birazdan söylediklerinin gerçek olma payı yüksekti zira James paten yapmaktan hiç anlamazdı.
Yavaş bir adım attı. İlkinde şanslıydı ama diğer adımında neredeyse buza yapışacaktı.
"Ne yapıyoruz biz?" dedi kendi kendine. Yine de kıs kıs gülüyordu hala.
“Benimle gel, sonunda ne olacağını bilmesen bile, hadi.”
"Gelebilirsem tabi!" diye seslendi sesindeki kahkahayı gizlemeden. Sonunda çocukken denediği şey geldi aklına. Yere çömelip dizlerini büktü, parmaklarının buza yapışmamasına dikkat ederek kendini ileri itti. Buzun üstünde kayan ayakkabıları ona yardımcı oluyordu neyse ki. Ama biraz da küçük düşürücü sayılabilirdi bu yaptığı. Sonunda Angie'ye yaklaştığında biraz daha mantıklı davranmaya itti kendini. Doğruldu ve yürümeye çalıştı.
"Angela, kumar bağımlısı biri olarak riskleri göze almamak saçma olur. Ama her kumarbaz bile duracağı yeri bilmeli. Yani... kaybedeceklerini göze alarak mı oynuyorsun? İleride bulacakların geçmişi anmana sebep olabilir."
Sesi berrak ve pürüzsüzdü. Hissederek konuştuğunda genelde böyle oluyordu.
Buz üzerinde geçirdiği zamanın korkutucu olduğunu kabullenmeye başlamıştı. Çoğu şeyden korkmasa da donarak ölme düşüncesi ürkütücü gelirdi gözüne. Buna sadece bir buz tabakası kadar uzak olduklarını kafasından atamıyordu.
"Buzun kırılacağını bile bile üzerine çıkarım. Yürürüm, eğer yürüyebiliyorsam. Ama bu sadece ötesinde bulacağım şeyin hayatımdan önemli olup olmaması ile ilgili. Ve değilse, altımdaki buz inceldiğinde devam edebileceğimi sanmıyorum. Değerse... o zaman kutuplarda bile yüzebilirim."
Son kelimesiyle tebessüm etti hafiften. Yeniden bir adım attı ama alçak sesli de olsa işittiği ürkütücü sesi duyduğunda kanı buz kesti. Angela'nın topuğundan itibaren başlayan ince çatlak kendisine doğru ilerliyordu. Gözleri korkuyla açıldı, kendini refleksif olarak Angela'yı çatlağın başladığı alandan geriye itmek için ileri attı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Angela Fitzgerald

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
Angela Fitzgerald



Mücadele Tarafı : Övünç
Rp Sevgilisi : Lucas Wilson
Kan Durumu : 0Rh+ acil durumlar için felan

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Geri: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptySalı Nis. 13, 2010 7:44 pm

Buzun üzerinde umarsızca ve korkusuzca dönmek tam bir delilikti ayakkabıların buzun beyaz zemininde bıraktığı çiziklerin o zemini çatlatacağından bir haber, olduğu yerde durup James'i dinledi. Onun kahkahası kulaklarında çınlarken gülümsemeden edemedi karşılık olarak. Bu ifadeye ölebilirdi elbette. Genç adamın yüz hatları neşeyle parlarken onun biçimli hatlarını incelemeden edemedi. Başını hızla öte yana çevirdi minik burnu havaya kalkmış James'den öteki tarafa bakıyordu. Evli bir kadının bir erkeği bu şekilde güzel bulması günah olabilir miydi? Bunun korkusunu duyacağını sanmıyordu şayet çoktan aforoz edilmesi gerekirdi Katolik ailesine göre bu sihirli dünyanın kızgın cadısı olduğu için. Hafifçe omuzlarını silkti o çok kısa anda genç adama bakışlarını tekrar çevirip. Ne yapıyorlardı böyle? Evet bu tam bir delilikti. Peki en fazla ne olabilirdi ki? Suyun içine düşer ve ölürdü. Ha ha! Gerçekten tebrik edilecek oldukça eğlenceli bir düşünceydi. “Yapma James en fazla donarak ölürüz oda az ilerideki kıyıya ulaşamazsak tabi” kendi ölmekten korkmuyor olabilirdi veya bir yerlerine bir şeylerin olmasından fakat bu yaptığı sorumsuzlukla onuda cezbetmiş James'i tehlikeye atmıştı, bir an bu aşırı derecedeki neşeli hali soldu, ciddiyetle çatıldı kaşları. Bacaklarının altından başlayan çatırdama dolu seslere kulak kesildi bir an başını eğip James'e doğru ilerleyen o ince çizgiye ardından genç adama baktı “Tamam aslında çokta aptalca bir hareketmiş.” hızla bir iki adım attı fakat yinede geldiği yere geri dönmek için geç kalmıştı. Önce elinin James'in kolun değdiğini ardından kayıp buzun sert zeminine çarptığını hissetti, soğuk su iliklerine kadar işlemişti.

