AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Yabani Otlar
Bir Kulüp Mü Kuruluyormuş | Bir Tıkla Bakalım!
- Duyuru Panosu -
Işık Tapınağı
Model Değiştirme
Model Başvuruları
Debbie'nin Grafik Galerisi *yeni
' Cuteness s i g n a t u r e s.
La Révolte
Özel Model Başvuruları
Salı Mart 15, 2016 10:01 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:43 am
C.tesi Ekim 02, 2010 11:08 am
Perş. Eyl. 30, 2010 11:07 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 10:04 pm
Perş. Eyl. 30, 2010 6:40 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:37 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 8:25 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 6:13 pm
Çarş. Eyl. 29, 2010 4:35 pm
Astrid Arceron
Darence Elias
Cecil Arwen Dorofee
Foren Alator
Nadia Beauvoir
Harley McMannon
Rosalindie Meinhard
Rosalindie Meinhard
Aurora Clothilde
Savannah Claire Madden


Paylaş | 
 

 Bedenler Ölür Ama İntikam Yaşar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nicolai

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.
avatar



Mücadele Tarafı : Tarafsız

MesajKonu: Bedenler Ölür Ama İntikam Yaşar   Paz Ağus. 22, 2010 3:01 am

Unutmak belki de en doğru hamle olur bu lanet dünyanın devrinde. Ancak hayır tüm yaşamından geriye yönelmeye kalktığım zaman unutamam bu komplo dolu ihaneti. Yaşamımın bu devrine kadar kim bilir kaç ihanete gözlerimle tanık oldum ve kim bilir kaçının olmasını umutla bekledim. Ancak öyle bir tanesi var ki bitirdiğim her gece, izlediğim her ay devrinde aklımdan uzaklaşmayı yeğlemedi. Zaten anlamam neden unutulur ihanetler, komplolar ve beklenmedik korkaklıklar. Hem de büyücülülüğün umulmaz bir şekilde korkaklığa sürüldüğü bu devirde. Hayır ben unutmadım bana yapılanları ve büyücülerin o sığ korkaklıklarını. Zaten nasıl unutabilirim ki varlığıma yönelik bu saldırıyı ve yangını, et kokusunu. Karanlığın parıltısıyla canlanan orman durmuş ve derin bir uykuya yatmıştı. Artık ağaçların yeşil huzuru yok olmuş ve yeri soğuk bir alev almıştı. Hayır bunları unutmam mümkün değil asla. O gece; o yangın; o sessizlik... Sayılabilecek o kadar acı birikti ki içimde tüm öfkemle bakıyorum ileriye ve bir korku zerresi dolanmıyor ruhumda. Gözlerimde sahip olduğum yeni varlığın acımasızlığı ve intikam arzusu var. Tüm geçmişten bugüne bu anı bekledim ve her önemli zamanı yazdım ve okudum nefretimi hatırlayarak. Sayfalarımı geleceğin yangınında tutuşan herkese açıyorum. Böylece bu acının asıl suçlularını kendileri de öğrenmiş olacaklar.

12 Aralık 1034

Sessiz bir gece olduğunu düşünüyordum. Uzun zamandır dünyanın her yerine gitmiştim. Bir çok beylik ve insan gördüm ve şimdi görevini tamamlamanın guruyla geri dönüyorum evime. Evim... Bir vampir olarak sevgi duygusundan yoksun olduğumu itiraf ediyor ve bundan asla utanmıyorum. Ancak aynı zamanda söylemeliyim ki Dwalen'in varlığı unutulmaz bir huzur veriyor bana. Yol boyunca ormanın yeşil tepelerini görmeyi arzuladım. Onun derinden gelen yaşlı kokusu, içine yaklaştıkça duyulan bir canlılık... Sanki dünyanın merkezi tamamiyle buradan çıkıyor ve tüm enerjisiyle kaplıyordu ormanı. Evet evim, bu mantığın çerçevesiyle gelişmiş olan ormanı özlemiştim. Dostlarımı, avlanmakla gecen keyifli geceleri o kadar hevesle bekliyordum ki tüm kötülükleri görmüş biri olmama rağmen tehlikeyi hissetmemiştim bile. Sadece yaklaşmama rağmen ormanın tepesini görememek dikkatimi çekmişti. Bir değişikli olmuş olmalıydı ama ne? Çok geçmeden bu sorumun cevabını da gördüm cehennemin en derin acımasızlığını yaşarken. Şeytanın bize yeminlerle bırakmış olduğu kurallar ve denge bozulmuştu.

Yangın ve ölü et kokusu tüm duyularımı ele geçirmişti. Orman ağlıyor ve yıkılıyordu yavaş yavaş. Ölüm tüm bedeni ele geçiren bir acımasızlıkla sarmıştı yeşilliğin saf yüzünü. Beklentilerimin hepsi teker teker yok olurken, aklım bir şokun eşiğinde patlıyordu. Beyin kıvrımlarımda meraklı ve anlaşılmaz bir soru her seferinde sorguluyordu bedenimi. Nasıl olur? Nasıl olur? Ah aslında basit bir cevabı olduğunu farkındaydım ama söylemek istemiyordum. Kabullenmesi kolay gelmiyor olsa gerek ki dünyanın bu döngü halinde devam eden gerçeği dudaklarımın arasından bir türlü çıkmıyordu. Bu mantığımı zorlayan fikri itiraf etmek yerine ormandan kalan zelzelenin içine attım kendimi. Derime dokunan alevi ne umursuyor ne de dikkat ediyordum derimde açılan yaralara. Nasıl olsa hepsi vampirliğin zehriyle birlikte yok olacaktı bedenimden. Ama tüm varlığımı kaybetmenin verdiği acı... İşte bunu unutmak ne mümkün ne de kolay olacak. Belki de hiçbir zaman ihtimal veremeyeceğim bu duruma. Büyük bir öfke içerisinde dolanıyorum yıkılışın arasında. Gözüme parçalanmış bedenler takılıyor ve ellerim her seferinde biraz daha kasılıyor. Bunların hepsini kafamdan uzaklaştırmalı ve bir ihtimal yok olmamış bir dostumu bulmalıydım. Ne kadar zaman dolaştığımı asla bilemesem de artık ümidimi kaybetmeye başlamıştım. Yavaş yavaş kayaların arasına vardım ve yere çöktüm pes eden bir ses gibi.

Artık bitmiştim. Yok olmalıydım bende tüm bu yıkılışın ve cehennemin eşiğinde. Herkes beni terk ederken, daha nasıl ilerleyebilirdim ki hayatın bitmeyen yollarında. Tam bu düşüncelere kapılmışken bir kıpranış ve öksürme sesleri işittim arkamdan. Nasıl yerinden doğrulmuş ve ilerlemiştim sesin kaynağına. Sanki tüm gücümle uçmuş gibiydim. Kuma ve çamura bulanmış, soluk bir yüz gördüm doğrulan.
"Lonan!" Sesim heyecanlı bir haykırışla çıkmıştı dudaklarımın arasında. Hala biri vardı tüm ailemden bu yana. Yalnız kalmamıştım acımasızlığın karşısında. Kaderin tüm hilelerine rağmen daha kaybetmemiştim bu kurnaz oyunu. Evet çok fazla kaybım olduğunu inkar edemem ama hala yenilmemiştim sonuçta. Ve önemli olan yenene kadar savaşmaya devam etmekti. Tek bir söz söylememiş olmama rağmen anlamıştı dostum merakımı. "Büyücüler... Bize ihanet ettiler." Gözlerim kısıldı ve tırnaklarım derimi paramparça edersenine battı. "İhanet." İşte söylemekten çekindiğim sözü duymuştum sonunda. Büyücülüğün korkaklığı da bizi -Şeytanın varislerini- basit bir şekilde yok etmek istemiş ama tüm olaya tanık birini arkadalarında bırakmıştı. Bu muhtemelen büyücü dünyasının ikinci en büyük hatasıydı. Öncelikle verilmiş sözü bozmuş ve sonrasın tüm olayın tanığını gerilerinde bırakmışlardı. Dudaklarım büzüldü acımasızca. Evet artık ne yapacağımı kesin bir şekilde biliyordum. Sadece ama sadece İntikam olacak artık yol göstericim.


En son Nicolai tarafından Paz Ağus. 22, 2010 3:12 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lonan Doyle

Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.Şu an Muggle'sınız. Lütfen bir rütbe edinin.