Ceketi eteği ve kızıl saçları suyun altında dalgalanırken gözlerini açtı. Bir an gözlerinde suyun teması ile bir acı hissetse de bu his çabuk geçivermişti. “James.” demeye çalıştı dudağından çıkan baloncuklarla biraz su yutmuştu. Elini hızla çokta uzakta olmayan genç adamın koluna geçirip sıkıca kavradı asasını çıkarttığı cebinden dökülen gümüş galleonlara aldırmadı bile. Çok uzun sürmeden birkaç dakika önce oturdukları o sert zemin üzerinde buldular kendilerini. Angela sonunda genç adamın kolunu kavramaktan vazgeçip elini geri çekti, yüzüne düşen ıslak saçlarını başının gerisine doğru attı çabuk bir hareket ile ardından yanaklarından süzülen su damlacıklarını sildi James'in, tipik şefkatli bir anne edası ile davranmıştı bir an için “Tamam günün sorumsuzu ve günün kahramanı olmaya aday mıyım, ve bu yaptığım için beni dizine oturtup eşek sudan gelinceye kadar dövecek misin?” kendini tutamayıp kıkırdadı yine. Bir parça tuzlu su bu kahkaha ile karışıp hıçkırık tutmasına sebep olmuştu güldüğü zaman hep aynı şey geliyordu başına buda onu sinir bozucu yapmaya aday olabilirdi. Parmaklarını dudağına kapadı ikinci bir hıçkırığa engel olmak ister gibi, fakat omuzları yeni bir hıçkırıkla çoktan sarsılmıştı bile. “Aff-e- hıck Afedersin.” dedi sonunda garip davranışları yüzünden özür dilercesine. Soğuğun teninde oluşturduğu kızarıklıklarda cabasıydı. “Benim o dahiyane büyük annem olsaydı şu an ıslak elbiselerimizi kurutmamız için birkaç büyü yapabilirdi fakat ben ne olduğunu hatırlamıyorum bile o sözlerin.” büyük annesinin zekası kendisinde olsaydı ona minnet duyabilirdi, fakat o çoktan tozlu raflar arasındaki tarih kitaplarında büyük bir mucit olarak çoktan yerini almış ve yaşam çizgisindeki yerini doldurup hayata gözlerini kapamıştı
.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James M. Strong

Kütüphane SorumlusuKütüphane Sorumlusu
James M. Strong



Rp Sevgilisi : Eskiden Angela vardı, buz tutmuş göle düşüp donarak öldü.
Kan Durumu : Safkan
Patronus : Tilki

Onun gibi birşey Empty
MesajKonu: Geri: Onun gibi birşey   Onun gibi birşey EmptyÇarş. Nis. 14, 2010 7:29 pm

Soğuk su ile teması ile tüm beden ısısının düştüğünü, bilincinin benliğinden sökülüp alındığını hissetti sanki. Yüzmek çoğu zaman beceriksiz kabul edilebileceği bir konu olmuştu, o anın şokuyla beraber sanki kasları kitlenmiş, katı bir cisimden farkı olmamıştı. Su kıyafetlerine işlerken James'i tamamiyle kucaklamıştı. Sıcak bir ana kucağı değil, aksine kendisini sarmalayan ölümün soğuk kollarıydı. Gözleri ışığın sert buz tabakasına vurmasıyla aydınlık kazanan suda sabitlenmiş, kolları aşağı batarken suda dalgalanıyordu. Aradan geçen azıcık saniye yıllar gibi gelmişti gözüne.