Mücadele Tarafı : Çıkarları

MesajKonu: Geri: Bedenler Ölür Ama İntikam Yaşar   Paz Ağus. 22, 2010 3:10 am

10 Aralık 1017.
Karanlığın içindeyken, karanlığa saplanmak daha kolaydır; aydınlığa çıkmak çaba ister ve sonucunda arkanıza baktığınızda boşuna heba ettiğiniz yılları görebilirsiniz. Büyü, benim için eşi bulunmaz bir nimetti, her şeyi denememe imkân kılıyordu. Birçok yer gezdim, birçok çalışma içine girdim. Karanlığa saplandıkça saplandım, yüzüm korkunç bir hal aldı; tanıdığım herkes benden korkuyordu. Bu ise bana tarifsiz bir zevk veriyordu. Ölümsüz olmanın yolunu bulmuştum, bedeli ağır olsa da. Bir yerlerde, bana hayat verecek bir parçam vardı. Bunun rahatlığıyla karanlık sanatlara daha da saplanmıştım. Tanımadığım türler ile iletişime girmiştim, öte dünyadan yaratıklar ile iletişim kurmanın yolunu ise bu türler ile yakınlaşarak yapabileceğimi düşünüyordum ve bunun için Transilvanya’daydım. Onu gördüğümde, güzelliği ve çekiciliği beni kendisine bağlamıştı. O benim büyücü olduğumu bilmiyor ama ben onun vampir olduğunu biliyordum, o da benim bunu bildiğimi bilmiyor olmalıydı. O, benim tüm çirkinliğime ve soğukluğuma rağmen bana değer veriyordu; ötekileşmiş olan beni, idare ediyordu. Fakat bunun, benim kanımdan faydalanmak için olacağını sonradan öğrenecektim.

Gece yarısı. Şatosuna davet etmiş, güzel bir gece geçireceğimizi düşünüyordum. Her ihtimale karşı asam yanımdaydı fakat bana getirdiği şaraba elimi uzatırken, beklemediğim bir anda saldırdı. Bilincimi kaybetmiştim. Çok acı çektim, ruhum yok oluyordu. Kalp atışlarımı hissetmiyordum fakat çok uzaklarda bir yerde, kalan ruhumun parçasının beni çağırdığını hissediyordum acı içinde kıvranırken. Beni öldürmemişti, dönüştürmüştü. Bir ay sonra kendime geldiğimde, nedenini sormuştum. Söylememişti. Beni ailesi ile tanıştırmaya götürdü. Büyücüler ile geçmişte savaşmış fakat antlaşma sonucu, saldırmama kararı alınmış bir klanın içindeydim. Yeni yetme bir vampir olarak kana ihtiyacım vardı fakat merakım, kara büyüye olan saplantım beni oradan uzaklaştıracaktı. Ona ondan nefret ettiğimi söyledim, istemeden de olsa. Çok kızmıştı, beni anlayacak durumda değildi. Saldırmaya kalktığında onu engelleyen birisini gördüm. İleride kaderimiz kendisi ile kesişecekti fakat ben bunu henüz bilmiyordum.

03 Mart 1018.
Lutfhen Orman’ının derinliklerinde yer alan gölün kenarındaki söğüt ağacının ortasındaki çukura elimi soktum. Hançeri elime aldım ve daha önceleri yüzlerce kez pratiğini yaptığım ritüeli tekrarladım. Ruhumun kalan parçası bedenime yerleşmek için çaba gösteriyordu. Bu daha önce tekrarlanmamış bir şeydi ve yan etkileri ile avantajlarını görecektim. İnsanın kendisini kobay olarak kullanması, belki de geleceği etkileyecekti bunu bilmiyordum. Yine aynı acıyı hissediyordum, her hücreme yüzlerce kez iğne saplanıyor gibiydi. Acı eşiğimi geçtikten sonra bir şey hissetmedim. Bayıldım. Aslında öldüğümü zannetmiştim, bir sürü siluet görüyordum, fısıldıyorlardı bir şeyleri. Ve uyandım. Hem de güneşin altında, capcanlı. Kendimi vampirken daha bu kadar iyi hissetmemiştim. Hemen gölün başına koştum. Vampir görüntüm hala duruyordu, dişlerim hala aynıydı. Hançeri aldım ve elimi kestim. Kan aktı ve hızla iyileşti. Ardından asam aklıma geldi. Asamı asla atmamıştım. Vampirlerin arasında iken onu saklamıştım ve şimdi kullanmanın zamanıydı. “Incendio.” Bir ateş huzmesi yerdeki yaprakları yakarken, yeniden doğmuş gibiydim. Gülüyordum kahkahalarla. Bunu kimse öğrenemeyecekti. Bazı sorular vardı kafamda hala. Kana olan ihtiyacım devam edecek miydi, yıllar beni yaşlandıracak mıydı ve hala ölümsüz müydüm? Sonradan öğreneceğim gibi, ne kana ihtiyaç duyuyordum ne de yaşlanıyordum. Vampirlik özelliklerime büyücülüğün temelleri yüklenmişti hepsi bu kadar.

5 Aralık 1034.
Klana geri dönmüştüm, beni benimsedikleri yere. Sırrımı sadece iki kişi biliyordu, diğerleri ise onlara mesafeli durduğumu düşünüyorlardı. Kanımın aktığını hissetmiş olmaları muhtemeldi, fakat liderleri ile aramın iyi olması bunu sormalarını engelliyor olmalıydı. Ya da vampir görüntüm, vampir kokusunu getiriyor; bu da kanın kokusunu hissettirmiyor olabilirdi ki aslında bu konuda hiçbir dedikodunun geçtiğini de duymamıştım. Klana geri dönmeden önce, büyücülerin arasına katılmak istemiştim fakat benim dış görünüşüm onları aldatmış, büyü yapmama rağmen beni dışlamışlardı. İğrenmiştim ırkımdan, soyumdan, onların kendisini üstün gören zihniyetinden. Nicolai. Dişi vampirin bana saldırısını önledikten sonra, geri dönmemden sonra da beni kabul eden yüce dost. Bir haftalığına başka bir yere gidecekti ve buraya göz kulak olmamı söylemişti. Gülümseyerek vedalaşmıştık ama hainleri engellemek zordu.

12 Aralık 1034.
Orman yanıyor. Birçok can yoldaşım yanıyor. Elimde asam ile fark edilmemi umursamadan söndürmeye çalışıyorum her yanı fakat büyücülerin sayısı çok fazla. Teker teker çığlıklar eşliğinde yok oluyor her bireyimiz. Nefretim büyü gücüme etki ediyor ve işkence büyüsü yapmaya başlıyorum her önüme gelen büyücüye. O an fark ediyorum ki, duygu isteyen büyülerde oldukça etkili olabiliyor sonradan vampir-büyücü olan kişi. Öldürüyorum birçoğunu ama yoruluyorum. Gücüm tükeniyor. Orman yanıyor. Gökyüzüne kalan tüm gücümle hava değiştirme büyüsü savuruyorum. En başta neden düşünememişim. Cılız bir yağmur yağıyor. Ardından orman yanmaya devam ediyor. Kaybettik. İhanet, onlara zafer getirdi. Bayılıyorum, kurum içinde ciğerlerim yapış olmuş bunu hissediyorum. Bulanık bir şekilde Nicolai’nin geldiğini görüyorum. Gözlerindeki alevi görmemek için kör olmak bile yetmez, bunu görüyorum. Yerden zorlukla kalkıyorum. “Büyücüler… Bize ihanet ettiler.”
O an aklıma bir şey geliyor. Yeni bir nesil yaratmak. Yarı büyücü ve yarı vampir. Mümkün olabilir mi bilmiyorum. Ama bir büyücü eş ile bunu deneyeceğim. O anki sessizlikte düşüncelerimizin ortak olduğunu hissediyorum. İntikam, derinden gelir.

21 Eylül 1068.
Birçok büyücü ile ilişkiye girdim, çoğu zorla kaçırılmıştı bunu kabul etmem lazım. Fakat doğan çocuklar bir türlü büyü olarak bir ışık göstermiyordu. Belki de sadece öğretilerek bir şeyler olabilirdi fakat bu da çok uzun bir süreç alabilirdi. Zaten büyümeleri dahi yıllarını alıyordu, uzun vadede bir şeyler yapabileceğimi düşünüyordum. Sabretmek bizim ortak özelliğimiz olmalı. Büyücüler, en çok korktuğu klanı yok etmiş olduklarını düşündükçe; gelecek onlar için delik arayacakları zamanları gösterecek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Bedenler Ölür Ama İntikam Yaşar

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rol Oyunları :: Kurgu Anlaşmaları, Karakter Kartları :: Rol Oyunu :: Kurgularınız-