"James sana söylemem gereken bir şey var."
"Drew? Ne oldu?"
Kemirilen dudaklar,omuzlarından dökülen saçları. Tereddütlü saniyelerin gerginliği ve sonunda iki kelime.
"Ben hamileyim."
O kadar ani gelmişti ki o an. Nedense James'in aklının ucundan bile geçmeyen bir etken, kararsızlık anı. Sonunda sevinmişti, aslında hayatının bundan sonra berbat olacağını biliyor ama aynı zamanda seviniyordu, kendi kanından bir çocuk, belki hayattaki amaçsızlığının sonu, yeni bir kurtuluştu o. Tabi unuttuğu bir şey olmuştu, hamilelik kaprisleri. Şimdi buz gibi suyun içinde geçen saliseler anında parça parça görüntüleri yeniden yaşıyordu sanki.
Ani ağlamalar, akan makyaj, bağırtılar, kırılan tabaklar, anahtar şıngırtısı, kapının kapanma sesi. Çıkışı ve geri dönmeyişi böyle olmuştu. O muggle sokağından ayrıldıktan sonra mugglelar arasındaki araştırması da sona ermişti. Ardından sayamayacağı kadar kadın girdiğinden hayatına, Drew'un hissettirdikleri unutulmuştu lakin geriye ondan nişanlandığı kız damgası kalmıştı sadece.

Oksijen ve temiz havayla gözlerini aniden açıverdi. Soluk teni buzlu sudan dolayı şeffafmışçasına beyazlamış, yapışan dağınık saçları alnını kapatmıştı. Soğuktan titriyor ve nafile olacağını bildiği halde ısınmak adına kendi kendine sarılıyordu ama faydasızdı. Kendi tenine oranla daha sıcak olan el yüzündeki su damlacıklarını sildi.
“Tamam günün sorumsuzu ve günün kahramanı olmaya aday mıyım, ve bu yaptığım için beni dizine oturtup eşek sudan gelinceye kadar dövecek misin?”
Kıkırdamaya çalıştı ama resmen taş kesilmişti.
"Su... deme...bana."
Kulağının dibinde tüfek patlamış bir serçe gibi titriyordu, bu yüzden konuşurken dişleri takırdamıştı.
Onun hıçkırığı, James'in takırdayan dişleri ile resmen ritim tutuyor gibiydiler. Neyseki altlarındaki buz öncekinden daha kalındı.
“Benim o dahiyane büyük annem olsaydı şu an ıslak elbiselerimizi kurutmamız için birkaç büyü yapabilirdi fakat ben ne olduğunu hatırlamıyorum bile o sözlerin.”
Gerçekten kurumuş kıyafetlere muhtaçtılar yoksa zaten zayıf ciğerleri zaatüre ile karşı karşıya kalacaktı.
"Yemin ederim benim de aklıma gelmiyor." dedi, arada yutkunduktan sonra. Gözleri ile çevreyi taradı ve gülümsedi. En kötü durumlarda bile laubali biri olabiliyordu.
"Sanırım az önce yaptığım buz inceldiği halde devam etmek oluyor."
Cümledeki anlamı düşününce gülümsemesi genişledi. Yanak kasları kalıplaşmış, yüzünde görünmez buzdan maske varmış gibiydi. Yumruğunu sıkıp parmaklarını hissedebilmek için, ardından asasına attı elini. Diğer elini yanındaki Angela'nın ince beline sardı ve asayı en yakın karasal alana doğrulttu. İç gıdıklayıcı bir ses ile, sanki asayı etkilemeye çalışırcasına söyledi büyüyü;
"Carpe Portus."
Ayaklarının altında toprağı hissetmek ne kadar güzeldi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Onun gibi birşey

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

 Similar topics

-

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kurgular Sayfası-